Mahmud Erol Kılıç'tan geleneğin izinde güne dair düşünceler

Mahmud Erol Kılıç Yeni Şafak gazetesinde yazdığı köşe yazılarını Şafak Yazıları adlı kitapta bir araya getirdi. Klâsik köşe yazılarından ötede bir ders havasındaki bu kitap hakkında Mustafa Uçurum yazdı.

Mahmud Erol Kılıç'tan geleneğin izinde güne dair düşünceler

Mahmud Erol Kılıç’ın köşe yazılarını takip edenler zihinlerindeki köşe yazısı tanımlamasını güncellemek zorunda hissederek okumuştu bu yazıları. Tartışmaya açık bir konu olsa da bu, Mahmut Erol Kılıç gibi ufku geniş açılımlar yapan, fikirleri itibar gören bir hocanın gazetede köşe yazıları yazması bir gazeteyi okunur kılmak için önemli sebeplerden biridir.

Şafak Yazıları’nda da hocanın Yeni Şafak gazetesinde 2017 yılında yayınlanan yazıları var. 2016’nın kasım ve aralık ayları da bütünlük anlamında alınmış kitaba. Sufi Kitap’tan Ocak 2018 tarihiyle çıkan kitabın girişinde Mahmud Erol Kılıç gazeteden yazma teklifi alıp da yazmaya başladığında nasıl köşe yazıları yazdığını açık yüreklilikle dile getiriyor: “Okuyucularımın şunu bilmesini isterim ki günlük olanı yorumlarken de kalıcı esaslardan vazgeçmedim. Sadece yazıldığı gün için geçerli olacak ve sonra unutulacak yazılar yazmamaya çalıştım.”  

Şafak Yazıları, tasavvuf alanında söz sahibi bir hocanın gündeme, sınırlarımız içinde ve sınır dışımızda olup bitene, tasavvufa, cemaatlere dair düşüncelerini derli toplu okuyuculara sunan bir kitap. Hayretle, ibretle, bazen de kafalardaki soru işaretlerini tek tek söndürerek okunacak bir kitap Şafak Yazıları.

15 Temmuz ile başlıyor kitap

Kitabın ilk yazısı “15 Temmuz 2016’da Türkiye’de Ne oldu?” Yazının yazılma tarihi 25 Temmuz 2016. Kitaptaki tüm yazıların tarihleri alta not olarak düşülmüş.

15 Temmuz üzerine ne söylesek az gelir. Her kesimden bakış açısına ihtiyaç duyulan bir olayı yaşadı Türkiye. Mahmud Erol Kılıç’ın yaklaşımı da bu bağlamda çok önemli. 15 Temmuz darbe girişiminin taşların yerine sağlam oturması için bir başlangıç olmasını diliyor Kılıç. “Kim bilir belki de bu sayede taşlar yerine daha sağlam oturacaktır.” diyerek bu tür oluşumlara karşı daha tedbirli olunmasını söylüyor Kılıç.

15 Temmuz 2017 tarihli yazısında da darbe girişiminin üzerinden geçen bir yılın değerlendirmesini yapıyor. Bu girişimi merkeze alarak kaleme aldığı yazılardan bahsediyor. Yazıların ortak noktası şu: “Sûfi perspektif, zâviye bize her şeyin göründüğü gibi olmadığını öğretir. Tezâhürde olanın ise bir merhale merhale oluştuğunu söyler.”

Halep’ten Mevlana’ya

Uzunca bir süre İslam Konferansına Üye Ülkeler Parlamentolar Birliği Genel Sekreterliği görevinde bulunan Mahmud Erol Kılıç, geniş bir coğrafyada olup bitene en canlı haliyle şahit olan bir isim. İslam coğrafyasındaki yitirilen değerleri, kaybolan samimiyeti net bir şekilde gören Kılıç, problemleri sıralamakla kalmıyor; çözüm yollarını da sıralıyor. Halep’ten bahsediyor. Mevlana’nın, Nazım Hikmet’in, Şehabettin Sühreverdi’nin Halebi’nden içi burkularak bahsediyor. “Maalesef bugün bunlardan bahsedemeyeceğim size. Çünkü o Halep yok artık.” diyor yitip giden Halep’in halini düşündükçe. Çocuklar, kadınlar, evler ve yürek genişleten bir tarih yok olurken Halep’te acıyla bükülüyor boyunlar. Çare yine Müslümanlarda. Kuran’ı doğru anlayan Müslümanlarda. “Müslümanların kabirlere okuyup üflediği, siyasi mitinglerde ellerinde açıp yapraklarını gösterdikleri, hakkında araştırma merkezleri kurdukları muazzez Kuran” girişiyle örnekler veriyor Kuran’dan. Mesele Kuran’da uzaklaşan Müslümanların hali.

Müslümanlar olarak sûfîlerden başka şansımız kalmadı

Kitap’ta Mevlana üzerine de birçok yazı var. Mahmud Erol Kılıç Mevlana üzerine söz sahibi bir isim. Mevlana’nın da doğru anlaşılmasını istiyor. Göstermelik programlarla değil, Mevlana’nın yaşam felsefesini hissederek yapılmasını istiyor her türlü çalışmanın: “Müslümanlar olarak sûfîlerden başka şansımız kalmadı. Sûfî alim, sûfî fakih, sûfî muhaddis, sûfî idareci vs. olmadığı sürece birbirimizi ama elle ama dille doğramaya devam edeceğiz gibime geliyor.”

Dostlar, kusura bakmayın, Mevlana bizde içi boşaltılmış bir ikon, bir şeker adı, bir pide çeşidinden başka anlam ifade etmez.”

Yüz tane Kuran Araştırma Merkezi kursan, manasına ermedikten sonra yaptığın gramer çalışmasından ibarettir.”

Anlamadan yaşamaya çalışmanın dünya Müslümanlarını ne hale getirdiğini hazin sonuçlarıyla açıklıyor Mahmud Erol Kılıç. Birçok çözüm önerisi var elbette kitapta. Ben sadece bir tanesi paylaşmak istiyorum. Üniversitelerimizin neden arzulanan seviyede olmadığına dair tespitlerden sonra olması gerekeni sıralıyor Kılıç: “Geleneğimizde olduğu gibi Divân-ı Hikmet’ten, Füsûsü’l-hikem’den, Hikmetü’l-İşrak’tan hikmet dersleri yapılmayan bir İslam üniversitesinin hiçbir özgün tarafı olmayacağı kanaatindeyim.”

Kitabın sonunda iki de röportaj var Mahmut Erol Kılıç ile yapılmış. İslamcılık, ramazan, bayram sevinci, üç aylar, tekkeler, dergâhlar gibi birçok konuda düşüncelerini paylaşıyor Kılıç.

Ufuk açıcı bir kitap Şafak Yazıları. Gelenekle olan bağımızı koparmadan günceli anlayabilmek için Mahmut Erol Kılıç’ın tavsiyeleri dikkatle not etmekte fayda var.

Mahmud Erol Kılıç, Şafak Yazıları, Sufi Kitap.

Mustafa Uçurum

Güncelleme Tarihi: 24 Şubat 2019, 08:43
banner12
YORUM EKLE

banner19