banner17

Medreseyi yeniden kuruyor diye yargılandı

Tâhirü’l-Mevlevî’nin İstiklâl Mahkemesi Hatıraları isimli eseri Büyüyenay Yayınları tarafından yayımlandı..

Medreseyi yeniden kuruyor diye yargılandı

 

Yakın bir zamanda yayın hayatına güzel bir giriş yapan Büyüyenay Yayınları önemli bir eseri daha okurlara sundu. Dr. Nurcan Boşdurmaz'ın hazırladığı Tâhirü’l-Mevlevî’nin İstiklâl Mahkemesi Hatıraları isimli eseri Büyüyenay Yayınları tarafından yayımlandı. İstiklâl Mahkemesi Hatıraları, yakın tarihimiz açısından bir belge hükmünde olup, hem basın tarihi hem de İstiklâl Mahkemeleri hakkında güvenilir, birinci elden bilgiler veren, tanıklıkların dile geldiği bir eser.

Tâhirü’l-Mevlevî kimdir?Tahirül Mevlevi

Eserin yazarı Tâhirü’l-Mevlevi 1877-1951 yılları arasında yaşamış, yani Osmanlı’da doğup cumhuriyet idaresinde vefat eden, birçok sıfatı olmakla birlikte bizim daha çok Mevlevi dedesi, müderris, mesnevihan yönüyle bildiğimiz donanımlı bir aydın. Çok çeşitli konularda 100’ün üzerinde eser kaleme almış. Tâhirü’l-Mevlevi‘nin bir yönü daha var ki o da yakın tarihimizi ilgilendiren önemli bir olaya, İstiklâl Mahkemelerine tanıklık etmesi, yargılanması ve geçirdiği bu süreci hatırat olarak kaleme almasıdır. Onun İstiklâl Mahkemesi Hatıraları isimli eseri, toplumu ilgilendiren siyasî bir uygulamanın, bir döneme damgasını vuran, yakın tarihimizin karanlık ve kirli bir kesitini dile getirmekte.

İstiklâl Mahkemeleri nasıl kurulmuş, ne yapmıştı?

İstiklâl Mahkemeleri, Kurtuluş Savaşı sürecinde asker kaçaklarını ve TBMM yönetimine karşı çıkanları ve Cumhuriyet’in ilanından sonra da vatana ihanetle suçlananların yargılanması için kurulan mahkemeler olarak tarihe geçmiştir. Üstelik bu mahkemelerin aldığı kararları temyiz etme hakkı yoktur. Önceleri asker kaçaklarının önlenmesi konusunda etkili de olan bu İstiklâl Mahkemelerinde 3 yıl içinde yargılananların sayısı 59.164 iken, sanıklardan 2.696’sı müeccelen idam, 243’ü gıyaben idam, 1.054’ü idam, 1.766’ı kalebentlik ve kürek cezalarına çarptırılmış, 11.744’ü de beraat etmiş.

İstiklâl Mahkemeleri,  Cumhuriyetin ilanından bir ay sonra tekrar İstanbul’da faaliyete geçti. Şeyh Sait ayaklanmasını izleyen 1925 Martında Ankara ve Doğu Anadolu’da çalışmak üzere iki İstiklâl Mahkemesi kuruldu, Kel Ali adıyla bilinen Ali Çetinkaya, Kılıç Ali, Necip Ali (Kücüka), Ali (Zırh), Ali Saib (Ursavaş), Asaf (Hakkari), Avni (Doğan), Cevdet (İzrop), Hacim Muhittin (Çarıklı), İbrahim (Tolon), İhsan (Eryavuz-Topçu İhsan), Lütfi Müfit (Özdeş), Mazhar Müfit (Kansu), Refik (Koraltan), Reşit Galip, Vasıf Çınar başkan, üye ve savcı olarak görev yaptılar. Bu dönemde çok hızlı bir süreçte, İttihat ve Terakki’nin Maliye nazırı Cavit Bey, Dr. Nazım, İsmail Canbolat, Rüştü Paşa, İskilipli Atıf Hoca, Seyit Abdülkadir, Sarı Efe Edip, Ziya Hurşit gibi pek çok ünlü kişi idam edilmiştir. İkinci dönem İstiklâl Mahkemelerinin faaliyetlerine 7 Mart 1927’de son verilmiş ve İstiklâl Mahkemelerinin kurulmasına imkân hazırlayan yasa ise ancak 1949’da yürürlükten kaldırılmıştır.

Tâhirü’l-Mevlevî’nin İstiklâl Mahkemesinde yargılanması

Tâhirü’l-Mevlevî’yi İstiklâl Mahkemelerine taşıyan süreç şu şekilde cereyan etmiş: 1924’de medreselerin lağvı üzerine Tâhirü’l-Mevlevî’nin medresedeki derslerine son verilmiş, İstanbul İmam Hatip Mektebi edebiyat, hitâbet ve irşad muallimliği görevine getirilmiş. O zamanlar yapılan değişiklik sonucunda İmam Hatip Mektebi orta seviyede eğitim veren bir okul olup İlahiyat Fakülteleri ile arasında günümüzdeki imam hatip liseleri gibi ara bir eğitim kurumu bulunmamakta. Öğrenciyi İlahiyat Fakültesine hazırlama amacıyla Tâhirü’l-Mevlevî’nin de aralarında bulunduğu İstanbul İmam Hatip Mektebi muallimleri encümenince, eğitim programına birkaç yıl daha ilave edilerek okulun lise seviyesine çıkarılmasına dair bir mazbata hazırlanır.

Tahirül MevleviMazbata hükümete sunulduktan 1 yıl sonra meseleyi ele alan devrin Maarif Vekaleti, eski medrese teşkilâtının yeniden kurulmaya çalışıldığı vehmine kapılarak 1925’te, mazbatada imzası bulunan 15 kadar öğretmeni azleder. Daha sonra yapılan soruşturmada lâyihanın Tâhirü’l-Mevlevî tarafından hazırlandığı söylenir. Ayrıca görevi gereği kendisinin sarık sarma izni olduğu için (imam, vaiz, hatip ve diyanet işleri mensupları dışında bütün devlet memurlarını Şapka Kanunu dolayısıyla şapka giymeleri zorunluluğu getirildiğinden) şapka kullanmadığından, şapka ve inkılaplar aleyhine tavır takındıkları gerekçesiyle Tâhirü’l-Mevlevî ile birlikte Ömer Rıza Doğrul, Müftü Ali Rıza, Suûd’ül-Mevlevî, Dağıstanlı Seyyid Tahir, kitapçı Abdülaziz ve Mihran Efendilerin de aralarında bulunduğu 25 kişi tutuklanır ve Ankara İstiklâl Mahkemesinde yargılanmaları süreci başlar.

Ayrıca Şapka Kanunu’nun çıkarılmasından bir yıl önce Frenk Mukallidliği adlı bir risalesinden dolayı tutuklanan İskilipli Atıf Hoca da yargılananlar arasındadır. Tâhirü’l-Mevlevî, Frenk Mukallidliği isimli risalenin dağıtılmasına yardım ettiği gerekçesiyle de muhakeme edilir. Mahkeme sonucu Müftü Ali Rıza Efendi ve İskilipli Atıf Hoca idam edilir. Diğerleri beraat ederler. Hatıralarda anıları yer alan Maraş sabık mebusu Hasip Bey, Şeyhülislam Hüsnü Efendizâde Rüştü Bey, Kâmil Bey, Salih Başo, Seydişehirli Hasan Efendi, Mustafa Sabri Efendi ve Ahıskalı Şeyh Ali Haydar Efendiler İstiklâl Mahkemelerinde yargılanan o dönemin bilinen simaları.

Eserin sonunda yazara ve o döneme ait belgeler de var

Eseri yayına hazırlayan Dr. Nurcan Boşdurmaz, hatıratın ilk bakışta Türk basın tarihi açısından önemli bir kaynak görüntüsü verdiğini fakat aslında müellifin, İstiklal Mahkemesi hatıralarını gelecek nesillere aktarmak üzere kaleme aldığı bir vesika olduğunu söylüyor. Bu da normaldir, nitekim Cumhuriyet’ten sonra defalarca kütüphanesi aranan, kitaplarına el konulan yazar, bu bilgileri neden kaleme aldığı yönünde gelişebeilecek sorgulamalara karşı esere bir hayat hikayesi görünümü vermek istemiştir.Tahirül Mevlevi

Nurcan Boşdurmaz eserin önemini şu sözlerle vurguluyor: “İstiklâl Mahkemeleri hakkında yayımlanan birkaç önemli kitap arasında yer alan Tâhirü’l-Mevlevî’nin İstiklâl Mahkemesi Hatıraları’nı, İstiklâl Mahkemesi’nde yapmak isteyip de yapamadığı ayrıntılı bir savunması olarak değerlendirebileceğimiz gibi, Osmanlı’nın ahlâk, gelenek ve yaşayış tarzı itibariyle batılılaşmasına karşı donanımlı, birikimli ve dindar bir aydının savunması olarak da görebiliriz.”

Büyüyenay Yayınları tarafından hazırlanan eserin sonunda 3 bölüm halinde belgeler de yer alıyor. İlk bölümde Tâhirü’l-Mevlevî’ye ait fotoğraflar, ikinci bölümde hatıraların el yazması nüshasından örnekler, üçüncü bölümde de İstiklâl Mahkemesi sürecinde dönemin Vakit, Hakimiyet-i Milliye ve Cumhuriyet gazetelerinde çıkmış haberler, fotoğraflar okurların istifadesine sunulmuş.

Bir dönem yaşananları canlı tablolar halinde anlatan eser, bir yandan, kökleri Tanzimat’a dayanan ve Cumhuriyetle birlikte başka mecralarda gerçekleşen değişimlerin, siyasi-toplumsal uygulamaların anlaşılmasına ve kritiğine önemli katkılarda bulunmakta. Bir yanda da hayatın ibret tarafıyla insanı yüz yüze getirmekte. Eser de yer alan “hocasını yargılayan öğrenci” gibi hayatın trajik nice sahneleri derin sessizliklerle birlikte insan gerçeğini de duyuruyor.

 

Buğra Atlı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2017, 12:16
YORUM EKLE
YORUMLAR
ysf
ysf - 6 yıl Önce

daha önce -yanlış hatırlamıyorsam- nehir yay. basmıştı bu kitabı. o baskı maalesef biraz özensizdi. bu defaki nasıl acaba? dili sadeleştirilmiş mi?

Ahmet
Ahmet - 6 yıl Önce

Kitap orjonal dilinde ve osmanlica kelimelerin karsiliklari koseli parantez icinde verilmis. Nehir yayinalarinda yayimlanmamis kisimlar da bu baskida mevcut.

banner8

banner19

banner20