Mahallenin En Mutlu Bebeğine Sahip Olmak İsteyenlere 5 İpucu

Anneler için doğum sonrasındaki ilk altı ay en zorlu dönemdir. Sürekli bölünen uykular ve annenin kendisini yetersiz hissetmesine yol açan bebeğin uzun süreli ağlamaları… Bebeğinizle geçireceğiniz ilk ayların bir kabusa dönüşmemesi için 5 ipucu. Zeynep Demirgil yazdı.

Mahallenin En Mutlu Bebeğine Sahip Olmak İsteyenlere 5 İpucu

Eskiden dışarıda dolaşırken bir bebek ağlaması duyduğumda “Oy minik yavrucuk, şu bebeklerin ağlamaları bile tatlı” diye düşünürdüm. Bebeğim olduktan sonra ise önce zihnimde bir alarm çalmaya başlıyor ve bu alarm bir yandan tüm vücutta hızla pompalanan adrenalin üretimine sebep olurken, diğer bir yandan aklımdan hemen şunlar geçiyordu: “Eyvah, şimdi ne yapmam lazım, sırada ne vardı? Dur ama bir dakika, bu ağlayan benim bebeğim değil ki. Yaşasın!” İyi ama bebeğini deliler gibi seven bir anne, nasıl oluyor da doğduktan çok kısa bir süre sonra, bebeğinin ağlama sesinden bu kadar korkar hale geliyor? Annelerin, fazlasıyla kaygılı oldukları bu zorlu dönemde, çözüm olarak koşabilecekleri bir rehber yok mu?

Elbette var, Dr. Harvey Karp’ın Mahallenin En Mutlu Bebeği kitabı.

Dünyanın en iyi üniversitelerinden olan UCLA’de çocuk doktorluğu yapan Harvey Karp, hem çok satan kitapları hem de Madonna gibi birçok ünlünün, çocuklarının doktorluğunu yapmasıyla meşhur. Kitabında yeni doğmuş bebeğin ağlamasını durdurmanın ve daha uzun uyumasına yardım etmenin yolunu bulduğunu söylüyor. “Bu gerçekten mümkün olabilir mi?” diye düşünüyor olabilirsiniz, çünkü bende aynı şeyi düşünmüştüm. Mesele sadece ağlama sesine dayanabilmek değil. Özellikle de ilk çocuğunuzsa daha önce hiç alışık olmadığınız şekilde defalarca uykunuzun bölünmesi, tam sustu yattım, daldım derken tekrar ağlamaya başlaması… Bu yazıyı okurken henüz gebeyseniz emin olun, bu duygunun yoruculuğunun şiddetini, yaşamadan tahayyül edemezsiniz.

Hem fiziksel hem de psikolojik olarak bir anneyi en çok yıpratan süreçlerden biridir uykusunun düzenli olarak bölünmesi. Hele de bebeğinizi bir türlü susturamıyorsanız ve uykusuz geçirdiğiniz dakikalar saatlere dönüşmeye başlıyorsa daha da fena. Bir de işin diğer bir boyutu var ki, ağlama sesinin şiddetinin, anneler ve ev halkı üzerindeki beyin donduran etkisi ve bu sesin anneye gönderilen bir yardım çağrısı olduğunu bilmeniz. Yani düşünün ki anne, bebeğinin zor durumunda, ona en acil şekilde yardımcı olabilme ve mutlu edebilme güdüsüyle dolmuşken, onun ağlamasını bile dindiremediğini fark ediyor. Bunun annede hayal kırıklığı ve üzüntüye sebep olması da, ileride olası depresyon gerekçelerinden biri.

Güneş ışığı etkisi yapan bir kitap

İşte tam da böyle bir duygu durumundayken, yüzümü çaresizce, Karp’ın güneş ışığı etkisi yapan bu kitabına döndüm. Karp, annelik hezeyanlarımızın sebeplerini “Yeni Bir Annenin Yetersizlik Hissi” başlığı altında çok güzel bir şekilde özetlemiş. Bu dönemde aşırı yorgunluk, deneyimsizlik, aile ve arkadaşlardan uzaklaşma, bunlara karşın fazla müdahaleci aile ve arkadaşlardan yeterince uzaklaşamama, bebeğin durdurulamaz ağlamaları, eşle girilen sinir bozucu tartışmalar, ani iş ve takdir kaybı, vücudumuz hakkında güvensizlik, hormonların dengesizliği, çoğu kıyafette çıkarılamayan süt lekeleri yada kusmuk kokusu olması gibi duygu ve durumlardan, hepsi yada birkaçının içinde boğuluyoruz.

Yazar, kolik konusunda dikkat çekici tespitlerde bulunuyor mesela. Kolik halk arasında, bağırsak sıkıntılarından dolayı çok gazlı olan ve bunu çıkaramayan, çektiği acı sebebiyle hiç durmadan ağlayan bebek sendromu olarak bilinse de, aslında bazı bebeklerin diğerlerine oranla, daha yoğun yaşadıkları psikolojik bir sıkıntı. Bebeklerin yeni hayatlarına uyum sağlayamama ve anne karnına geri dönme isteğiyle doğan stresle savaşları da diyebiliriz buna. Peki, bebeğiniz gerçekten kolik mi? Karp’ın üç kuralına göre bebeğinizin kolik olup olmadığını saptayabilirsiniz. Bu üç kurala göre bebeğiniz kolik ise günde üç saat, haftada üç gün ve üç hafta üst üste ağlıyor olması lazım. Ben bebeğimin koliği olmadığından bu sayede emin olmuştum. Karp’a göre koliğin sebebi olan duygular, şayet bebekler anne karnında 3 ay daha fazla kalsalardı hiç oluşmayacaklardı. Ancak bu mümkün olmadığından, mecburen bebeğiniz doğduktan sonraki 3-4 ayın sonuna kadar devam ediyor. Yani kolik olan bebekler, psikolojik olarak, 3 aya yakın bir süre daha anne karnında kalmak istiyor ve buna fırsat bulamamış olmanın acısını da sizden çıkartıyorlar. 

Bebeğiniz kolik değilse bile, bu bebeğinizin sık sık uyanmayacağı ve ağlamayacağı anlamına gelmiyor elbette. Çoğu bebekte özellikle ilk 6 ay, fazlasıyla ağlama eğilimi vardır. Hatta yetişkinler sadece 5 dakika boyunca ağlasalar bile bitkin düşerlerken, bebekler hiç durmadan saatlerce ağlayabilecek enerjiye sahipler. Ama korkmayın, bu krizlerle Karp’ın ‘5 Temel Prensip’iyle baş edebilirsiniz.

Kitabın orijinal dili olan İngilizce versiyonunda bu prensipler, Karp’ın “5 S Metodu” olarak geçiyor, ama Türkçeye çevirdiğinizde maddelerin baş harfleri “s” olmadığından bu şekilde bir değişikliğe gidilmiş.

Birinci prensip: kundaklama

Bebeğimiz kriz geçirdiği anlarda uygulamamız gereken kuralın birincisi, kundaklama prensibidir, yani tamamen sarmalanmışlık duygusu. Bu bebeği sakinleştirmenin temel taşıdır. Bebeğinizin ihtiyaç duyduğu teması sağlar, debelenirken kendi kendini rahatsız ederek, uyanmasını engeller ve bebeğin dikkatinin odaklamasını sağlar. Kundaklamak tek başına ağlamayı durdurmasa da, sakinleşme refleksinin tetiklenmesini hazırlar. Tabii kundaklamayı, bebeğimiz maksimum 3-4 aylık olana kadar yapabiliyoruz. Eğer nasıl kundak yapmanız gerektiğini bilmiyorsanız, bölümün sonunda Karp, bunun yöntemlerini resimlerle anlatıyor. Ama bununla uğraşmak istemezseniz, bebek eşyaları mağazalarında bulabileceğiniz hazır kundaklar da aynı görevi görecek şekilde dizayn edilmiş. Ben biraz üşengeç davranıp hazır olanları kullandım ve oldukça memnun kaldım.

İkinci prensip: yan ya da yüzüstü pozisyonu

Karp’a göre yan ya da yüzüstü yatırmak, bebeğinizin rahimdeki pozisyonunu taklit ederek onun sakinleşme refleksini tetikleyecek. Böylece Moro refleksini devreden çıkarmış olacaktır. Moro refleksi yenidoğanlarda 3 ile 4 ay arasında değişen bir süre zarfında var olan, güvende hissetmediğinde onu huzursuz hissettirerek bir reflekstir. Bu huzursuzluğa tepki olarak da bebeğiniz ağlayacaktır. Anne karnındayken hiç sırt üstü yatmamış olan bebeğiniz, sırt üstü yatırdığınız zaman kendini güvensiz hissedecek ve Moro refleksi dürtülmüş olacaktır. İşte tam da bu sebeple Karp, bebeğinizin ilk 3-4 aylık olduğu döneminde, onu yan ya da yüzükoyun yatırmanızı, ama asla sırt üstü yatırmamanızı tavsiye ediyor. Bu bölümde ayrıca bebeğinizi sakinleştirebilmeniz için, en işe yarar emzirme pozisyonlarını da resmederek anlatıyor.

Üçüncü prensip: bebeğinizi sakinleştiren ses “şşşt”

Nasıl ki rüzgâr ya da dalga sesi yetişkinlere huzur verip uykularını getiriyorsa yenidoğanlar için de “şşşşt” sesi de ağlamanın ilacı, sessizliğin sesidir. Peki, bebek bu sesle neden bu kadar rahatlar? Yüksek ve monoton ses, bebeğinizin rahimde duyduğu sesleri taklit ederek, sakinleşme refleksini tetikler. Yetişkinler olarak bizler, sessiz bir odada dinlenmeyi tercih edebiliriz. Ama bebekler çok uğultulu bir ortamdan çıktıktan sonra, annelerinin onları uzun uyutabilmek için düzenlediği odalarında karşılaştıkları bu sessizlikte sağır olmuş gibi hissederler. Yani bir çeşit uyaran eksikliği yaşarlar. Bu rahatsız edici durumun bebeğinizi ağlatması ise son derece doğaldır.

“Şşşt” sesi çıkarmayı da öyle basit bir şey zannetmeyin. Karp’a göre onun da bir doğru yapılma usulü mevcut, bu yöntemleri kitaptan ayrıntılarıyla öğrenebilirsiniz. Bu kurallar haricinde yazar bir de bu sesi çıkartmaktan yorulursanız diye, bu konuda yardımcı olabilecek on faydalı ses kaynağı tavsiye ediyor: elektrik süpürgesi, saç kurutma ya da çamaşır makinesi sesi, akan su, rahimdeki sesleri çıkaran oyuncaklar ya da monoton ses makineleri gibi… Şahsen ben monoton ses makinelerinden bir tane edinmiştim, zaten ismi “şişş” yapma aleti olarak da geçiyor (baby shusher). Böylece yatağına yatırıp makinedeki sesi açtığımda bebeğim susuyor ve ben odadan çıksam da rahatça uykuya dalıyordu.

Dördüncü prensip: sallama

Büyükler bile sallanan sandalyelerde veya büyük salıncaklarında sallanmaya bayılırlar. Bu bebeğinizi direkt uyutmasa bile sakinleştirir, rahatlatır. Bebeğinizin karnınızdayken, sizin her hareketinizle hissettiği sallantıyı taklit eden sallanma hareketleri, onun kulağının içindeki hareket sensorlarını uyarır. Bu da sakinleşme refleksini tetikleyen dördüncü etkendir. İleri-geri (yatay), sağa-sola (yatay), yukarı-aşağı (dikey) hangi yönü bebeğiniz daha çok seviyorsa, hızlı ve biraz sarsıntılı şekilde başlayarak ve baş kısmının vücuduna göre daha fazla sallanacağı biçimde sallamanız en etkili rahatlatıcı yöntemdir.

Baş kısmının sarsılması sizi korkutmasın diyor Karp, tabakta duran jöle gibi küçük titreşimlerle avucunuzun içinde sarsılan başı, bebeğinizin sakinleşme refleksini harekete geçirerek, huzurlu bir şekilde uykuya dalmasını sağlayacaktır. Bebeğiniz ne kadar keyifsizse, sallama hızınızın da o kadar yüksek olması gerektiğini belirtiyor yazar. Ayrıca işiniz varken veya buna zaman ayıramayacağınız anlar için kullanabileceğiniz son derece işlevsel mekanizmalar da geliştirilmiş. Bebek askıları, slingler, kangurular, otomatik veya manuel salıncaklar, hamaklar gibi birçok ürün, bebeğinizi anne karnında hareket ediyormuş gibi hissettirerek, rahatlatacaktır.

Beşinci prensip: emme ve keyif kısmı

Yiyin, için, israf etmeyin” buyrulmuş ayet-i kerimede. Herhalde en helal ve israf olmayan yemek, bebeklerin yemeği; yani anne sütüdür. Anne sütünün faydaları say say bitmez. Hala tüm özellikleri yüzde yüz çözülememiş. Başka hiçbir besinin yerini alamadığı anne sütü bebekler için hem en besleyici gıda, hem de mikrop ve hastalıklara karşı koruyucu bir kalkan. Karp da sütü olan ve bebeği emmeyi kabul eden annelerin bol bol emzirmesini öneriyor.

Yazar, “Beş temel prensibin tamamını karıştırmak bir pasta yapmak gibiyse, emme de pastanın üzerindeki kremadır” diyor. Anne karnındayken çekilen ultrason fotoğraflarında, parmak emen bebek görüntüleriyle karşılaşabilirsiniz. Yani bebekler doğmadan, emme refleksleri oluşmaya başlar ve buna hazırlanırlar. Fakat karnınızda iki büklüm halde bebeğiniz için parmak emmek çok kolay bir hareket iken, doğduktan sonraki ilk birkaç ay, kas gücü ve el-göz koordinasyonu açısından bunu yapabilmesi çok zordur. Emin olun yapabiliyor olsalar bebekler 24 saat parmaklarını ağızlarından çıkarmazlar. Birçok bebek emmeye bayılır, bu onları en çok mutlu eden şeydir ve karın doyurma hazzının haricinde emme, anneyle kurulan en samimi iletişim biçimi olarak sakinleştirme reflekslerini tetikleyen beşinci maddedir.

Bazı annelerin sütü olmayabilir ya da ne kadar bol sütü olursa olsun bebeği emmek istemeyebilir. Maalesef bu konuda da nasipten ötesine geçilmiyor ama hiçbir anne buna kafasını takıp, moralini bozmamalıdır. Günümüzde birçok markanın yenidoğan bebek mamaları ve devam sütleri, oldukça başarılı bir şekilde annelere yardımcı olmaktadırlar. Ayrıca emziği de yine sakinleştirme tekniği olarak kullanabileceğinizi belirten yazar, bebeğiniz beş-altı aylık olduğunda, muhakkak bırakmanız gerektiğini de ekliyor.

Annelerin en zorlu dönemi

Kitabın son bölümünde Karp, bu beş prensibi sarmal halinde nasıl kullanabileceğinize dair fikirler veriyor. Ayrıca bebeğinize uygulayabileceğiniz masaj teknikleri, küçük gezintiler, yiyeceklere alerjisi olup olmadığının nasıl anlaşılacağı, midesini nasıl düzene sokacağınız, kabızlık sorunu ve çözümleri, mide asidinin tedavileri, bitki çaylarının kullanımı, homeopati, kiropraktik ve osteopati gibi konular hakkında da açıklamalarda bulunuyor.

Kitabın tavsiye ettiği uygulamalarla, çoğu zaman annelerin hafızalarında en zorlu dönem olarak kalan ilk altı ayı, kolay bir şekilde atlatabilirsiniz. Böylece bebeğinizle geçireceğiniz bu ilk kıymetli ayların keyfini çıkarmaya da zaman bulabilirsiniz. Kilit nokta sadece kitabı okumak değil, önerilenleri doğru bir şekilde uygulamak. Belki alışık olmadığınız için, ilk birkaç denemede başarılı olamayabilirsiniz. Ama sabırla denemeye devam edin. Çok kısa bir süre zarfında prensiplerin üstadı haline gelirken, bebeğiniz de alışkanlık kazanmaya başlayacağı bu yöntemlerle, krizlerini çok daha çabuk atlatacaktır.

Kitapta, bebeklerinin doktoru olarak çaresizce Harvey Karp’a başvurmuş anne ve babaların, kendi dillerinden anlattıkları çeşitli başarı hikayeleriyle de karşılaşacaksınız. Bu anıları okumak sizi Karp’ın beş temel prensibini uygulama konusunda fazlasıyla motive edecektir. Tüm anne babaların, mahallenin en mutlu bebeğine sahip olmaları temennisiyle…

Zeynep Demirgil

Mahallenin En Mutlu Bebeği, Harvey Karp

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2018, 18:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26