Medreseden kaçan bir âlim: İmam Gazali

Abdülhüseyin Zerrinkub’un, İmam Gazali’nin hayatını ve fikirlerini anlattığı biyografik “Medreseden Kaçış” eseri, birçok ilim dalında eser veren büyük alimi tanıma için oldukça faydalı. İsmail Aydoğdu yazdı.

Medreseden kaçan bir âlim: İmam Gazali

Tarihsel kimi kişi/liklerin tanınması ve anlaşılması günümüzü açıklamak için de hayati önem taşımaktadır. Bu kişiler birçok ilmi çalışmada tartışılmakta, iddia ve görüşleri hala referans alınmaktadır. Söz konusu kişiler gerek kendi dönemlerini gerekse sonraki dönemleri görüşleri ve eserleri ile etkilemiş, özelikle düşünsel anlamda çığır açmış, geniş kitleleri etkilemişlerdir. İslam dünyası söz konusu olduğunda örnek verilebilecek bu kişilerin ilk sıralarında İmam Gazali (450/1058-505/1111) yer alır. Gazali, ilginç hayat hikâyesi, ilgilendiği alanlar, yazdığı eseler ile günümüzde hâlâ çok fazla tartışılan ve görüşleri üzerine lehine ve aleyhine yayınlar yapılan tarihi bir kişiliktir. Fıkıh, kelam, felsefe, tasavvuf, siyaset gibi alanlarda farklı zamanlarda dile getirdiği görüşler, çoğunlukla bir bütünlükle ve tarihsel koşullar göz önüne alınmadan Gazali’ye dair yapılan olumlu ve olumsuz eleştiriler, onun fikirleri etrafında keskin ayrımlamalara neden olmaktadır.

İranlı, son devrin önemli araştırmacı ve bilim insanlarından Abdülhüseyin Zerrinkub’un, İmam Gazali’nin hayatını ve fikirlerini anlattığı biyografik Medreseden Kaçış eseri, birçok ilim dalı ile ilgili eserler veren Gazali’yi tanımak ve fikri serüveni ile zamanın şartları arasındaki ilişkiyi anlamak isteyen, günümüzde başta İlahiyat olmak üzere sosyal bilimlerin birçok dalında öğrenim gören, araştırmalar ve okumalar yapan kimseler için iyi bir giriş kitabı niteliğinde. Zerrinkub’un alanında oldukça yetkin olması, araştırmasının titizlikle yürütmesi, çok fazla kaynaktan beslenerek çalışmasını olgunlaştırması, tartışmalı konularla ilgili yaptığı çözümlemeler çalışmayı önemli kılmakta.

Zerrinkub’un Gazali’nin hayatını anlatan kitabı için seçtiği “Medreseden Kaçış” ismi İvan İllich’in Okulsuz Toplum’unu andırmaktadır. İllich, okulun belirlenmiş ve standart müfredatının bireysel yetenekleri, özgünlüğü ve yaratıcılığı öldürdüğünü iddia eder. Medreseden Kaçış ise talebelerin değil bir müderrisin okuldan kaçışını konu etmek yönüyle farklılık taşısa da onun talebelik döneminden aldığı ve gördüğü eğitimin bıraktığı izler, onu sevk ettiği amaç ve gayenin, insanı mutlu etmek, ilme ulaştırmak yerine sürekli olarak hırs ve mücadeleye sebep olduğunu, bunun da ilmin nihai gayesi olmadığı düşüncesinden hareketle medreseden/okuldan kaçmayı ve uzaklaşmayı tercih eder.

1058 yılında Tûs’a bağlı Taberan kasabasında dünyaya gelen İmam Gazali’nin hayatı, gerek mekân olarak gerekse fikri olarak tam bir hicret ve kaçış serüvenidir. Babasının iplikçilik mesleğinden dolayı Arapçada iplikçi manasına gelen Gazzal namıyla tanınması, ömrü boyunca Muhammed’in (İmam Gazali) de lakabı olarak kalacaktır. Okuryazar olmayan babası Muhammed Tûsi’nin ulemaya olan saygısı ve onların vaazlarından aldığı hazdan olsa gerek, en büyük dileklerinden biri ailesinden ve çocukları arasından âlimler çıkmasıdır. Bundan dolayı ilk oğlu olan Muhammed’e, ailesinin önceki kuşaklarından âlim olan Ebu Hamid’in adını künye olarak koymuş ve onun da bir âlim olmasını istemiştir. Öyle ki yakın bir dostuna bıraktığı vasiyette kendisinden kalan ve çok da olmayan serveti ile vefatı sonrasında çocuklarının eğitimi için harcamasını istemiştir.

Fıkıh okumak için Cürcan’a gider

Söz konusu mirasın kısa sürede tükenmesi ile Ebu Hamid (İmam Gazali) ve kardeşi Ahmed masrafları çevre sakinlerince karşılanan yatılı medreselerde okumaya başladılar. Kardeşi Ahmed, kısa sürede sufilerin dergâhı ile kaynaşırken İmam Gazali fakih olmak, bölgede saygın bir imam olmak için dönemin önemli medreselerinin bulunduğu Cürcan’a gidip eğitimini devam ettirmeye ve böylece ömrü boyunca sürecek bir yolculuğa çıkmış oldu. Bir süre Cürcan’da eğitim gördükten sonra memleketi Tûs’a dönen Gazali, bu sefer yönünü Nişabur’a çevirdi. Nişabur’da dönemin saygın ulemasından İmamül Harameyn’nin Nizamiye medresesine devam eden ve kısa sürede yaşıtları arasında ilme olan merakı ve yeteneği ile öne çıkan Gazali münazara, mezhep tartışmaları vb. pek çok alanda tartışmalara katılmış dikkatleri üzerine çekmiştir.

Üstadı İmamül Harameyn’in vefatı sonrası medresede kalması zorlaşan Gazali şehrin yakınlarında yer alan Ordugâh’ta kalarak orada vezir Nizamü’l-Mülk ile diğer ulema ve yöneticilerin de katıldığı münazara ve tartışmalarda boy gösterir. Buradan sonraki durağı Bağdat Nizamiye medresesi müderrisliği olur. Genç yaşta elde ettiği bu makam, ulemadan pek çok kişinin imrendiği bir mevkidir.

Çalışmanın özellikle günümüz açısından anlamlı olan yanı, özelde Gazali genelde düşünür ve âlimlerin zaman içerisinde fikir ve görüşlerinde meydana gelen değişmeleri nedenleri ve tarihsel bağlamı çerçevesinde ortaya koymasıdır. Neden ve sonuç arasındaki ilişkiye gerekli hassasiyet gösterilmediğinde sadece sonuçlar üzerinden yapılan okuma ve araştırmalar sağlıklı sonuçlara ulaşmayı perdelemektedir. Her düşünürün hayatında fikri tekâmül ve değişikliklere neden olan kırılmalar olmuştur. Bu kırılmalar ya da kritik dönemler anlaşılmadan sonuçlara odaklanmak düşünürlerin fikirlerinin olgunlaştığı şartları tanımadan yapılacak değerlendirmeler eksik olacaktır.

Medreseden Kaçış’ı, benzeri çalışmalardan farklı ve ayrıcalıklı kılan önemli bir özellik de okuyucuya doyurucu bilgiler sunmasıdır. Gazali’nin hayatının her durağında şahit olduğu ve karşılaştığı olaylar, hilafet ve saltanat ile kurduğu yakın ilişkiler, onun devrinde felsefe, batınilik gibi fikir akımlarının halkın dini duygu ve düşünceleri üzerindeki olumsuz tesirleri onu radikal kararlar almaya sevk etmiştir. Hakikat ve yakin bilginin arayıcısı olarak medreseler ve şehirlerarasında mekik dokuyarak geçirdiği hayatında nihayetinde ne akılla ne de benzeri metotlarla ulaşamayacağını, bunları terk ederek sezgisel/imanla elde edeceğine kani olmuştur. Tartışma ve lakırdılar dünyasından sıyrılmayı yakin bilgisine ulaşmak için tek yol olarak gören Gazali (189), ömrü boyunca sadâkat ve samimiyetle medresede aradığı yakin iman, medresenin dört duvarı arasına ve kitapların hüzünlendirici sayfalarına sığacak değildi (296).

Selçuklularda aile içi çatışma, Selçukluların gücünü hızla çöküşe doğru sürüklemekteydi. Şehzadeler ve emirler (valiler, komutanlar) Melikşah'ın mirasını kapmak için öylesine birbirlerine düşmüşlerdi ki Müslümanların hâli hiçbirini ilgilendirmiyordu (235). Kudüs’ün Haçlılar tarafından işgal edilmesi ve orada yaptıkları katliamlar bile... Tedrisi ve medreseyi elinin tersiyle itmesi, medreselerde boş ve usturuplu kelimeleriyle halkı aldatmaya, onları hakikat karşısında değil de kendi güç ve görkemleri karşısında baş eğdirmeye çalışanlara karşı bir başkaldırı ve itirazdır (237).

Yıllarca sürecek bir uzlet

İçerisinde bulunduğu debdebe ve kaotik ortamın, mezhep taassuplarının, taht tartışmalarının, ulemanın içine düştüğü kısır döngünün ilme ulaşmasın engellediğini düşündüğünden, çağının çoğu âlimlerinin gıpta ettiği Nizamiye medresesindeki görevini terk ederek uzlet hayatına çekilmeye karar verir. Ayrıca, onu medreseden kaçışa zorlayan faktör, fakihlik gururu ve medrese ehlinin mevki düşkünlükleri ve dünyalık eğilimleri idi (203). Gazali, başta dünyevi makam elde edilen ilim peşinde olduğunu; ama Allah'ın onu sakındırdığını, dünyalık arzusundan vazgeçirdiğini söylerdi (120). İkna edilme ihtimaline karşılık hac görevi için Mekke’ye gideceğini söyler, gerçek niyetini kimseyle paylaşmadan Şam’a doğru yola çıkar. Emeviye Camii’nin minaresinde iki yıl geçirdiği inziva hayatından sonra Kudüs’e geçer. Orada Hz. İbrahim’in kabrinde bundan sonra hiçbir sultanın sarayına ve ayağına gitmeyeceğine dair kendine söz verir.

Gazali’nin eserlerini büyük bir ustalıkla tetkik eden Zerrinkub, çalışmalarda dile getirilen görüşleri gerek İslam dünyasından gerekse batı dünyasında Gazali öncesi ve sonrası düşünür ve âlimlerin görüşleri ile karşılaştırmış benzerlik ve farklılıklara işaret etmiştir. Yine eserleri etrafında var olan tartışmalara değinerek, kendisine ait olanlar, kendisine ait olduğu iddia edilenler ile eserlerine yapılan eklemeleri; üslup, içerik, yazıldığı dönemin şartları ve Gazali’nin konu ile ilgili diğer çalışmalardan örnekler vererek yargıda bulunması kayda değer bir diğer özellik. Platon, Leibniz, Descartes, Hume, Kant, Wittgenstein gibi batılı filozoflar ile Farabi, İbn’i Sina, İbn’i Rüşd, İbn’i Tufeyl, Suhreverdi, Şehristani, Şehrezori gibi birçok İslam düşünürünün fikirleri ile karşılaştırmıştır. Onun ilme’l-yakine ulaşma çabasındaki metodik dönüşümü Descartes’in yöntemi ile benzer ve farklı özelliklerini dile getirmiştir. Gazzâli’nin şüphesi de Descartes'in şüphesi gibi, yakine (kesin bilgi) ulaşmak için bir çeşit akli mücadeledir (190). Kesin ve doğru bilginin gerçek dayanağını iman alanına âit bir noktada, aklın ötesinde yani kalpte olduğu düşüncesini benimsedi (281). Medrese dedikodularından bıkmasıyla başlayan serüveni neticesinde tasavvuf, Gazzâli’ye, ruh için huzur, akıl için ise bir tür yakin sunmuş oldu (298).

Yaşadığı dönemdeki birçok sorunun kaynağı olarak gördüğü Bâtıniler ve felsefecilerin görüşlerini tenkit etmesi ve tartışması gerektiği sonucunu çıkarıyordu (65-67), buna rağmen karşıtlarının Gazzâli’ye attıkları iftiralardan biri, onun ilhad (dinden çıkma) içinde bulunduğu ve felsefecilerin fikirlerine sahip olduğu şeklindeydi (253). Günümüzde daha çok felsefi geleneği İslam dünyasında akamete uğratmakla itham edilen Gazali, birçoklarına göre de Müslüman bir filozoftur. Onun hayatı, sıradan ve sade halk arasında başlayan ve sıradan halk arasında sona eren, hakikat peşinde bir arayıştır (274).

Kendi asrının problemlerine yoğunlaştı

Aslında mesele birazda İslam dünyasının yeni müctehid ve müceddidler yetiştirmek yerine sürekli olarak tarihe dönerek günün problemlerine çözüm arama uğraşlarından kaynaklanıyor. Yoksa Gazali kendi çağının sorunlarına cevap vermeye çalışmış bir alim idi, nitekim risale, kitap ve vaazlarının çoğu halkın, yöneticilerin ve ulemadan kimselerin sorduğu sorulara verdiği yanıtlardır. Gazzâli için bahse mevzu olan konuların çeşitliliği, sadece araştırma ve mütalaa alanının genişliğinden kaynaklanmıyordu; biraz da asrın ilim mahfillerinde revaçta olan veya aktüellik arz eden mesele ve mevzuların önem ve âcilliğinden kaynaklanıyordu. Bundan dolayı risâle ve kitapları, onun çağının gündem ve sorunları dikkate alınmadan, sadece birbirinden kopuk eserler takımı şeklinde okunursa, bir şahsın tutarlı, derli toplu fikri sürecini ve değişimini göstermeyebilir (217).

Asrın müceddidi ve imamı olarak anılan Gazali’ye yapılan haksızlıklardan biri burada ortaya çıkıyor. O kendi asrının problemlerine yoğunlaşmış ve çözüm önerileri üretmiştir. Bugün karşı karşıya kaldığımız sorunları da onun önerdiği çözüm önerileri ile aşmaya çalışırken hem asrı kavrayamamış, hem de çözüme kavuşamayınca Gazali’nin görüşlerinde isabet etmediğini iddia ediyoruz.

Yukarda yaptığımız tavsiyeye ek olarak başta İslami ilimler olmak üzere sosyal bilimlerin herhangi bir alanıyla iştigal edenlerin, öyle veya böyle bir şekilde karşılaştıkları bir âlim, düşünür olarak Gazali’yi tanımaları için iyi bir giriş eseri olacağını söyleyebiliriz. Özellikle giriş eseri diyoruz çünkü Gazali gibi farklı alanlarda onlarca eser vermiş birini bir eser üzerinden okumak, yine yukarda değinilen eksikliklere neden olacaktır. Onun gibi fikirleriyle taraftarları kadar karşısında yer alan fikir akımlarının teşekkülüne de tesir etmiş birinin eserlerinin hakkıyla idrak edilmesi, fikir ve görüşlerini ileri sürdüğü şartların da göz önüne alınması ile olacaktır.

Abdülhüseyin Zerrinkub, Medreseden Kaçış İmam Gazali’nin Hayatı, Fikirleri ve Eserleri, Çeviren: Hikmet Gök, Ağaç Yayınları, 2007.

Güncelleme Tarihi: 20 Temmuz 2020, 16:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Doğan
Mehmet Doğan - 2 ay Önce

eyvAllah üstadım

banner19

banner13

banner26