Meczup Ahmet o sadakayı boşuna mı aldı?

Kemal Yurdakul Aren’in Cennetin Kapısındaki Kuzu kitabında yazar anılarını çok farklı bir üslup ile okuyucularına aktarmaya çalışmış. Zaman zincirine bağlı kalınmadan anlatılan olaylar içerisinde savruluyorsunuz adeta.. Şakir Gönülce yazdı..

Meczup Ahmet o sadakayı boşuna mı aldı?

Kemal Yurdakul Aren tarafından kaleme alınan Cennetin Kapısındaki Kuzu adlı kitap, geçen aylarda Hülbe Yayınları aracılığıyla okuyucularına selam verdi. Yazar anılarını çok farklı bir üslup ile okuyucularına aktarmaya çalışmış bu güzel kitapta. Zaman zincirine bağlı kalınmadan anlatılan olaylar içerisinde savruluyorsunuz adeta.

Çok ilginç bir anlatım tarzıyla kaleme alınmış bu kitap gerçekten okumaya değer. Yazar kendi anlatım şekli için bakın neler söylüyor satır aralarında: “Her ne kadar böylesi bir anlatım bana zevk veriyorsa da, kontrol için tekrar okuduğum zaman yoruluyorum...” Yazarın anılarında yer eden şahsiyetler arasında Sâmiha Ayverdi ve Nazik Hoca da var dersem, kitap hakkında bir fikir vermiş olurum sanırım. Kitabın kapağını açıp okumaya başladığınızdan itibaren hiç bitmesin istiyorsunuz.

O bir aslan terbiyecisi

Gerçekten aslan terbiyecisi değil, burada sözü edilen aslan terbiyecisi, nice iflah olmaz haylaz ya da ne bileyim en haşarı diyebileceğimiz bir öğrenciyi bile yola getiren bir öğretmendir. İlk bakışta bir öğretmen için çok kaba bir ifade diyebilirsiniz ama yola gelen öğrenciyi tanıdıktan sonra ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. Zaten aslan terbiyecisi lakabını ben değil yazar vermiş ona...

Altı yedi okul dolaştıktan sonra, aslan terbiyecisinin eline düşen bu öğrenci, sürekli sınıfın en arkasında oturur ve sıranın üzerine de büyükçe bir bıçak koyar, “Nedir bu? Kaldır onu oradan!” demeye cesaret edenlere de “Bu benim kalem açacağım, kaldıramam” diye cevap veren bir öğrencidir. Ama bu öğrenci sene sonunda memleketine dönerken tüm öğretmenlerinden özür dileyip helallik alacak kadar eğitilmiş ve topluma kazandırılmıştır. Bu imkânsızı başaran öğretmen ya da aslan terbiyecisi Nazik Erik Hoca'dan başkası değildir. Böyle bir öğrenciyi bırakın yola getirmeyi, bu öğrenciyi yola getirmeye cesaret etmek bile öyle kolay bir iş değil. Bu noktada Nazik Hoca'yı rahmetle anıyor, mekânının cennet olmasını diliyorum.

Nazik Hoca, şahsına özel biridir. Gerek kişiliği, gerekse öğretmenliği kendine has özellikler taşır, kimselere benzemez. Nazik Hoca öğrencilerine bilgi vermekten ziyade, onları bilgiye ulaştıracak yollara yönlendirir, ezberleyerek değil, mukayese ederek öğrenilenlerin faydalı olacağı düşüncesini taşır. Sınıfta öğrencilerin önüne bir tartışma konusu koyar, kendisi kenara çekilir, tartışmanın ateşi sönmeye yüz tuttuğu zamanlarda tartışmanın bir ucundan tutar, başka yerlere çeker ve yeniden alevlendirir. Eğiticiliği öğretmenliğinin önüne geçmiştir. Öğrencisinin kişilik yapısını yıkar, sonra onu yeniden inşa etmeye başlardı. Çok zekiydi. Elindeki malzemenin ne olduğunu çok kısa sürede anlar, sonra onu bir dantel gibi işlerdi.

Acemin kahvesi ve renkli simalar

Acemin kahvesi, yazarın öğrencilik yıllarında sıkça uğradığı Laleli'de iki Acem'in işlettiği bir kahvedir. Bu kahvenin müdavimleri arasında çok renkli simalar vardır. Meczup Ahmet Efendi de bunlardan biridir. Ahmet Efendi günde iki üç kere elinde kağıtlarla kahveye gelir, sürekli yazar durur. Bazen caddelerde bu elindeki kağıtlarla geçen arabalara geç-dur işaretleri bile yapar. Bazı tanımayan sürücüler gerçekten Ahmet Efendi'nin trafiği düzenlendiğini sanır ve onun hareketlerine göre durup kalkarlar. Sonradan işaretlerin anlamsızlığını anlayan sürücüler yollarına devam eder.

Ahmet Efendi'nin en büyük özelliği rastgele esnaftan “para” diyerek sadaka toplamasıdır. Esnaftan bu paraları alan Ahmet Efendi, kahvede bu paraları sandalye parası, masa parası, çay parası diyerek rastgele dağıtır. Ama Ahmet Efendi'yi tanıyanlar, bu sadakanın mutlaka bir belayı def ettiğine inandıkları için hemen verir, hatta Ahmet Efendi sadaka istediği için çok sevinirlermiş. Yazar da çok zamanlar Ahmet Efendi'nin kendisinden sadaka istemesini beklemiş. Uzun bir zaman sonra Ahmet Efendi'ye sadaka vermek ancak nasip olmuş.

O sadakayı verdiği gün tramvaya binen yazar, boş bir koltuğa oturur. Koltuğa oturmasıyla, freni boşalan bir kamyonun tramvaya çarpması bir olur. Başından aşağılara cam kırıkları dökülen yazarın aklına hemen Ahmet Efendi gelir. Bunca bekleyişin boşuna olmadığını düşünür durur.

Bir kitap hakkında yorum yaparken bazen düşünürüm ne yazabilirim diye ama bu kitapta yazmak istediğim o kadar çok şey var ki, siz okuyucuların heyecanını azaltmamak üzere sadece bu kadar yazmayı uygun buldum. Anlatım tarzı çok farklı olan bu kitabı okurken, yazarı karşınızda sizinle sohbet ediyor bulacaksınız. Bu güzel kitapla çok hoş vakit geçireceğinizi düşünüyorum.

Şakir Gönülce yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 16:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26