Mevzû' hadisleri sahihlerden ayırmanın yolu ne?

Abdülfettah Ebu Gudde, 'Mevzu Hadisler' kitabında mevzû’ hadisin muhtelif tanımlarını verir ve mevzû’ hadisin hangi şartlarda mevzû’ olabileceği üzerinde durur. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

Mevzû' hadisleri sahihlerden ayırmanın yolu ne?

Sahih bir bilgi ile yol almak, eylemi kuşanmak gün geçtikçe daha zor hâle geliyor. Bazen insan doğru olandan yana tercihini bile isteye kullanmak istemiyor, yanlışı bilerek kabulleniyor. Bazen doğru davranışı/ bilgiyi/ eylemi, yanlış olanından ayırt etmekte zorlandığı için şüpheler içinde ya da bilmeyerek yanlış olanı tercih ediyor.

Sayısız kitap basılıyor, sayısız yazar var, sayısız akademisyen, hoca, allame ve sair… Uzayıp giden, uzun bir kaynak literatürümüz var. Bu zengin literatürün ana kaynaklarını okuyup yaymadıkça, onları doğru bir şekilde izah etmedikçe binlerce kaynak olsun, neye yarayacak? İnsanın sahih olanı bulması, ona yönelmesi zor olduğu kadar vazifesidir de. Kur’an-ı Kerîm ve hadisler sahih olana ulaşmada başvurmamız gereken iki temel kaynaktır. Kur'an ayetleri tartışmasızken hadis metinleri tenkide muhtaçtır. Dolayısıyla “Hadiste böyle geçiyor.” şeklinde doğrudan bir hüküm veremeyiz. Ya da “Hadiste geçen her şey doğrudur, bize olduğu gibi gelmiştir.” yargısında bulunamayız.

Günümüzde kırk hadis türünden eserler yerine, hadislerin nasıl anlaşılması ve anlatılması gerektiği üzerinde duran eserler verilmelidir. Toplumun buna ihtiyacı vardır. Hâlen Kur’an kurslarında kırk hadis yarışmaları düzenlenmektedir. Bu tarz yarışmaların artıları mı yoksa eksileri mi fazladır, bunun üzerinde durulması gerekir. Uygulayıcı yönü azaltan, salt ezbere dayalı eğitim hiçbir zaman istikrar sağlamaz ve ileriye dönük bir başarı kazandırmaz. Peygamberimizin metodu tamamen uygulamaktan yanaydı. Çünkü söz söyleme ve ardından söylenilen sözü hafızaya alma işlemi zaten kendiliğinden geliyordu. Peygamberimiz ve ashabı uygulayarak, yaşayarak inşa ettiler.

Sahabenin titizliğini bizim de göstermemiz gerekiyor

Peygamberimiz bir sohbet halkası içerisinde konuştuğunda bazı sahabiler orada bulunamıyordu. Günlük hayatın meşgaleleri her zaman peygamberin yanında bulunmalarına, onu dinlemelerine müsaade etmiyordu. Böyle olunca peygamberi dinleyenler, ondan duyduklarını duymayanlara aktarıyordu. “Hepimiz bizatihi hadisleri Resûlullah’tan işitemiyorduk. Tarlalarımız, meşguliyetlerimiz vardı. Fakat insanlar o günlerde yalan konuşmuyorlardı. Resulullah’tan hadis duyan duymayana aktarıyordu.” Bu aktarım bir vakanın yaşanmasını ya da o aktarımın yapılmasını sağlayacak bir olgunlaşma zamanını gerektiriyor, sahabe durduk yerde peygamberden rivayette bulunmuyordu. Rivayet etmek yerine onunla amel etmeyi tercih ediyorlardı. Bir insanın kendi yaşadıklarını günlük tutması, önemli gördüklerini not etmesi gibi bazı sahabiler, peygamberden dinlediklerini not ediyor; unutma, yanılma ihtimaline karşılık böylece dinlediklerini kayıt altına almış oluyorlardı.

İslâm’da ayrılıklar başladığında ki Abdülfettah Ebu Gudde, Mevzû Hadisler kitabında bu ayrılığın temelini Hz. Osman’ın şehit edilmesi olarak gösterir, Hz. Osman’ın şehit edilmesinin ardından birtakım fırkalar, sapkın gruplar çoğalınca zaten yalan söylemeye çekinen, peygambere yanlış bir söz izafe etme kaygısı taşıyan sahabe, senetleri sormaya başladı. Kimden rivayet ettiklerini, rivayet edilenin güvenilir olup olmadığını, ilmiyle amel edip etmediğini önemsemeye başladı. Böylece haberleri tenkide ve ayıklamaya tâbî tuttular. Onların bu titizliğini bizim de göstermemiz gerekiyor. Çünkü birçok hadis kitabında uydurma hadisler, yanlış tercümeler bulunuyor. Fakat her konuda olduğu gibi hadisler konusunda da müthiş bir anlaşmazlıkla birbirimizi itham ediyor, hadisleri reddetmekle suçluyoruz. Asıl durmamız gereken konular üzerinde bir türlü duramıyoruz.

İnsanları inandırmak, onların maneviyatı ile oynamak

Ebu Gudde, bahsekonu kitapta hadislere dair genel hatları aktardıktan sonra mevzû’ hadisin muhtelif tanımlarını verir ve mevzû’ hadisin hangi şartlarda mevzû’ olabileceği üzerinde durur: “Mevzû’ hadis, bazen uyduranın kendinden uydurup Resûlullah’a izafe etmesi şeklinde de olur. Mevzû’ hadislerin çoğunluğu böyledir. Bazen de uyduran kimse sahabe ve tâbi’înden selef-i sâlihinin veya bazı düşünürlerin sözlerini veya İsrailî bazı haberleri vb. şeyleri alır ve bunu Resûlullah’a nispet eder.” Örneğin Hz. Ömer ya da herhangi bir sahabeye ait bir söz peygambere izafe edilir, bu da mevzû’ hadis olur. Bir hadisin sahih olma ihtimali zayıf olabilir. Sakındırmak ya da teşvik etmek için bu hadisler rivayet edilebilir. Bu noktada Ebu Gudde şu uyarıda bulunur: “Fakat mevzû’ hadislerin nakledilmesi ve nakledilirken mevzû’ olduklarının belirtilmemesi doğru değildir.”

Mevzû’ hadislerin uydurulma sebeplerini ayrı ayrı başlıklar açarak inceleyen Ebû Gudde, bu konuda aşırı ayrıntılara girmeden konunun özetini vermiş. Siyasî sebepler, İslâm dinine ve devletine düşmanlık, mezhep ve kelâmî ihtilaflar gibi başlıklar altında hadis uydurma sebeplerini açıklamış. Hadis uydurma sebepleri içerisinde geçen birçok başlığı günümüzde de yaşıyoruz aslında.

İnsanları hayra teşvik ve günahlardan sakındırmak için kıssa anlatmak, vaaz vermek başlığı da bir hadis uydurma sebebidir ki, en tehlikeli olanlarından birisi de budur. Bugün medya aracılığıyla insanları sakındırmak, teşvik etmek adına insanlara İslâm’ın içerisinde olmayan birtakım uydurma kıssalar, sözler anlatılıyor. Bu yapılırken aşikâr olan ayet ile desteklenemeyeceğinden yine uydurma bir hadisle anlatılanlar pekiştirilmiş ve desteklenmiş oluyor. İnsanları inandırmak, onların maneviyatı ile oynamak bu kadar kolay hâle gelmiş oluyor böylelikle. İnsanların manevî duygularını sömürmek tamiri zor, koca bir gedik açmışken, insanların dinî bilgileri sömürülerek seviyesiz bir insan topluluğu oluşturulmuş oluyor. Şu uydurulan hadislere bakmak bile insanların dinî duygularının sömürüldüğünü anlatmaya yeterlidir: “Büyük abdest veya küçük abdestin akıp gittiği yere düşmüş bir lokmayı alan ve onu yıkayıp yiyen mağfiret olunur.” “600 yılından sonra doğanlara Allah’ın ihtiyacı yoktur.”

Mevzû’ hadislerden kurtulmanın yolu

Sünneti korumak, sünneti daha anlaşılır kılmak, insanları en sahih bir şekilde peygamberin yoluna tâbi tutmak için âlimler birtakım esaslar ortaya koymuşlar. Ebu Gudde, bu esaslar içerisinden önemli gördüklerini kitabına almış: İsnad, raviler ve şahıslar tarihi, hadisin metni ve manasının tedkîki, cerh ve tâ’dil ilmi bu esaslardan bazılarıdır. Mevzû’ hadislerden kurtulmanın yolunu şu yöntemde görür Ebu Gudde: “İlim ehli ve idareciler, mevzû’ hadisleri sahihlerden ayırmaları için zikrettiğim kitapları insanlar arasında yaymalıdırlar. Çünkü böyle bir şey onların konuşmalarına, delil olarak getirdikleri hususlara karşı hassas olma ve hakikati görme yönünde takviyede bulunacaktır. Dinî kültürlerini dine yapışmış, ona karışmış şüpheli şeylerden temizleyecektir. Bu gerçekleşince mevzû’ hadislerden sahih hadislere döneceklerdir. Bu iş yapılacak olursa tamamı hayır olur.”

İnsanların arasında “Bu hadis mevzû’dur.” denildiğinde ne denilmek istendiği dahi anlaşılamazken herkesin hadisler üzerinden birtakım yorumlarda bulunması, bu cüreti kendinde görmesi hoş bir davranış değil. Basit bir örnekle, Ebu Gudde’nin Mevzû’ Hadisler kitabını araştırıp sorarken bazı insanların yaklaşımı, söz konusu kitapta geçen Mevzû’ lafzının bahis, konu olarak anlaşılması oldu. Bu, endişe verici, kaygılandırıcı bir durumdur. İnsanları kalitesiz ürünlerle, uydurma kıssalarla oyalamak yerine bu konularda bilinçlendirmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

İnsan Yayınları’ndan çıkan Mevzû Hadisler kitabı, Enbiya Yıldırım tarafından Türkçeye çevrilmiş.

 

Hatice Ebrar Akbulut yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2016, 16:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER