Melikşah Selçuklu'yu nasıl büyük bir devlet yaptı?

Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, 'Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu' kitabında Büyük Selçuklu Devleti’ninn en parlak devrini ve en kudretli sultanını anlatıyor. Ömer Yüceller yazdı.

Melikşah Selçuklu'yu nasıl büyük bir devlet yaptı?

İlkokul, ortaokul ve lise tarih derslerinden aklımızda kalan cümleler vardır. Hemen hemen her sene ezberletilen bu cümleler bir gerçeği belirtebilmekle birlikte bu gerçeğin perde arkasını hiçbir zaman açıklamazdı. Selçuklu’ya dair ezberlediğimiz cümlelerden biri de “Selçuklular en parlak devrini Melikşah zamanında yaşadı” cümlesiydi. Peki kimdi Melikşah? Ne yer ne içerdi, nasıl cenk ederdi, neler yaşamıştı?

Ötüken Neşriyat’ın yeniden yayınladığı Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu kitaplarından biri olan Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu,ezberlediğimiz mezkur cümlenin açılımını sağlıyor. Büyük Selçuklu’nun en parlak devrini ve en kudretli sultanını anlatan Kafesoğlu Hoca, Türkiye’de Sultan Melikşah hakkında ilk ilmi çalışmayı yapmış, “Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah” isimli doktora teziyle doktor ünvanını almıştır. Bu yüzden Melikşah hakkındaki okumaların, hatta akademik çalışmaların temeli Kafesoğlu’nun bu kitabıdır diyebiliriz. Bu durum mahfuz olmakla birlikte, sunuş yazısında Abdülkadir Donuk’un da belirttiği gibi Kafesoğlu ileriki yıllardaki çalışmalarında bu kitaptaki Şamanlık’a dair görüşlerini tamamen değiştirmiştir. Ayrıca bu kitaba dair Prof. Dr. Osman Turan’ın tenkitlerine verdiği cevap, bir önceki yazımızda incelediğimiz “Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine Araştırmalar” kitabının bir bölümünde mevcuttur.

Bize kamçı ve yay yeter”

Kitap adından da anlaşılacağı üzere bir biyografi kitabı değildir, Sultan Melikşah’ı ve dönemini merkeze alarak oluşan bir Selçuklu anlatısıdır. Bu yüzden Kafesoğlu kitabı beş bölüme ayırmış ve “Melikşah’ın Çocukluğu ve Veliahdlığı”, “İç Kavgaları Yatıştırma ve Sınırları Müdafaa Safhası”, “İmparatorluğun Genişlemesi”, “Sultan Melikşah Zamanında Teşkilat ve Kültür Hareketleri”, “Nizam-ül Mülk’ün Katli ve Melikşah’ın Vefatı” gibi konuları ayrı başlıklar altında fakat gerektiğinde birbirlerine atıfla incelemiştir.

Melikşah, 6 Ağustos 1055 Pazar günü doğmuştur. Babası Sultan Alparslan sağlığında Melikşah’ı veliaht ilan etmekle birlikte bir ilahî takdirdir ki onu yanında ilk defa sefere çıkardığında öldürülmüştür. Böylece Melikşah’ın olaysız bir biçimde tahta çıkması kolaylaşmıştır. Çünkü Alparslan her ne kadar Melikşah’ı veliaht ilan edip umerayı ve ulemayı kendisine biat ettirse de, halifeden tasdik alsa da kitapta bahsedildiği üzere kardeşi Tutuş, Ayaz gibi pek çok hanedan üyesinin olası bir isyanını göz önünde bulundurmuştu. 18 yaşında tahta oturan Melikşah, içinde bulunduğu vaziyetin zorluğunun farkındadır ve ilk iş olarak “sizin ulularınız pederim, ortancalarınız biraderim, küçükleriniz oğullarımdır” diyerek tebaasının kalbini kazanmaya çalışmıştı.

Melikşah’ın ilk dönemleri isyanları bastırmakla ve kendisini zayıf gören düşmanları sindirmekle geçer. Karahanlılar’ın Batı Kolu’nun Hanı Şems-ül Mülk Tebriz’i işgal ettikten sonra üzerine yürüyen Melikşah’a bir elçi gönderir. Elçi beraberinde getirmiş olduğu 50 men (men=batman, 1 batman ortalama 7,5 kg) ağırlığında bir topuz ile 10 men ağırlığında bir kılıcı sultana göstererek, “Hakan sana diyor ki: biz bu kılıçla muharebe etmez, oynarız. Bu topuz da vurduğu zırhı yerin dibine geçirir, biz bununla savaşırız” diye kuvvet nümayişi yapar. Melikşah da cevaben ata biner, meydana gelir, o topuzu yedi kere başı üzerinde çevirdikten sonra seksen adım öteye fırlatır. Kılıç ile de bir hamlede bir devenin boynunu ikiye böler. Ardından elçinin önüne bir yay atar ve “Bize kamçı ve yay yeter” der. Bu olay aslında Melikşah saltanatının özeti gibidir.

Baba, müjdeler olsun! Oğlun dünyanın sonuna kadar hâkim oldu”

Kitapta Melikşah’ın kardeşi Tekiş’in isyanı konusunda mühim bir ibret vardır. Melikşah hassa ordusunu teftiş ederken disiplinsiz gördüğü yedi bin askerin ordudan çıkarılmasını emreder. Nizam-ül Mülk “Bunların içinde ne kâtip, ne tacir, ne terzi, hulâsa askerlikten başka diğer bir sanat sahibi yoktur. Bunlar ihraç edildikleri takdirde kendilerine bir sultan nasb etmelerinden emin olunmaz. O zaman bunlarla uğraşmağa mecbur kalırız” diyerek mâni olmak ister. Melikşah buna ehemmiyet vermez. Bu askerler daha sonra Tekiş’in ordusuna iltica ederler. Sultan ise veziri dinlemediğine çok pişman olmuştur. Bir cihan sultanının pişmanlığını açığa vurabilmesi, onun, tüm haşmetine rağmen kibirden fariğ olduğunu gösterir. Melikşah bu olayın başında veziri dinlemez ama ona dair en önemli hususlardan biri de Nizam-ül Mülk ile olan samimi ilişkisidir. Her ne kadar vezirin öldürülmesinde Melikşah’ın parmağı olduğunu iddia eden kaynaklar olsa da sultanın vezire her daim hürmetkâr ve onun tavsiyelerini dinleyen biri olduğuna dair deliller çok daha kuvvetlidir. Ayrıca Melikşah kardeşlerine karşı da merhametlidir. Kardeşleri ya da amcası Kavurd’un ilk isyanlarını bastırırken onlara dokunmamış, kendilerini teskin etme yolunu seçmiş fakat isyanları mükerrer hale getirenleri bertaraf etmiştir. Akabinde ise isyankârların oğullarını emirliğe getirmiştir. Bu durum Melikşah’ın hanedana ve kurbiyete verdiği önemi gösterir niteliktedir.

Farklı kaynaklarda Melikşah’a dair ilginç bir olay kaydedilir. Kafesoğlu’nun bu olayın gerçekliğine dair menfi bir yorumda bulunmaması onun da kaynaklara itibar ettiğini tasdik eder. Melikşah Antakya’yı fethettikten sonra Süveydiye’ye (Samandağ) kadar uzanır, Akdeniz’i seyreder. Sahildeyken duyduğu heyecan ile şevke gelir ve atını dalgaların arasına sürer, mağlubiyet acısı tatmayan kılıcını üç defa suya daldırır ve “Yüce Tanrı bana Okyanus’a kadar hüküm sürmeği nasip etti” diyerek sevincini izhar eder. Müteakiben defalarca hamd ü sena eder ve iki rekat şükür namazı kılar. Benzer bir durum Karadeniz sahilinde de yaşanmıştır. Denizde kılıcını üç defa ıslatan Melikşah, kılıcı buralara ebediyen sahip olduğunu ifade etmek üzere dalgaların arasına fırlatır. Dönüşünde yanında götürdüğü bir avuç deniz kumunu “Baba, müjdeler olsun! Oğlun dünyanın sonuna kadar hâkim oldu” diyerek Alparslan’ın mezarına koyar.

Dinin hizmetkârlarına da büyük hürmet gösterdi

Melikşah, Bağdat’a ilk defa vasıl olduğunda gerek Halife gerekse halk tarafından âlâ-yı vâlâ ile karşılanır. Burada da ilgi çekici bir tarih sahnesi zuhur eder. Gerektiğinde sert ve gaddar olan, şarktan garba kadar hükmeden, tahtındayken töre gereği gülme emaresi göstermeyen bir hükümdar Bağdat’ta at biner, çevgan ve kürre oynar. Türk oyunlarının ekserisi cenge dayalı ise de sultanın halk önünde gösteri niteliğinde oyun oynaması bir hayli değişik geliyor bizlere. Fakat Kafesoğlu Melikşah’ın tabiatı konusunda da aydınlatıyor bizi. Melikşah’ın asla Gazneli Mahmud ya da Yavuz Sultan Selim kadar aşırı sert ve ciddi olmadığını söylüyor. Nüktedan şairler ve ediblerle oturup kalması, Ca’ferek gibi uç bir dalkavuğa sahip olması ve bunlarla neşelenmesi onun tab’an gamdan uzak, neşeli tıynette bir hükümdar olduğunu gösterir.

Melikşah’ın İslam’a ve dinin hizmetkârlarına da büyük hürmet gösterdiğini görüyoruz. Bağdat ziyareti esnasında sultan, Musa Kâzım’ın, Maruf-u Kerhi’nin, Ahmed bin Hanbel’in ve İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin kabirlerini, çölde Hazreti Ali ve Hüseyin’in meşhedlerini ziyaret etmiştir. Halife Muktedî Melikşah’abüyük ihtiram gösterir,kendi binek atını Melikşah’a gönderir, sarayda hususî hazırlanan şeref mevkiine geçmesinde ısrarcı olur. O ise halifeye hürmeten onun yanında ayakta durmayı tercih eder. Ulu sultan halifenin elini öpmek ister, halife buna müsaade etmez ve hilafet mührü olan yüzüğünü ona verir, Melikşah da yüzüğü öper ve halifeye geri iade eder. Malumdur ki kızı Mehmelek’i de Muktedî ile evlendirir fakat daha sonra Mehmelek ile halife boşanır.

20 Kasım 1092’de henüz 38 yaşında, bir av sonrası ölen Melikşah’ın ölüm sebebine dair üç rivayet vardır. Bir kısım av mahallinde “hummâ-yı muhrika”ya yakalandığını, bir kısım yediği av etinden zehirlendiğini, bir kısım ise Terken Hatun’un planları neticesinde kasten öldürüldüğünü söylemektedir. Her nasıl ölürse ölsün, yaşamında “âdil sultan” diye nâm salan ve yalnızca Müslümanlar tarafından değil gayrimüslimler tarafından da sevilen Melikşah’ın ruhu şâd olsun.

Ömer Yüceller 

Yayın Tarihi: 19 Kasım 2020 Perşembe 09:00 Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2021, 12:37
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ömer faruk
ömer faruk - 6 yıl Önce

haberin manşet resminde okçuların ok tutuş tekniği Türklerin ok tutuş tekniği "mandallama"ya ters bir tutuş. gavur tutuşuyla ok atılmaz. gavurluk yapmayalım!

banner26