Mevlana'yı anlatan kitaplar çok satar!

Sinan Yağmur’un üçlemesinin üçüncü kitabı da Kimya Hatun’a has adıyla çıktı

Mevlana'yı anlatan kitaplar çok satar!

Sinan Yağmur’un üçlemesinin üçüncü kitabı da Kimya Hatun’a has adıyla çıktı. Mevlana ve Şems’ten sonra Kimya’yı da okumuş olduk.

İlk iki kitabın çok sattığını gündemde kalışından biliyorum. En azından çok satanların zirvesini hayli zaman meşgul etti. Sevgili Sinan Yağmur’un daha önceden yazdığı gerek Mevlana gerekse Şems-i Tebrizi romanlarına has bir değerlendirme haberi kaleme almadım. Hem de her iki romanı okumuş olduğum halde. Peki neden bu üçüncü kitabı okuduğumda yazma gereği duydum?

Mevlana’nın bereketi mi?

Konu Mevlana ve onun türevleri olunca bu ülkede hakikaten yazılanlara eğilim fazla oluyor. Tabii işin turizm boyutu da var. Türkiye gibi okuma oranının gayet düşük olduğu bir yerde benim aklım ve de gözüm iki yüz bin satan kitapları görünce afallama, şaşalama ne kadar garabet varsa hepsini yaşıyor. Gerçekten inanılmaz rakamlara ulaşan kitaplar oluyor. Ha, hak eder veya etmez; bunu belirleyen okurlardır. Neticede kitaba parasını veren okurdur. Ne var ki bizim ülkemizde bu kadar, piyasayı takip eden okur var mıdır? İşte merakımı mucip nokta burasıdır. Biri beni aydınlatırsa minnettar olurum. Yoksa kimsenin çok satıyor oluşunu kıskandığımız filan yok.

Yayınevlerinin bazı kitaplara bel bağladıkları da bilinen bir hakikat. Bunu anlamak elbette mümkün. Kapital bir dünyada para getirecek olan şeye kim olsa yatırım yapar. Reklamla birlikte, okunmasa da eminim çok kimsenin evine bu sayede kitap girmiş oluyor. Sağ olsunlar, var olsunlar. Yeter ki evlere kitap girsin. Girsin de reklamla girsin. Ne güzel.Sinan Yağmur, Aşkın Gözyaşları 3

Gelelim asıl mevzuya

İyi de hâlâ “Aşkın Gözyaşları”na demir atamadık. Farkındayım. Girizgah yapıyorum. Asıl meseleye zemin ihzarına çalışıyorum.

Evet, roman, adından anlaşılacağı üzere Kimya Hatun’u anlatıyor. Şems ile evlenmesini. Tabii bu evliliğin bir beden ve şehvet kaynaklı olmadığını okuyunca anlıyor okur. Aralarındaki yaş farkına rağmen evleniyorlar. Aslında bu evliliği Şems’ten ziyade Kimya Hatun istemektedir. Çünkü ondaki gizemi, ondaki olgunluğu ancak böyle çözebilecektir. Aynen böyle de olur. Kimya, evlilikle birlikte sanki bir medrese tahsiline kayıt yaptırmıştır. Maneviyatı ve Allah’a olan kurbiyeti inkişaf eder, düğümler açılır. Şems, adeta adı gibi onun maneviyat güneşi olur.

Kitaba kadın ruhu değdi

Üçlemenin son kitabı, daha iyi bir anlatımı yakalaması beklenirken bence bundan evvelki iki romandan ileri geçememiş. Bu, zannımca romana konu edilen kahramanın Mevlana ve Şems yanında silik kalmasında aranmalıdır diye düşünüyorum.

Roman, Kimya Hatun ağzıyla anlatılıyor. Kadın kahraman oluşu hasebiyle bu durum romanı hareket ve olay bağlamında kısır bırakıyor. Kadın ruhunu anlatmak ve o ruhun izlerini sunmak, ele vermek kolay değil. İşte bu zorluktan olsa gerek, romanda duygusallık ağır basıyor. Duygusallık, özellikle romanın sonunda ortaya çıkan “Adresini Bulamayan Mektuplar”da yoğunlaşıyor. Ki bu mektuplara dair fikrimi biraz sonra söyleyeceğim.

Tasavvufi bilgiler

Romanın tasavvufa dair bilgileri ihtiva ettiğini de bildirelim. Özellikle Kimya Hatun’un Şems’e sorduğu sorularla okur, tasavvufla ilgili bilgileri malumat hanesine yazıyor. Mesela, “Sema nedir ve aşıklar niye sema eder?” Şems, semanın kaynağını ta Peygamberimize (as) dayandırıyor. Diyor ki: “Hz. Peygamber Efendimiz bir Hira mağarasında ilk vahyi aldığında bir de Miraca çıktığında sema etmişti…” Ben de ilk defa bu romanda duymuş oldum Peygamberimizin sema ettiğini. Bilmem siz ne dersiniz? Şimdi burada bazı okurlar şöyle bir soru sorabilirler: Ne yani Peygamberimiz de mi Mevlevi idi? Buraya bir acaba koyalım, okur araştırsın.

Romandaki tashih problemi

Gelelim romanın sonunda hayli bir yer tutan mektuplara. Ben, açıkça söylemek gerekirse mektuplar keşke olmasaydı da roman burada bitseydi dedim. Benden midir nedir, çok sıkıldım mektupları okurken. Duygusal metinler boğmaya başladı beni. Ha, hiç mi olmasın duygusallık? Onu da kasdetmiyorum. Ancak dozunu ayarlamak mesele galiba. Tabii takdir elbette ki yazara aittir. Biz, burada birilerine kara çalmak niyetinde değiliz. Sadece okuduğumuzu değerlendirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken de kendi beğenilerimizi nazara alıyoruz. Neticede edebi eserin çok anlamlı oluşunu unutmayalım.

Roman, içinde barındırdığı didaktik bilgilerle okuruna tasavvuf yolunda önemli bilgiler vermeyi başarıyor. Bunu da unutmadan tekrar söyleyeyim.

Ve son olarak, inşallah sevgili Sinan Yağmur hocam da bu yazıyı okur. Okursa, kitapta aşırı derecede imla yanlışları var. Sonraki baskıya çok iyi bir düzenlemeyle gitsin.

Hürmet ve muhabbetlerimle.

Mehmet Akbulut yazdı

Yayın Tarihi: 29 Kasım 2011 Salı 02:38 Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2020, 12:52
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Çalışan
Mehmet Çalışan - 10 yıl Önce

Birileri bu konunun tutacağını çok iyi hesaplamış diye düşünüyorum. Özellikle de adı geçen müellif. Zira bu kadar kısa sürede üç kitap birden çıkarması buna delalet ediyor diye düşünüyorum. Ayrıca sitenin bütün değerlerimizi piyasa mlazemesi haline dönüştüren zihniyeti reklam etmesini de yadırgadığımı söylemeliyim. Vesselam

Büşra64
Büşra64 - 10 yıl Önce

Mehmet Bey altını çizmek gerekir ki... "Şimdi burada bazı okurlar şöyle bir soru sorabilirler: Ne yani Peygamberimiz de mi Mevlevi idi?" ..söylemiyle okurunuzun dilinden böyle bir soru sormuşsunuz.Sizinde pek tabi bildiğiniz gibi; Hz.Mevlana,Peygamber Efendimizden örnekle bir yol oluşturmuştur,bir çok tarikatte olduğu gibi...Bunun aksi mümkün olmadığı gibi böyle soruda okurun mantığına aykırı.

kasım yılmaz
kasım yılmaz - 10 yıl Önce

Mevlana'yı anlatan kitaplar çok satar da Mevlana'nın eserleri neden o kadar çok satmaz. Doğrusu bu soru üzerinde düşünmek gerek. Değerlerimizi tüketimin nesnesi yapmakta ne yazık ki üstümüze yok.

banner26