Mim’i güvercin halkası yapan şair

Şiirler her zaman duygulara tercüman olmuştur. Hz. Peygamber’e (sas) olan sevgiyi de en iyi naatlar anlatır bu yüzden. Kur’an’da Hz. Peygamber’i öven ayetler bulunduğu için onu eksiksiz övmek mümkün olmayacaktır. Muhammed Kosta, Annemarie Schimmel’in naatları konu edinen kitabı üzerine yazdı.

Mim’i güvercin halkası yapan şair

Ancak Allah bilir ne olduğumu:

İnançlı da, inançsız da olabilirim.

Benliğimi sadık bir hizmetkâr gibi,

Medine’nin ulu Hakan’ına vermek isterim!

Mihrace Kişhan Prasad

Haydarabad Dekkan Eyaleti Hindu Başbakanı

İlk defa 80’li yılların başında basılan ve zamanla birçok baskı yapan Ve Hz. Muhammed (sav) O’nun Peygamberi’dir üst başlığıyla sunulan Hazreti Muhammed (sav) isimli kitabı Annemarie Schimmel yazdı. Biz kitabı Profil yayınlarından okuduk. Özellikle Batı dünyasında Efendimize (sas) yapılan saldırılara verilen tepkilerin sebeplerinin anlaşılmasının ve İslam dünyasında ona gösterilen hürmete saygı ile yaklaşılmasının sağlanması açısından okunmayı hak eden bir kitap. Schimmel Batı’nın anlayışsız tavrından şikâyet ediyor kitapta ve dindar bir Müslümanın dininin Peygamberine ve onun hatıralarına yapılan hakarete karşılık yüreğinde neler hissettiğini anlatmak istiyor bizlere.

Şiirler her zaman duygulara tercüman olmuştur. Hz. Peygamber’e olan sevgiyi de en iyi naatlar anlatır bu yüzden. Kur’an’da Hz. Peygamber’i öven ayetler bulunduğu için onu eksiksiz övmek mümkün olmayacaktır. “Öyleyse yüce Allah’ın sözlerine yaklaşmaktan dahi aciz methiyeleri yazmaya kim cesaret edebilir” diye soruyor Schimmel. Bu güçlüğe rağmen insanlar Hz. Peygamber’i övmekten asla geri durmamış. Çünkü Peygamber’i övmek, boş övgü düzmek demek değildir. Sindî bir yazarın ağzından şöyle söylüyor Schimmel: “Sevgiliyi dilinden düşürmemek aşığın tabiatında vardır.” Ayrıca Peygamber’i methetmenin, Hintli Profesör Gulam Dastagir’in  “Naatların büyük bir kısmının bireysel ve kolektif egonun terbiyesini doğrudan etkileyen ruhi, içtimai ve ahlaki değerlerle ilintisi vardır” sözleriyle ifade ettiği bir yönü var.

İlk naat örnekleri

İlk naatlar Peygamber hayattayken yazılmış. Hassan b. Sabit’in yazdıkları İslam cemaatinin ilk dönemleri hakkında önemli bilgiler veriyor. Yazara göre sadece Hassan b. Sabit değildir bu dönemde naat yazan. Abdullah b. Revaha, Ka’b b. Mâlik gibi isimlerin de Hz. Peygamber’e yazılan şiirleri vardır. Ancak Ka’b b. Züheyr’in Bürde’si erken Arap edebiyatının şaheserleri arasında yer alır.

Ka’b b. Züheyr’in Peygamber için kötü sözler söylediğini, fakat daha sonra korkusundan “Banet Suat (Suat gitti)” dizesiyle başlayan şiiri okuduğunu aktaran Schimmel, şiirin bir kısmına da yer veriyor kitabında.

Arkasında kalbimi bırakarak gitti Suat…

Bu dokunaklı dizeyle şair bize pişmanlığını duyumsatıyor. Sevgiliden ayrılmanın acısı anlattıktan sonra umutsuzca kollarını sallayan dul bir kadını tasvir etmeye geçiyor ve Schimmel bizlere Friedrick Rückert’in tercümesiyle aktarıyor o satırları.

Büyük oğlunun ölüm haberini aldığından beri dermansız,

Feryat etmekte, teselli bulamıyor.

Dehşet içinde göğsünü parçalıyor elleriyle,

Ve üstündeki gömleği lime lime.

İki haberci bir aşağı bir yukarı gidiyor telaşla,

Ve herkes sadece: ‘’Ah Ka’b sen öldün’’ diyor.

Bir Kadın’ın oğulları ne kadar çok dolaşsa da,

Gün gelir, bir iskelede iner.

Allah’ın elçisinden bana tehdit geldi, ama

Ondan af beklemek de umut edilir.

Ve Hz. Peygamber hırkasını hediye eder…

O sırada Hz. Peygamber hırkasını (bürde) çıkartıp Ka’b’ın omuzlarına koyarak onu bağışladığını göstermiş. Gerçekten de bu muazzam şiirden etkilenmemek elde mi?

Bürde, Arap edebiyatında özel bir konuma sahip olmasının yanı sıra kendinden sonraki naatlara da örnek olmuş. Kitapta belirtilen ilginç bir nokta ise, İndus vadisindeki naat şairlerinin ‘Banet Suat’tan “Bahn” kelimesini türetip, bu kelimeyi mesleklerini tanımlamak için kullanmaları.

Başka bir naat yazarı da el-Busiri. Hikâyesini aktaralım. Rivayete göre Busire’ye inme iner. Busiri “mim” kafiyeli bir şiir yazarak Peygambere sığınır ve onu öven bir şiir yazar. Peygamber şairin rüyasına girer ve Züheyr’e yaptığı gibi onun üzerine hırkasını örter. Bunun üzerine şair, sabah olunca yürümeye başlar.

Kısa süre sonra bu şiirde kutsal bir güç saklı olduğuna inanılmış. İnsanlar şifa bulmak için onu gözlerinin üzerine koyar, içindeki bazı beyitlerin fakirlikten ve vebadan koruyacağına inanırlarmış. Schimmel bu olay üzerine yorum yapmıyor ama bu tür davranışların ne kadar doğru olduğu bizim aklımıza takılmadı değil.

Busiri’in etkisi bu kadarla kalmamış. Onun şiirinde değişiklik yapılarak “tahmis” ve “taştir” isimli başka şiir formları elde edilmiş. Bu edebiyat, yazarlar ustalık ve hüner göstermek hususunda aşırıya gittikçe özünden uzaklaşmış. Örnek olarak Sasari isimli şairin yazdığı bir methiyenin her beytinde alfabenin neredeyse tüm harfleri kullanılmış.

Naatlarda ayet ve hadisler de kullanıldı

Schimmel, Hz. Peygambere (sas) yapılan bunca övgüye rağmen onun asla Hz. İsa gibi tanrılaştırılmadığını da ekliyor. Aksine bu methiyelerin onu anlatmak için yetersiz kaldığını belirterek yine Busiri’nin dizilerine yer veriyor:

Hristiyanların kendi peygamberleri

için iddia ettiklerini ben iddia etmem ve

O’nun için yapılan övgüleri tanımaktan çekinmem,

zira o’nu tanımak senin bildiğin şeydir.

Onun şahsına her türlü asaleti atfederim,

çünkü o’na asalet veren Sensin

Efendimizi övmek için şairler eserlerinde ayetleri ve kutsi hadisleri de kullanmışlar. Gazneli Senâi “Sabah Aydınlığında” isimli bir eser yazmış. Akla geleceği gibi eser Duhâ suresiyle ilgilidir.

Cebr ve kader’in el yazması

o’nun çehresinde ve saçındadır:

Biri “gecede” ve öbürü “sabah aydınlığında!

Mim’i güvercin halkası yapan şair

Emir Hüsrev ise “Ben içinde mü’min bulunmadığı Ahmed’im” (yani, ahad’ım/tek’im) kutsi hadisi ile oynamış. Şair kelimenin içindeki yuvarlak mim’i Peygamberliğin mührü olarak görmüş ve bu halkayı güvercin halkası gibi boyuna geçirmekten bahsetmiş. Böylelikle mim’i boynuna geçirenin imanı da güvercin halkasına dönüşür, yani bir daha boynundan çıkmaz demek istemiş.

Şairler Peygamberi yalnızca övgü sözleriyle methetmemişler. Onun hakikati belirlemedeki rolünden de bahsetmişler. Örneğin Senâi şunları yazmış:

Allah senin ‘’âlemlere rahmet’’ olduğunu söylemedi mi?

Dünyada neyin put, neyin ebedi Tanrı

olduğunu kim bilebilirdi?

Senâi’nin İslam ortodoksisi tarafından hoş karşılanmayacak bir yönü var yazar göre. Bu da Peygamber ve vahiyler ile felsefenin öğretileri arasında kıyaslama yapmak eğiliminde olmasıdır.  Bir şiirinde İbn-i Sina’ya yer vermiş. Birçok kimsenin bildiği gibi bazı kesimler İbn-i Sina’ya pek hoş bakmaz. Bunun yanında Senâi abartılı naatlara (eulogie) da ilham olmuş.

Schimmel’in kitapta anlattığına göre, Mevlana için Hz. Peygamber ilahi aşkı sunan bir sakiden ziyade, şarapla dolu olan kadeh ve bakıra benzeyen insan tabiatını altına çevirmeyi başaran muhteşem bir iksir. Tabii bu şarabın mecazi bir anlamda kullanıldığını belirtmeye gerek görmüyoruz. Sadece Hz. Peygamber’e yazılan şiirlerin dahi insanı terbiyede kullanıldığını göz önünde bulundurursak Mevlana’nın ne kadar haklı olduğunu görebiliriz.

Zamanla sevgi yerini “aşka” bırakır naatlarda

Geç dönemlerde kavramlar değişiklik göstermiş “sevgi” kavramı yerini “aşk”a bırakmış. Yazar aşktan biraz “erotik” çağrışımı da olabilen bir kelime olarak bahsediyor. Bu kelimeye çok alıştığımızdan farkında değiliz belki de ama yazarın bu çağrışıma değinmesini garip bulduk.

Bunca övgü ve sevginin üzerine Hz. Peygamberin, ebedi hayatın kapısını aralayan kişi olduğunu hem halk ozanları hem de elit zümre edebiyatçılarının iyi bildiğini söylüyor, Schimmel. Örnek olarak Mevlana’nın şu dizelerini gösteriyor:

Bütün dünyanın gururu olan

Mustafâ bizim kervanımızın başıdır.

Bitirirken özetlemek gerekirse, İslam’ın yayıldığı her coğrafyada Hz. Peygamber’e övgüler düzülmüş; onun şefaatini umulmuş ve o bir çıkış bir kurtuluş kapısı olarak görülmüş. Bizim coğrafyamızdan çıkan Mevlit, Yunus’un “Seyrettim Muhammedi” dizeleri de buna örnektir. İnsanlar onu yüce Allah’ın sevgili kulu olarak bilmişler; onu ana, baba ve evlatlarından daha çok severek gerçek manada iman etmek istemişler. Bu ayrıca onun ilahlaştırılmadan sevildiğini de gösteriyor. Çünkü bu, Allah için ve Allah adına sevmektir.

Annemarie Schmimmel’in kitabı Hz. Peygamber hakaretçilerine gösterilen tepkilerin tüm dünya insanları tarafından anlaşılması için güzel bir rehber. Ayrıca biz kitabın Müslüman toplumun ve bireyin terbiyesinde etkili olacağını da düşünüyor ve umuyoruz.

Muhammed Kosta

Yayın Tarihi: 17 Ağustos 2019 Cumartesi 09:00 Güncelleme Tarihi: 09 Eylül 2019, 17:23
banner25
YORUM EKLE

banner26