banner17

Maslahat Çağın Sorunlarına Çözüm Olabilir mi?

Sorunların çözümüyle ilgili usuller belli. Ama bu usullere biraz farklı bir boyuttan bakanlar da yok değil. Bunlardan biri de 'Maslahat Risalesi' yazarı, Kelâm âlimi, Hanbelî fakihi ve müfessir Necmeddin Tûfî. Ahmet Serin yazdı.

Maslahat Çağın Sorunlarına Çözüm Olabilir mi?

Bir insan olarak içine doğduğumuz çağın hem nimetleriyle hem de külfetleriyle karşılaşıyoruz. Bunların dışında biz, bir de Müslüman olarak yaşadığımız zaman diliminin kendine özgü sorunlarıyla karşı karşıyayız. Üstelik, karşılaştığımız bu çağa özgü sorunları inancımıza uygun çözümlerle aşmak gibi bir mükellefiyetimiz de var.

Bir Müslüman olarak bizi en çok zorlayan, daha önce örneği bulunmayan sorunlara Müslümanca çözümler bulabilmek kuşkusuz. İlk kez karşılaşılan bu sorunlar karşısında bocalıyoruz ister istemez. Durmadan modernizmin dayağını yediğimiz için bocalamamız normal belki de.

Kabul etmeliyiz ki günümüz dünyasına özgü bu sorunlar, görmezden gelinemeyecek kadar çok, görmezden gelinemeyecek kadar da önemli. Sürdürmek zorunda olduğumuz bir hayatımız var ve hayatın tam içinde bu sorunlar. Biz de bu hayatın içinde olmak zorundayız ve bu hayatı sürdürmenin gerekleri var. Bu zorundalığı Müslüman kalarak ve karşılaştığımız sorunlara yönelik Müslümanca çözümlerle aşmak zorundayız.

Çözüm bulunamayan sorunlar ayak bağı olur

Yakın zamanda ülke gündemine oturan ve birçok Müslüman’ı şöyle bir irkilten “asansör ve mahremiyet” konusu akla geldiğinde, demeye çalıştığım daha iyi anlaşılacaktır. Bir Müslüman’ın, asansörü mahremiyet çerçevesinde nasıl kullanacağı günümüzün önemli bir sorunu artık. Bu soruna çözüm bulması gerekenler, günümüz Müslümanlarının kalbini tam mutmain edecek çözümler sunamıyor sanki. Yirmi katlı bir binanın son katında oturan birine “Asansör kullanma” demek anlamsız artık.

Özellikle de ekonomik hayata dair konularda sıkıntılar diz boyu. Hayatı her yönden kuşatıp kendinden başka bir başvuru kapısı bırakmayan kapitalist sistemde, kalpleri ferah bir şekilde nasıl iş yapacak Müslüman girişimci mesela?

Bu sorunun kâğıt üzerinde birçok cevabı vardır belki. Ama hayat sahnesine inildiğinde kâğıt üzerindeki gibi olmuyor hiçbir şey. Kesin olan şey, özellikle ekonomik hayata dair konularda bir bocalama yaşandığı ve kafa karıştıran sorulara herkesi tatmin edecek cevaplar verilmediği gerçeğidir.

Maslahattan yararlanmak gerek

Sorunların çözümüyle ilgili usuller belli. Ama bu usullere biraz farklı bir boyuttan bakanlar da yok değil. Bunlardan biri de “Maslahat Risalesi” yazarı, Kelâm âlimi, Hanbelî fakihi ve müfessir Necmeddin Tûfî.

Tûfî’nin yaklaşımı akılcı ve basit aslında. Dediği kabaca şu: Allah, insanların iyiliğini ve yararını ister. O halde insanların iyiliğine ve yararına olan şeyler, Allah’ın izin vereceği şeylerdir. Tûfî bunu “Maslahatın hakikatini açıklamaya ihtiyaç vardır; o da belirtildiği gibi menfaati celp ve zararı deftir.” (s.26) sözleriyle ifade eder.

Günümüzdeki olumsuz kullanımı da (idare-i maslahat) dikkate alındığında, konunun ne kadar hassas olduğu ortaya çıkar. Burada bizi bekleyen tehlike, bizim yararımıza olan şey nedir, bunun sınırı nerede başlar ve nerede biter, sorularına Müslümanca cevap verebilmektir.

İlla niyet ve samimiyet

Zaten Tûfî de bunun farkındadır. O yüzden de maslahatı bireylerin yararı şeklinde değil de toplumun yararı şeklinde yorumlar. Burada Tûfî’nin çizdiği çerçeve “Allah’ın halkın yararına olarak gözettiği amacın gözetilmesidir.” (s.26)

Bu satırlara baktığımızda, Tûfî’nin niyeti ve maslahatı gözetmek derken kastettiği ilkeler de ortaya çıkar. Asıl bağlayıcı olan, Allah’ın rızası ve Allah’ın helal ve haramla ilgili çizdiği çerçevedir. Bu çerçevenin dışına çıkılmadığı sürece, Allah’ın ve toplumun hakkı gözetilmek suretiyle maslahata uygun davranılabilir.

Ne çıkarı gözet ne de hukuk adına insanı üz

Aslında konu, işin içine insanın ihtiyaçları girince çetrefilleşiyor. İnsanın bireysel ihtiyacı her zaman toplumun yararı anlamına gelmiyor. Burada da Müslümanların samimiyetleri devreye girmelidir. Kendi ihtiyacının toplumsal dokuyu tahrip etmesine izin vermemelidir Müslüman. Tûfî’nin dikkat çektiği nokta tam da burasıdır. Müslüman ne maslahat elverdiği için şahsi çıkarının peşinden gidecektir ne de katı bir hukuk adına maslahatın imkanlarını reddedecektir.

Maslahatın şeriatta yeri nedir?

Genel bir ilke olarak çağın sorunlarıyla Müslümanca yüzleşme potansiyelini taşıyan maslahatın dayanağı nedir, diye merak edilebilir. Zaten Tûfî kitabın önemli bir bölümünü maslahatın dayanaklarını anlatmaya ayırmış. Hemen hemen her âlimin yaptığı gibi, Tûfî de maslahatı dört kritere göre delillendirir. Bu kriterler Kitap, sünnet, icma, akıl kriterleridir. Kitabının en başında kısa bir ‘maslahat’ tanımı yapan Tûfî, kitabın ilerleyen sayfalarında maslahatın dinimizdeki yerini ve dayanaklarını detaylandırarak açıklamaya çalışır.

Tûfî’nin kitabını daha iyi tanıyıp onun düşünce sistematiğini daha iyi kavrayabilmek için kitaptan bir örnek vermek yararlı olabilir. Benim ilginç bulduğum bir konudan vereyim örneği: “Maslahat (Yarar) ile Mefsedet (Zarar) Çatışması” konu başlığında Tûfî, “İki maslahat veya iki mefsedet veyahut bir maslahat ile bir mefsedet çatışırsa, her biri de farklı yönlerden üstünlük sağlarsa maslahatı elde etme veya mefsedeti gidermede bu yönlerin en üstün olanını itibara alırız. Aralarında eşitlik varsa seçim yaparız, töhmet varsa kuraya gideriz.” (s.73) der. Anlaşıldığı üzere bu satırlarda Tûfî, bir yararın elde edilmesinin mi yoksa bir zararın giderilmesinin mi evla olacağını sorgular. Burada ana kriter maslahat yani toplum yararıdır, asla bir kişinin çıkarı değildir. Bunu yaparken de kişisel çıkardan uzak durup zan altında kalabilecek davranışlardan uzak durmayı salık verir.

Çözümsüzlük girdabında boğulmak yerine çağın sorunlarını aşmada maslahat biraz daha fazla gündeme alınsa mı, diye sormadan edemiyor insan doğrusu.

 

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 06 Haziran 2018, 15:50
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20