Mem u Zin nasıl hazırlandı?!

Kültür Bakanlığı Mem u Zin'i Kürtçe bastı. Eseri yayına hazırlayan Namık Açıkgöz ile konuştuk..

Mem u Zin nasıl hazırlandı?!

Sizin Klasik Türk Edebiyatı alanında çalıştığınızı biliyoruz. Kürtçe bir eser olan Mem u Zin konusuna nereden girdiniz?

1982-1994 yılları arasında Elazığ’da Fırat Üniversitesi’nde çalıştım. Mem u Zin hikâyesini 1989 yılında duydum ve merak ederek araştırdım. 1990 yılında eser hakkında ilmî bir inceleme yayınladım.

1993’te, Mem u Zin’in dayandığı Mem-i Alan hikâyesi üzerine bir yazı yayımladım. 1997’de, Onsekiz Mart Üniversitesi’nde düzenlenen Karşılaştırmalı Edebiyat Kongresinde de Kürtçe ve Türkçe Mem u Zin ile Fuzûlî’nin Leylî vü Mecnun mesnevisinin bir karşılaştırmasını yaptım. Piyasada Mem u Zin yayınları vardı ama yayınların bazı eksiklikleri vardı ve bu hikâye üzerinden yapılan bir ideoloji ile takdim ediliyordu metin. Ben, ideolojik tavırlardan uzak, ilmî bir metin neşri yapmak istiyordum. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da böyle bir niyeti olunca, yayın gerçekleşti.Kültür Bakanı Ertuğrul Günay Mem u Zin'in tanıtımında

Mem u Zin’in içeriğinden bahseder misiniz? Bir aşk mesnevisiyle mi karşı karşıyayız?

Mem u Zin, ilk bakışta bir aşk hikâyesi olarak görülür. Tacdin ile Sıti’nin evlenmesi ve arkasından da Mem ile Zin’in birbirlerini sevmeleri ama kavuşamamalarının hikâyesidir.  Kavuşamama, Beko (Bekir) adlı birinin basit bir kıskançlığından kaynaklanır. Mem’e aşkını itiraf ettirmek için satranç oynanır ve Mem oyunu kaybedince Zin’i sevdiğini itiraf eder.  Botan Beyi Zeynedin, Mem’i zindana atar. Mem zindanda kaldığı sürede, dünyevi meseleleri aşıp ilahi aşka ulaşır. Ve sonunda da ölür. Zin de ölür ve ikisi aynı kabre konur. Kıskançlıktan dolayı bu iki sevgilinin kavuşmasını engelleyen Beko, öldürülür ve iki sevgilinin ayakucuna gömülür. Cennette, iki sevgili bir sarayda yaşarlar ve Beko da onların kapıcısıdır.

Beşerî de olsa ilahî de olsa aşk, her yerde aşktır; tüm dillerde aşktır. Bunun hangi dille anlatıldığı değil, hissedilişi önemlidir. Mem u Zin, nihayetinde bu coğrafyanın aşk anlayışını yansıtır.

Mem u Zin, Ahmed-i Hani
(+)

Eserin müellifi Ahmed-i Hani kimdir? Ne zaman yaşamıştır? Edebi hüviyeti ne boyuttadır eserinin?

Ahmed-i Hanî, 1651-1707 yılları arasında yaşamış. Babası Hakkâri civarındaki Han aşiretinden. Doğubeyazıd’a göçmüş. Ahmed-i Hanî burada doğmuş ve ölünceye kadar da burada yaşamış. Ahmed-i Hanî, İshak Paşa Sarayında Divan kâtipliği görevini yapmıştır.

Ahmed-i Hânî, bir şair olarak şiir dışında kitaplar da yazmıştır.

Nûbâr-ı  Biçukân, onun çocuklara dinî öğretileri aktardığı  bir kitaptır. Akide-i İmân, Akide-i İslam ve Fi-Beyan-i Erkân-ı  İslam adlı eserleri de gene akaid konularında yazılmış olan eserlerindendir.

Ahmed-i Hanî’ye şöhret kazandıran eseri Mem u Zin adlı mesnevisidir. Bu mesnevide şâir, eski bir halk hikâyesi olan Mem-i Alan’ı, ferdî edebiyat eseri olarak yeniden yorumlamıştır.

Ahmed-i Hanî, kitaplarını, eski veya klasik Kürtçe ile yazmıştır. 17. Yüzyıl Kürtçesi, o dönemin, Arapça, Farsça ve Türkçe etkileşimini yansıtan bir dildir ve Farsça özellik ve unsurla çok yoğundur. Mem u Zin’i eline alan biri, birkaç farklılıkla Farsça bir eser okuduğunu zannedebilir.

Şâir, Mem u Zin’de, 17. yüzyıl Doğu edebî geleneğini bu gelenek içinde oluşan estetik birikimi yansıtan bir edebî kişiliktir. İmge kurgulaması, kelime hazinesi ve şiir tekniği itibariyle, dönemin özelliklerini kusursuz bir şekilde yansıtır.

Şiirlerinde, tasavvuf etkilidir. Nitekim, Mem u Zin’de, bir aşk hikayesini bahane ederek ilahi aşkı anlattığını söylemektedir.

Peki Mem u Zin ne zaman yazılmıştır? Hangi alfabe ile yazılmıştır? Elimizdeki yazma nüshası hangi tarihlidir?

Mem u Zin 1690-1695 yılları arasında, Kur'an harfleriyle ama Kürtçe olarak yazılmıştır. Yayına esas alınan İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki nüshada tarih yoktur. Fakat yazma eser özelliklerine bakıldığında 18. yüzyılda istinsah edildiği söylenebilir.  Esas alınan nüsha, Rodenko'nun 1962 yılında Moskova’da yaptığı yayından 5 beyit fazladır; yani beyit sayısı itibariyle eksiksiz bir nüshadır.

Namık AçıkgözEseri Kürtçe bilmeyenler de okuyabilecek mi? Yoksa sadece eski harflerden günümüzdeki Kürtçeye mi çevrildi eser?

Eser, bir sayfada Arap harfli nüshanın tıpkıbasımı, karşı sayfasında da Latin harfleriyle Kürtçe ve hemen karşısında Türkçe ile basılmıştır.  Bu yüzden, eseri, Arap harflerini bilenler ve el yazması okuyabilenler, orijinalinden okuyabileceklerdir. Arap harflerini bilmeyenler, Latin harfli Kürtçe kısımdan okuyabilirler. Hiç Kürtçe bilmeyenler de her beytin yanındaki Türkçe kısımdan okuyabilirler.

Mem u Zin’i yayına siz hazırladınız ve kitabı Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay özenle tanıttı. Size takdirlerini dile getirdi. Çevrenizden aldığınız tepkiler neler, olumlu ya da olumsuz?

Sayın Bakanımızın tanıtmasından sonra, haber “Devlet ilk kez Kürtçe bir eser yayınladı” başlığıyla verildi. Bu, yorumların olumlu olduğunu gösterir. Çevremden hiçbir olumsuz eleştiri almadım. Okuması yazması olan ve Türkiye endişesi taşıyan Türkler de, Kürtler de böyle bir yayının gerçekleşmesini ve bunu devletin yapmış olmasını,  çok olumlu karşıladılar. Hem pek bilinmeyen bir metnin ortaya çıkması, hem de bunun devlet tarafından gerçekleştirilmesi, büyük bir memnuniyet uyandırmıştır. Tabii, eleştiriler için henüz vakit erken. Biraz daha bekleyelim bakalım, âyîne-i devran ne sûret gösterecek?

Ben, kitap yayımlanmadan önce redaksiyonunu yapan Ayhan Tek’e de teşekkür ediyorum.

Mem u Zin’in yayımlanmasının, bizlere ve insanlığa katkısı ne olacak?

Mem u Zin 1919 yılında Arap harfleriyle yayımlanmış; kıyamet kopmamış ama 1968 yılında Latin harfleriyle ve Türkçe tercümesiyle yayımlanınca, yayımlayan kişi mahkemelerden beri gelememiş.  Fakat şimdi, Cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleşti ve ilk defa Kürtçe bir eser devlet tarafından yayımlandı. Bu gelinen demokratikleşme noktası açısından çok önemlidir. Bu ilk faydası. İkinci faydası, bilen de bilmeyen de Mem u Zin hakkında konuşup yazıyor ve bu eser üzerinden ideolojik tavır sergiliyordu. Bu yayınla, eser kamuoyuna objektif olarak yansıtılmıştır. Bundan sonra, ancak okuyanlar bir şeyler söyleyebileceklerdir. Metin artık gizli değildir veya sadece Mem u Zin üzerinden ideoloji üretenlerin ilgilendiği bir eser değildir; kamuoyunun eseridir. Üçüncü faydası da, bu topraklar ve yakın coğrafyasında ortaklaşa üretilen bir kültür eserinin yayımlanmasıyla, klasik kültür döneminin bir eksiği giderilmiştir.

Yapılan yayın, sadece metin yayını. Çeşitli açılardan mesneviyi incelemeyi düşünüyor musunuz?

Evet, kitabın önsözünde de belirttim; bu yayın sadece metin yayınıdır. Bir inceleme de yapılsaydı, hem kitabın hacmi genişleyecek, hem de uzmanlık bilgilerinden uzak okuyucuya hitap etmeyecekti. Bu yüzden bu yayına, kısa ve tanıtıcı bilgiler eklendi. Bundan sonra yapılacak bir çalışma ile metnin, belagat özellikleri, tasavvufî boyutu, hikâye kurgusu ve halk hikâyesinden ferdî edebiyata geçiş çizgisi ele alınmalıdır. Bir ekip kurarak bu çalışmayı da gerçekleştirmeyi planladık.

Ayrıca, 1730’larda Ahmed Fâik tarafından telif edilen Türkçe bir Mem u Zin var. Türkçe Mem u Zin’i, Sırrı Dadaşbilge 1969 yılında yayımlamıştı ama elindeki nüsha baştan eksik olduğu için, eksik bir yayın idi. Bugünlerde bir nüshasının peşindeyim; inşallah elde edince, onu da yayınlamayı planladım.

Son olarak eserden bir beyit sunsanız bize…

Mem, zindandadır. Affedilmesi için Bey'in huzuruna çıkmasını söylerler. Cevabı:

“Em çûne huzurė Mirė Miran    (Biz beyler beyinin huzuruna çıktık O fakirlerin de, hükümdarların da hükümdarıdır)

Vî hakimė hakim u fekiran”

(Biz Beyler Beyi’nin huzuruna çıktık. O, fakirlerin de, hükümdarların da hükümdarıdır.)

Eyvallah, çok teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim sevgili Abdüssamed…

 

Abdüssamed Bilgili konuştu

Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2019, 11:04
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali cenab
ali cenab - 9 yıl Önce

kendisinin kürtçe bilmeyen bir çevirmen olduğunu neden söylemiyor, farça imiş, pehh!

banner19

banner13