Milliyetçilik ne günler görmüş..

Tanrıdağı'ndan Hıra Dağı'na Beşir Ayvazoğlu'nun Türk milliyetçiliği hakkında yazmayı düşündüğü 'büyük' eserin minyatürü niteliğinde..

Milliyetçilik ne günler görmüş..

10671Tanrıdağı’ndan Hıra Dağı’na Beşir Ayvazoğlu’nun Türk milliyetçiliği hakkında yazmayı düşündüğü “büyük” eserin bir minyatürü niteliğinde. Böyle olmasına rağmen kitap, Türkçülüğün başlangıcından günümüze kadarki dönüm noktalarını ortaya koyuyor.

Milliyetçilik ve Muhafazakârlık Üzerine Yazılar” altbaşlığıyla yayımlanan kitap, üç bölümden oluşuyor: 1.) Türkçülüğün Ön Tarihi 2.) Tanrıdağı’ndan Hıra Dağı’na 3.) Türk Muhafazakârlığının Kültürel Kuruluşu

Önsöz’e şu cümleyle başlıyor Beşir Ayvazoğlu: “Elinizdeki kitapta okuyacaklarınızı iliklerine kadar yaşamış biri olarak yazdım.” Yakasına bozkurt rozeti takarak, Kürşad gibi gezdiğinden söz açıyor. İlk şiirlerini Nihal Atsız’ın Ötüken dergisinde yayımlamış. MHP’nin yayın organı olan Hergün Gazetesi’nde çalışmış.

Bunları biliyor olmamız, bugün Beşir Ayvazoğlu’nun kendini konumlandırdığı yeri anlamımıza yardımcı olur gibi görünse de o başladığı noktadan çok farklı bir yerde olduğunu, kendisini hâlâ milliyetçi diye tarif etse de bu toprakların tarihinden ve kültüründen beslenen bir milliyetçiliğe inandığını söylüyor.

Ötekileştirmeyen birleştirici bir milliyetçilik

Önsöz’deki şu ifadeler önemli: “İmparatorluk bakiyesi bir coğrafyada yaşadığımın şuurundayım; insanların başına Almanlar tarafından bela edilen ırkçılığın ‘üstün ırk’ safsatasının ve siyasi bir ideoloji haline getirilmiş milliyetçiliğin ayrılıkları körükleyeceğini, felaketler getireceğini fark ettiğim andan beri bu toprakların tarihinden ve kültüründen beslenen bir milliyetçiliği savunuyorum; düşmana ihtiyaç hissetmeyen, ötekileştirmeyen, bütün halkın refahını ve mutluluğunu gözeten, kucaklayıcı ve birleştirici bir milliyetçilik...”

10672Milliyetçiliğin Türk tarihindeki yeri üzerine bir antoloji hazırlamayı düşünen, buna da uzunca bir “Giriş” yazmaya başlayan Ayvazoğlu’nun bu çalışması belli sebeplerle akamete uğramış. Kitabın ilk bölümü, bu “Giriş”in yazılabilen kısımlarından oluşuyormuş. Kitabın son bölümünde Nurettin Topçu ve Erol Güngör hakkında yazılar bulunuyor.

İlk bölümde Türk tarihinin, kavramının, topluluklarının kronolojik ve yapısal izlerini takip ediyor Ayvazoğlu. “Türklük Nasıl Keşfedildi?”, “Validemiz Vatan” bu nev‘i yazılardan. “Türk Tarih Tezi’nin Öncüleri”nde bir Türk milliyetçisi olarak Ahmed Midhat Efendi’nin yaptığı bir konuşmasından devşirilenleri okuyoruz. “Âdem Peygamberin Dili” başlıklı bölüm o çok meşhur tartışma “Hz. Âdem Türkçe konuşuyordu”nun kaynağını ortaya koyuyor. “Osmanlı’nın Ana Rahmi Bursa”da da bir şehrin milliyetçilik hâllerini görüyoruz.10673

“Tanrıdağı’ndan Hıra Dağı”na adlı ikinci bölüm bizi daha yakın zamanlara götürerek Cumhuriyet’in eşiğinden son otuz yılımıza kadar milliyetçiliğin serüvenini ortaya koyuyor. Buradan öğreniyoruz ki aslında İstanbul’da Türkçülük hareketi Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmed gibi Rusya Türkleri tarafından başlatılmıştır. İslam’ın Türklüğün birleşmesinde rol oynayabilmesi için Hıristiyanlık gibi değişmesi gerektiği de savunulmuştur. Arnavutluk isyanının İslamcılarda uyandırdığı hayal kırıklığına da bu bölümde değiniliyor.

Osmanlı Dönemi “Karanlık Çağ”

10676Türk Ocakları’nın Cumhuriyet Halk Fırkası’ tarafından birtakım sebepler gerekçe gösterilerek özerkliği sona erdirilince “faşist teşkilatına benzeyen” halkevleri kuruluyor. Ayvazoğlu bu kısmı “Böylece kültür ve tarih çalışmaları bütünüyle Cumhuriyet Halk Fırkası’nın eline geçmiş oluyordu.” sözleriyle bitiriyor.

Türklüğü yüceltmek için tarihçiler, dilciler, sanatkârlar inanılmaz yollara başvurarak bugün tebessümle andığımız tezler ortaya koymuşlar o dönemde. Bozkurdun kâğıt paraların üstüne yerleştirilmesi, Atatürk’ün bir bozkurt olduğu düşüncesi, Anadolu’da yaşamış bütün kavimlerin Türk, bütün medeniyetlerin de Türk medeniyetleri olduğu iddiaları burada karşımıza çıkıyor.

I. Türk Tarih Kongresi hakkında da uzunca bir bölüm bulunuyor kitapta. Tüm bunlara rağmen Osmanlı Dönemi “Karanlık Çağ” olarak adlandırılıyor, bütün çalışmalar altı asırlık Osmanlı tarihi yok sayılarak yapılıyordu. Bazı İslamcılar dönemin şartlarından dolayı zoraki bir biçimde İslam’la uzlaştırılmış bir milliyetçilik arayışına girmişlerdi. Bundan dolayı 1950’lere kadar ciddi bir İslamcı muhalefetten söz edilemeyeceğini söylüyor Beşir Ayvazoğlu.

İki temel prensip

Kitaba göre Türk inkılâbının iki temel prensibi vardır. Milliyetçilik ve medeniyetçilik. Birincisi bizi Orta Asya’ya ve şark kaynaklarına, ikincisi de Batı düşüncesi ve metoduna götürecekti. Cumhuriyet bize böylece iki “önemli” yol çizmiş oluyordu. Daha da vahimi bir dönem işyerlerinde, devlet dairelerinde çalışanların sadece Türklerden seçildiği de olmuştu. Çıkarılan bazı dergilerin adının Latin harfleriyle beraber Orhun alfabesiyle yazıldığı da vakiydi.

10674Serdengeçti’nin önemi nereden geliyor?

Alman ırkçılığının Türkiye’deki etkisini de bu kitaptan takip etmemiz mümkün. Bizzat görüşmelerle sürdürülen Alman-Türk ilişkileri bir dönem matbuatımıza, kültür derneklerimize tesir etmiş.

Bu türden, keskin bir biçimde Türk ırkını savunan dergilerin önünü Osman Yüksel Serdengeçti’nin Serdengeçti dergisinin aldığını kitaptan okuyoruz. İslamcılık ve milliyetçiliği ilk defa (o dönem için) bir arada dillendirebilmişti. Said Nursi ve Risaleler hakkında yazıların da çıktığı bir dergi olmuştu.

Tanrıdağı’ndan Hıra Dağı’na bugün birtakım kıpırdanmaları bilek gücüyle ortaya çıksa da kültür ortamında etkisini yitirmiş milliyetçiliğin uzun tarihini anlatırken sözü Nihal Atsız’ın Bozkurtların Ölümü romanına getiriyor. Bu roman bir dönem gençlerin elinden düşmezmiş. “Bozkurtların Ölümü eskisi kadar yaygın olarak okunuyor ve gençleri hala aynı şekilde etkiliyor mu?” diye soruyor, Ayvazoğlu. Birçok genç dostumuz muhtemelen böyle bir romanın varlığından ancak bu kitap ya da bu yazı vasıtasıyla haberdar olacaklar. 10675

Son bölümde “Edebiyat Adamı Olarak Erol Güngör” başlıklı bir yazı bulunuyor. Beşir Ayvazoğlu, Erol Güngör’ün yazdıklarından yola çıkarak onun edebiyat hakkındaki düşüncelerini ortaya koymuş. Marksist, varoluşçu edebiyatın ülkemizde etkili olduğu yıllarda hayatta olan Güngör’ün bu durum karşısında çok önemli tespitleri bulunuyor. Sosyalizmin, Marksist teorinin bu topraklarda edebiyat yaparken nasıl da iğreti duracağını burada Erol Güngör’den bir kez daha farklı temellendirmelerle okuyoruz.

Beşir Ayvazoğlu, haddimiz olmasa da söylemeliyiz ki her satırından istifade edebileceğimiz bir kitap armağan etti okurlarına. Milliyetçiliğin geçmişini bunca karmaşıklığına rağmen, boğmadan, titizlikle, ayrıntıyı gözeterek bize sunan başka kitap bulabilir miydik? Seksen öncesine dair sadece okuduklarıyla ya da hatıralarla bilgi edinebilen bugünün genç kuşaklarına milliyetçilik özelinde Türkiye tarihini anlatıyor bu kitap.

Beşir Ayvazoğlu’nu diğer eserlerinden takip edenler de bileceklerdir ki, kitapların hemen tamamı zahmetli bir arşiv taramasından sonra ortaya çıkarılıyor. Bu eser de tıpkı diğerleri gibi Türk milliyetçiliğinin özellikle dergiler üzerinden nasıl ilerlediğini gösteren bir çalışmayla koca bir milliyetçilik literatürü elenerek ortaya çıkarılmış.

Beşir Ayvazoğlu, Tanrıdağı’ndan Hıra Dağı’na.

Yakup Öztürk istifade etti, paylaştı     

Yayın Tarihi: 17 Ocak 2010 Pazar 16:14 Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2018, 18:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Saffet YILMAZ
Saffet YILMAZ - 11 yıl Önce

BEŞİR BEY BIRAKAMADI ŞU MİLLİYETÇİLİĞİ...BAŞIMIZA OLMADIK İŞLER AÇAN,KAFATASÇILIKTAN BAŞKA BİR İŞE YARAMAYAN MİLLİYETÇİLİK HAKKINDA ARAŞTIRMA ADI ALTINDA İRDELEME YAPMAK ZİHİNLERDE TAZE TUTMAKTAN BAŞKA NEDİR.HOCA BIRAKSIN ARTIK BU GERİ DÖNÜŞLERİ DE YENİ ŞEYLER SÖYLESİN ...

Ebrar
Ebrar - 11 yıl Önce

Kültürel milliyetçiliğin tanımının 'bu topraklardan beslenen' nilliyetçilik anlayışı olduğu üzerinde duruluyor. Bu topraklar nereden başlıyor nerede bitiyor. Türk unsurunun olmadığı toprakın niteliği nedir beslenilir mi, organik bir ilişki kurulur mu? Hira'ya gidenler 'Arabın yüzüne' de ' Şam'ın şkerine de bakarlar mı?

İlkay Türkyay
İlkay Türkyay - 11 yıl Önce

Gerçekliği kendi evhamları ile kurgulamayan bir düşünce asla ideoloji adını alamaz.Milliyetçilik yani ideolojinin ilk kollektif görünümü de bu durumdan vareste değildir.Ama milliyetçiliği diğer ideolojilerden farklı kılan bir husus vardır.Yani ego sevgisi.İnsanın kendini başkasından üstün görmesi ona kendi olmayanı istediği gibi yaratma hakkı verir.Ötekileştirmez belki çünkü onu kendi yaratır yani kendini ötekileştirir.Tanrıcığın tanrılığı müminleri olmadan anlamsızdır çünkü.

Sadi-i Şirazi
Sadi-i Şirazi - 11 yıl Önce

Çıktıktan bir gün sonra hemencecik okuyup, bitirmiştim.
Seviyorum ben bu adamı yahu.

banner26