Meral Maruf bize gerçek hikayeler anlatıyor

Meral Maruf Dullar Kampı adlı yürek parçalayan kitabında bizi o dönemin Afganistan’ına götürmekle beraber İslam dünyasının da içinde bulunduğu zulmü gözler önüne seriyor. Yunus Sürücü yazdı..

Meral Maruf bize gerçek hikayeler anlatıyor

Batıyı sevmeyeceğim. Elhamdülillah. Batı dünyası, özünde çirkinlik, çirkeflik barındıran bir yapıya sahip. Nefret, kin, savaş, sömürü, zulüm, işkence, öldürme Batı dünyasının diğer adları. “Küfrün ihsanı olmaz” der İsmet Özel. Hakikaten de böyledir. Batı yüzyıllardır dünya ile adeta bir savaş halinde. Doğaya, insana, mahlukata madde olarak bakıp kendi mevcudiyetinin dışında kalanlara en alçak muamelelerde bulunmaktan geri durmuyor. Bunun en açık örnekleri Batının yüzyıllardır insanlığa vurduğu darbeler. Atom bombaları Uzak Doğu’da patlar, Afganistan’da çocuklar, anneler, babalar ölür, Afrika’da insanlar etlerine, kemiklerine kadar sömürülür, Balkanlar’da yüzbinlerce insan inancı uğruna çukurlara doldurulur, Bangladeş’te Müslümanlar İstiklal Mahkemeleri devri yaşar, Moro’da, Patani’de insanlar yakılır, Filistin’de çocuklar anne karnında şehid edilir… Ve dünyanın daha nice nice yerlerinde zulüm, işkence…

Batı dünyası terimini kullanmam Batıyı coğrafi olarak ele almaktan ziyade onu bir düşünüş biçimi olarak ele aldığımdandır. Ne var ki yukarıda saydığım bütün zulümler farklı coğrafyalarda gerçekleşse de bunu yapan “batı kafası”dır. Dolayısıyla mesele coğrafya üzerinden değil düşünme biçimi üzerinden yürütülüyor. Bu nedenle Batı dünyası adlı kullanım bu anlayış üzere anlaşılmalıdır.

Meral Maruf, Dullar Kampı adlı yürek parçalayan kitabında bizi o dönemin Afganistan’ına götürmekle beraber İslam dünyasının da içinde bulunduğu zulmü gözler önüne seriyor. Kitabı okurken ve bu yazıyı yazarken bütün samimiyetimle söyleyeyim ki hararetim arttı ve terledim durdum. Çünkü mesele çok büyük bir mesele. İşin ucunda ümmet var.

Cihâd: Taze, yeni, yine, en güzel çare

Kitap insanın kanını donduran hikâyelerle dolu. Afganistan’daki gül gibi çocuklar annelerine “babam ne zaman gelecek” diye her sorduklarında anneleri, “babanız gelemez, o cephede” diyorlar. Anneler, çocuklar açlık, sefalet içinde. Afganistan çalkantılı bir dönemden geçiyor. Savaş, kan, gözyaşı memleketin her yerini kara bir bulut gibi çepeçevre kuşatmış durumda. Binlerce erkek şehid olmuş. Batı hiç acımadan yüzbinlerce insanı genç, yaşlı, erkek, çocuk, kadın demeden hırsı uğruna şehid etmiş. İşte bu kitap, kocaları savaşta şehid olan kadınların toplandıkları kampı anlatıyor.

Meral Maruf bu kitapta tasvirlere çok önem vermiş. Kitabı okurken kendinizden geçiyorsunuz. Sanki oradasınız. Sanki ölen babanız ve siz sanki annenizle dullar kampında ağlaşıyorsunuz. Kitap hüzne gark ediyor insanı. Müslüman kardeşlerimizin acılarına ortak ediyor. Meral Maruf aslında kitabı Afganistan hakkında yazsa da onun bize anlatmak istediği İslam ümmeti. Afganistan üzerinden bir örnek vererek bize ümmetin içinde bulunduğu durumu haber veriyor. İslam dünyasının bugün savaş ve kan içerisinde bulunması cihâd farzının eda edilmemesindendir. Kitapta bu durum güzel bir şekilde açıklanıyor: “Ana, kafirler vatanımıza saldırdılar, bizi esir etmek istiyorlar. Bunlar Allah’a inanmazlar. Daha sonra bizleri dinimizden çevirmek isteyecekler. Bizi çeviremezlerse bile ardımızda kalan çocuklarımızı, torunlarımızı çevirecekler. Ana, biliyor musun? Peygamber Efendimizin emrettiği cihâda başlamak… Evet ana, kurtuluşumuz ancak bununla mümkün. Yok eğer susup başka çare ararsak çok yanlış etmiş oluruz.”

Cihâd, Abdullah Azzam’ın deyimiyle adeta suç ve ayıp sayılıyor günümüzde. Ve bu artık Müslümanlar arasında da maalesef kabul görmüş. Âlimlerimiz(!) Efendimiz’i (sav) İsa (as) gibi yapmak istiyorlar. Medya hep Efendimiz’in (sav) elindeki gülü gösteriyor bize, diğer elindeki kılıcı göstermiyor. “Artık kılıcın, silahın hükmü mü kaldı canım; devir teknoloji devri” deyip cürmümüze cürüm katıyoruz. Evet devir teknoloji devri ama kafirlere şirin olacağız diye silahı da elimizden bırakmamak lazım. Fakat hem medya hem de bazı popüler âlimler bizi daima başka yöne itiyorlar. Güzel âlimlerimizi bulmamız lazım, onların sesini duymamız lazım. Âlimleri olmayan toplumun halkı daima kör, daima susuz kalacaklardır. Sureti mülevven, sireti müşevveş, basireti kapanmış, içinde dini bilgiler olan etten kemikten flaş belleklerin ortalıkta dolaştığı günümüzde cihâdı seven yiğitler de elbette doğacaklardır. Böyle ümit ediyoruz. Ve bu şerefli ümmet tekrar ayağa kalkacaktır.

İman en büyük kuvvet

Kitapta imanın ne büyük kuvvet olduğu üzerinde de duruluyor. İmanı kemale ermiş olan bir mümin değil kafir, dünya karşısında bile eğilemez, bükülemez. Yiğitler Rus askerleri karşısında savaşmıyorlar. Resmen ölüme atlıyorlar. Bunun yegâne sebebi imanın gönüllerde zirveye ulaşmasıdır.

Dullar Kampı adlı bu güzel kitapta bu konular gerçek hikâyelerle okuyucuya sunuluyor. Kafirler Allah yolunda savaşan mücahidlerden korkuyorlar. Mahlukat, Allah yolunda mücadele edenlerle beraber hareket ediyor. İki yüz çadırlık kampta bulunan kadınların hâli de tevekküle, hamde ne kadar bağlı olduklarını gösteriyor. Bu hiç şüphesiz onların imanlarından kaynaklanan bir durumdur. “İşte fakirhane çadırımız ve sıcak suyumuz. Hâlimize bin şükür” diyerek evi, arabası, parası, malı mülkü olup hâlâ yoksulluktan dem vuran modern insanın yüzüne tokat vuruyorlar.

Asırlardır Batı dünyası karşısında zulme uğramamız İslam’ın değil Müslümanların eksik oluşlarındandır. Nitekim Hazret-i Yunus (as) denize atıldığında gemi sahibine ya da kendisini denize atanlara kızmadı. O, işin sırrını biliyordu çünkü. Eksikliğin kendisinde olduğunu bilerek ve bunu itiraf ederek “ben zalimlerden oldu” dedi. İşte bu idraki yakalayabilmek için fert fert kendimizi hesaba çekmemiz lazımdır. Ben zalimlerden oldum ama artık ümmet için, Afganistanlı anneler, Filistinli çocuklar ve dünyanın diğer yerlerindeki Müslüman kardeşlerim için gücümün son haddine kadar çalışacağım demek lazımdır. Gün çalışmak günü. Gün ayağa kalkma günü. Gün cihâd etme günü. Gün İslam’a hizmet etme günü. Gün ne zulmetme ne de zulme uğrama günü…

Yunus Sürücü terleye terleye yazdı

Yayın Tarihi: 28 Nisan 2014 Pazartesi 17:00 Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2018, 16:19
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
nihal zeybek
nihal zeybek - 6 yıl Önce

Meral Maruf uzun süre MAVERA dergisine anılarını mektup şeklinde göndermiştir, sonra da Mavera'nın yayınevi olan akabe den çıkmış bu kitap. Bu Kitabı okumadım ama Mavera'daki anıları okudum. Birinci ağızdan ve bir kadından dinlemek etkileyici

banner26