Misyoner okul cenneti olmuştu topraklarımız

Merhum Necdet Sevinç, ‘Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetler’ isimli kitabında misyonerliğin tarihini, misyonerlerin ne tür faaliyetler içinde bulunduklarını, açtıkları misyoner okullarının içyüzünü anlatır. Metin Uygun yazdı.

Misyoner okul cenneti olmuştu topraklarımız

İslam’ın doğar doğmaz kısa bir sürede Doğuda ve Batıda hızla yayılması, insanları zulüm ve cehaletin pençesinden kurtarması, Hıristiyanları, özellikle Hıristiyan Avrupa’yı İslam’a karşı harekete geçirir. Sonra, asırlar boyu sürecek çok yönlü bir mücadele başlar İslam ve Hıristiyan Batı dünyası arasında. Bu mücadelede her yol mübahtır Batı için. Önce İslam dünyasını çökertmek ister. Sonra da onu kendine göre yeniden kurarak, istediği şekli vererek onun efendisi olmak arzusunu taşır. Batılıların yürüttüğü bu çalışmalar Şarkiyatçılık veya Oryantalizm olarak adlandırılıyor. Bütün İslam ülkelerini, dini, ideolojik, ilmi, fikri ve kültürel yönden yönetmek için misyoner okulları açılmış, ele geçirecekleri ülkenin seçkinlerini, kendi istekleri doğrultusunda yetiştirerek gayelerine ulaşmayı başarmışlardır.

Merhum gazeteci yazar Necdet Sevinç, Bilgeoğuz Yayınları tarafından ilk baskısı 2007 yılında yayımlanan ‘Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetler’ isimli kitabında misyonerliğin tarihini, misyonerlerin ne tür faaliyetler içinde bulunduklarını, açtıkları misyoner okullarının içyüzünü anlatır. Bu okullar yalnızca okul değildi. Yıkıcı faaliyetlerin örgütlendiği bir merkezdi. Yine ihtilal tezgahları yapılıyordu buralarda. Cephane deposu olarak kullanılıyordu aynı zamanda bu okullar. Yeri geldiğinde casus yuvasıdır, sağlık ocağıdır; hatta küçük birer hastanedir kargaşa zamanlarında bu okullar, kolejler... Halka silahlar dağıtılır buralardan...

Gözlerimiz açtığımızda onlar bizim topraklarımızı, biz ise onların İncillerini almıştık”

Misyonerliğin öncelikli hedefi Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmaktı. Çok uğraşmalarına rağmen bunu başaramadılar. O zaman da Osmanlı bünyesindeki azınlıklara el attılar. Misyoner faaliyetler başlayana kadar devletine çok sadık olan azınlıklar, özellikle millet-i sadıka (sadık millet) olarak adlandırılan Ermeniler, misyonerlik faaliyetlerinin başlayıp hızlanmasından sonra, Osmanlı’nın başını ağrıtan bir topluluk haline gelmişlerdir. Yazar, misyoner teşkilatın içyüzünü anlatabilmek için Kazım Karabekir’den şu sözü nakleder: “Misyoner teşkilatın içyüzünü bilmeyen müstemleke (sömürge) halkının esaretten kurtulması şöyle dursun, bu teşkilata karşı kayıtsız kalan müstakil (bağımsız) milletlerin bile geleceği tehdit altındadır.”

Dünyada misyonerliğin, sömürgeciliğin en fazla tahripkar ve yıkıcı olduğu yerlerin başında Afrika kıtası gelir. Afrikalılar, bugün dahi bu yıkıcı ve hain teşkilatın tasallutundan kendilerini kurtarabilmiş değillerdir. Kenya’nın kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı ve ilk Başbakanı olan, aynı zamanda sömürgeciliğe karşı büyük mücadele veren ve bu mücadelesinden dolayı İngilizler tarafından yargılanıp hapiste bile yatan Jomo Kenyatta, hem Afrika gerçeğini ve hem de sömürgeciliğin içyüzünü çok açık bir şekilde şu sözüyle ortaya koyar: “Hıristiyanlık Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız, Hıristiyanların ise İncilleri vardı. Hıristiyanlar bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler, gözlerimizi açtığımızda onlar bizim topraklarımızı, biz ise onların İncillerini almıştık!”

Misyonerlik kültürel darbeyle hedefine ulaşmıştır

Misyonerlik, arzusunu yerine getirmede ve hedefine ulaşmada en çok kültürel darbeden faydalanmıştır. Batı ile yakın temas kurmaya başladığımızdan beri, ‘devletin bütün kurumlarıyla ve bürokrasisiyle beraber, milletin kurumlarını da Batı ile özdeşleştirmeye çalışan müstemleke aydın tipinden’ söz eder yazar. En başta da ‘sömürgeciliğin keşif kolu olarak yönetilen medya vardır’ der. ‘Batı uygarlığının bütün uygarlıklardan üstün olduğuna inandırıldıkları için Türk milletinin dinine, diline, musikisine, edebiyatına, estetik değerlerine saygı duymaz’ bu aydın tipi... Müstemleke aydın tipine göre; ‘Volter, Şekspir, Gothe, Zola vesaire büyük yazarlardır. Fakat, milliyetine sahip çıkan Gökalp ırkçı, dinine sahip çıkan Akif gerici, bayrağına sahip çıkan Arif Nihat Asya, şovenisttir!’

Misyoner okul cenneti olmuştu topraklarımız

Azınlıkların okul açma faaliyetleri o kadar hızlanır ki, Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman, Rus, Sırp, Bulgar okullarının yanında, Romenler ve Ulahlar bile okullar açar. Sonra Amerika da katılır okul açma kervanına. İran okullarıyla Yahudi okulları da eksik değildir. Tam bir azınlık okulu cennetine döner memleketimiz. Yazar Robert Kolej’den, ‘Bulgaristan’ı kuran kolej’ diye söz eder. “Kolejin 1884’ten itibaren Bulgar öğrencilere ayırdığı kontenjanı her yıl arttırdığını” ifade eden yazara göre, “ihtilalci fikirlerle yetiştirilen gençler Balkan isyanlarının elebaşıları olmuşlardır.”

Kitapta, her azınlığın, her milletin kaç okullu olduğu rakamlarla veriliyor. Yine burada ne kadar öğrenci olduğu belgelere dayanılarak tespit ediliyor. Bu okulların programlarına dair bilgiler de veriyor merhum Necdet Sevinç. Bu ihanet programlarından birini de açıklar. Edremit’e bağlı Cunda (Ali Bey) adasının belediye başkanı, adadaki Rum okulu idarecilerinin şüphe çeken tutumlarını gizlice takip eder ve çok önemli belgeler ele geçirir. Belediye başkanı merhum İzzet Esen’dir. Belgeler arasında bir ders programı vardır. 1884 yılında bir baskın sonucu ele geçirilen programdan bazı bölümler şöyledir:

Türkler hakkında temel düşünce: Türkleri Rumlara ezeli bir düşman olarak tanıtmak. Türklerin en ufak hatalarını büyüterek, Avrupa’ya duyurmak, medeni alemi Türklere düşman etmek. İktisadi politikayla ilgili olarak: Türkleri iktisaden çürütmek, bunun için de zengin Türkleri sakat ticaret yollarına götürmek, bol faizli krediler açmak, ağır şartlarla rehin kabul etmek... Türk ürünlerinin sahtelerini, çürüklerini yapıp, aynı Türk Malı damgası ile satışa çıkarıp Türk müesseselerini iflasa sürüklemek...” Dinle, milli kültürümüzle, sanatla ve diğer konularda ihanet içeren nice maddeler ihtiva ediyor bu programlar. Okudukça, hayret ve dehşete kapılmamak mümkün değil.

Müslümanların her şeyini tahrif ve mahvettik”

Fransız Misyonerleri Cemiyeti Başkanı ve Müstemlekeler Başkanlığı’nın Kuzey Afrika Müsteşarı Louis Massignon’un kitapta yer alan sözleri, misyonerliğin bütün gaye ve elde etiği neticeyi özetler nitelikte: “Müslümanların her şeyini tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlakları, dine bakışları ve insani duyguları mahvoldu. Onların milli, manevi değerlerini, Batı medeniyeti potasında eriterek, kendimize benzettik. İslamiyet'ten uzaklaştırdık. İslamiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur’an'ı öğrenmeyi suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu tam olarak hiçbir şeye inanmıyorlar. Ehl-i sünnet itikadı, başta gelen düşmanımızdır. Bu itikadı geçmişte sapık itikatlara yönlendirdik. Son yıllarda ise Müslüman görünen bazı ilahiyatçılarla, ondört yüzyıllık itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik. Derin bir boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha kolay; maaş bağlayarak, vize vaadi, yurtdışında iş imkanı, hatta cinselliği kullanarak Müslümanları Hıristiyan yapınız...”

Ortadoğu’da, İslam dünyasında, bütün benzerliğiyle, Birinci Dünya Savaşı yılları yaşanıyor günümüzde. Bütün şartlarıyla. İslam âleminin içinde bulunduğu durum, Batıyı ve Avrupa’yı kesmemiş anlaşılan. Şuurlanmamızı, uyanmamızı, ürpermemizi ve korkmamızı anlatıyor kitap.

 

Metin Uygun yazdı

Yayın Tarihi: 11 Nisan 2015 Cumartesi 11:21 Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 15:42
banner25
YORUM EKLE

banner26