banner17

Mahalle ile başınız hoş mu?

Yolcu, mahalle ile alakalı kapsamlı bir dosya hazırlamış. İlgiyle okuyacaksınız. Sahi nedir bizim mahalle?

Mahalle ile başınız hoş mu?

Yolcu Dergisi... 10. yaşında Samsun’dan seslenen ve “Yayınlanan yazılardan okur da sorumludur.” diyerek okura da sorumluluğunu hatırlatan dik duruş portresi. “55.sayısında başlanan “karşı sorular” bölümünde “Makbul vatandaş kimdir?” sorusunu yöneltmiş ve “vatandaşın makbulü”nü sorgulamıştı Yolcu. Dosyada yer alan isimler şöyleydi: Ahmet Turan Alkan, Recep Garip, Erol Erdoğan, Murat Zelan, Abdurrahman Dilipak, Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, Cihan Aktaş, Berat Demirci, Prof. Dr. Ahmet İnam, Nuh Gönültaş

56. sayısında ise “Bizim mahalle” kavramı irdeleniyor dergide. Son zamanlarda en çok bahsi geçen konuların başında geliyor “bizim mahalle” Sahi var mıdır böyle bir şey, böyle bir yer? İşte bu dosyanın yer aldığı derginin son sayısı çok konuşulacağa benziyor.  

Yolcu

Bizim mahallede kimler oturur?

Gazetecilerin reyting kaygısı ile çok sığ bir havaya hapsedildiğinden dem vuran Sibel Eraslan, mahalle kavramından birbirine benzeyenlerin oluşturduğu topluluk manasının kastedildiğini belirtiyor ve benzemek ile tıpatıp modüler olarak tekrar etmenin aynı şey olmadığını özellikle vurguluyor. Artık “Biz” diye bir kavramın da kalmadığını vurgulayan Eraslan, herkes bir an evvel büyüyüp gitmeye bakıyor diyor. 

Adem Özbay
Adem Özbay

Bizim mahalle’de kimlerin ikamet ettiğine de değiniyor yazar:

“Bizim fotoğraf albümlerimizde, bizim bayram günleri ellerini öpmeye gittiğimiz büyüklerimizin avuç içlerinde, biz çıkıp gitmiş olsak da hep çocuk kalmaya devam eden anne evimizdeki küçük odamızda ve onun penceresinde, penceresinin baktığı dar sokaklara harika bir espas hissiyle hayat bolluğu katan meşe ağacının dallarında, hemen yanıbaşımızdaki terzi dükkanı, kitapçısı, kasabı, yorgancısı ile spor kulubü, kahvehanesi, bakkalı ile... Taziyesi ve sünneti ile, düğün ve yası ile, sarhoşu ve hacı amcasıyla, Ermenisi, Lazı, Çerkezi ile Arnavut ciğeri ve Kürt böreği ile, hastanede doğmuş olanı kadar, ebe elinde dünyaya elmiş olanının da yer bulduğu, bulacağı geniş bir yerdir bizim mahalle...” 

Sitemkâr başlayan sözlerini adeta umut türküsüyle bitiriyor Sibel Hanım: 

Ahmet Savaş Özpınar
Ahmet Savaş Özpınar

Ama ben "biz"in o ihtişamlı ve tutkulu varedici gücüne tüm kalbimle itikat ediyorum öte yandan. Yani Ashabı Kehf mesela... Uyanacaklarmış ve şehre ineceklermiş, biz genç arkadaşlarımızı arıyoruz diyeceklermiş gibi geliyor... Sanki Hz. Ali hiç dünyasını değiştirmemiş gibi ve sanki kalabalık bir "biz" hep bir yerlerde karşıma çıkacakmış gibi geliyor... Çocuklarıma hep şöyle diyorum bu yüzden... "Bakmayın şu anda darmadağınık olduğumuza oğlum! Biz kocaman bir aileyiz, üç milyarın üzerinde Müslüman kardeşimiz yaşıyor şu koskoca yeryüzünde, biz kalabalık bir mahalleyiz, hem de çok kalabalık!"...          

Mahalle, akleden ümmetin olduğu yerdir.

Yıldız Ramazanoğlu ise modernleşmenin bizden çok şey alıp gittiğini belirterek başlıyor cümlelerine. Gelecekte temel ayrımın coğrafya, renk ve kültürden çok vahye inananlar ve inanmayanlar ekseninde olacağına dikkat çeken yazar ‘bizim mahalle’ olgusuna da açıklık getiriyor:

“Bizim mahallemiz peygamberimizin veda hutbesinde ayaklar altına aldığı bütün zafiyetlerden, ayrımcılıklardan, sapkınlıklardan kurtulmaya çabalayan, her dem kalbiyle ve beyniyle uyanık, diri, akleden bir ümmetin olduğu yer. Dünyanın başka erdemli insanlarıyla da kesişmeler yaşadığımız, ortaklaştığımız ama kaybolup gitmediğimiz mahalle. İzini sürdüğümüz tevhidi duruşu hiçbir koşulda terketmediğimiz zemin.” 

Ve düşlediği mahalleyi de anlatarak noktalıyor sözlerini Yıldız Ramazanoğlu:

Bu yerin temel cümlesi şu ayettir : “Ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü  kimdir”. Batıya ne verebiliriz diye duraksayanları  da, kendi değerlerimize sahip çıkalım dendiğinde hangi değerler diye umutsuzca bakanları da, başörtülü eşinden utananları da içimize alarak birbirimizi sabırla yeniden yoğuracağımız bir mahalle düşlüyorum doğrusu. 

Fatih Mutlu
Fatih Mutlu

Kur’an-ı Kerim okumadan ‘Müslüman şair’lere takılmak da ‘entelektüelcilik oynamak’tır

Gerçek Hayat Dergisiyazarlarından Fatih Mutlu ise “varolduğuna ve varolması gerektiğine yürekten inandığım bir kavram” diyerek başlıyor sözlerine. Merkez medyadaki kullanımıyla İslami camianın bütününe karşılık gelen bir anlamı olmadığının altını çizen Mutlu, kendi ‘bizim mahalle’sinin 28 Şubat gibi bir şok yaşayan dindar camia arasında bir yerde olduğunu ve sakinlerinin de bu şoka göğüs gerenler ve bu şoku atlatmasını bilenler olduğunu belirtiyor ve bu kavramın değerlerini izah ediyor: 

“Eğer benim ‘bizim mahalle’min bir sakiniyseniz Bush’a küfretmezsiniz, acımakla yetinirsiniz. Bu toprakların yeniden ayağa kalkması için Müslüman şehir geleneklerine (büyüklerinin yanında sigara içmeme ve ev düğünleri dahil) sonuna kadar sahip çıkılması gerektiğine inanırsınız. Okursunuz, yazarsınız ve mutlaka saçlarınızı tararsınız. Bu sayede ne zaman şımaracağınızı ne zaman tevazu kuşanacağınızı iyi bilirsiniz; öyle ki, aşırı mütevazılık zaman zaman şiddet nedenidir. Söz ya da fiillerinizle kimseye kazık atmazsınız; yer yer faşizm seviyesinde arkadaş milliyetçisi olmanız gerekir. Bu mıntıkada namaz kılmadan yapılan her şey ‘İslamcılık oynamak’la eşdeğerdir. Kur’an-ı Kerim okumadan ‘Müslüman şair’lere takılmak da ‘entelektüelcilik oynamak’tır. Burada Malcolm X’in heykeline rastlayabilirsiniz; ama o heykelin dikilmesine karar verenlerin Sezai Karakoç’u, Nurettin Topçu’yu, Nuri Pakdil’i hatmettiğinden eminsinizdir. Ezcümle, Allah’a inanan ve annesini seven insanlar topluluğu mukimdir benim ‘bizim mahalle’mde.” 

Gökhan Özcan
Gökhan Özcan

Öteki mahallenin 'kutsalı' yoktur

Yine Gerçek Hayat Dergisi yazarlarından Nihat Nasır, öteki mahallenin hep olduğunu ama 'bizim mahalle'nin var olup olmadığı konusunda kuşkuları olduğunu ifade ediyor ve ekliyor: 

Zira öteki mahallenin 'kutsalı' yoktu. Bir araya gelmelerini sağlayacak bir sürü nedenleri vardı. Mesela 'günah işleme özgürlüğü' gibi.

Yahut memleketi soyup soğana çevirmek, üstatları olan batılı emperyalistler misüllü gariban halkın sırtından semirmek gibi...

Nihat Nasır
Nihat Nasır

Bunlar bazan, 'ağzı  çorba kokanlar' diye tanımladı  bizi, bazan 'mürteci', bazan parya...

Ama dediğim gibi ortak bir paydaları vardı her zaman... 

Bu sözlerin hemen ardından neden ‘bizim mahalle’ var mıdır noktasındaki kuşkularının nedenlerine açıklık getiriyor ve bu sorunun hiç de kolay soru olmadığına işaret ederek sözlerine son veriyor: 

Kuşkuluyum zira 'bizi' 'biz' yapan değerlere karşı hep ikiyüzlü olundu...

Yoksulken 'Karun'u', 'Haman'ı' lanetledik ama zenginlik gelip çatınca onların basit müsveddeleri olmaya tenezzül ettik!

'İnandığımız değerler gelecek, zulüm bitecek!' dedik henüz mustazafken ama elimiz ekmeğe ve iktidara yetince, orta ölçekli zalimler olmaktan imtina etmedik.

İsrafın dibini bulduk mesela!..

Nefret ettiklerimize, hadi başka bir biçimde ifade edelim, 'Allah rızası  için buğz ettiklerimize' öykünmekten imtina etmedik.

Karşılaştığımız ilk zorlukta, mevziyi terk ettik, pılımızı  pırtımızı toplayarak.

Para kazanmak, çok para kazanmak, çok daha fazla para kazanmak için yoldaşlarımızı  sattık örneğin.

Şerefimiz olan değerler bütününden utandık, hiç utanmadan!

Sibel Eraslan
Sibel Eraslan

Karşı mahalledekilere şirin görünmek için amuda bile kalktık...

Bizim kutsalımız vardı ve biz kutsalımıza ihanet ettik.

İşte bu nedenle kuşkuluyum 'bizim mahalle'nin varlığından...

 

Bizim mahalle deli divane yurduydu

Daha önce Yeni şafak Gazetesi’nde de değindiği bu konunun Şerif Mardin röportajının ertesinde ortaya çıktığını hatırlatarak başlıyor Gökhan Özcan. Bu tartışmaları iyi niyetli bulmadığını, Türkiye’nin bir mahalle olmadığını; fikir, kültür, inanç farklılıklarını bir karşıtlık olarak görmenin bu ülkeyi tanımamakla eş değerde olduğunu dile getiriyor.

Yıldız Ramazanoğlu
Yıldız Ramazanoğlu

 “Bu çerçevede ve bu kavramlarla yapılacak tartışmaların yarar getireceğine inanmıyorum. Bu pası kovalamak bizi ofsayta düşürecektir. Bu ülkenin tartışılacak çok meselesi olduğuna inanıyorum. Ama bunun için zihinlerimiz berrak, niyetlerimiz samimi olmalı. Başkasının soframıza koyduğu yemekle değil, kendi pişirdiğimiz yemekle doymayı denemeliyiz diye düşünüyorum.Bugüne kadar bu karşıtlığı bir anlamda kabullenerek söylenmiş samimi sözler için üzüldüm ve üzülüyorum. Doğrusu bu tartışmayı reddetmektir kanaatindeyim.”  

"Bizim Mahalle" bir zamanlar gerçekten de zerre riya taşımadan Asr-ı Saadet’in billur kalpli masumiyetini özleyen, nehrin kıyısında suyunu huzur içinde içmesi gereken bir kuzunun hukukunu koruyamadığında yaratılmış bir canın vebalini taşıdığına inanan, romantik Müslümanların biraraya toplandığı bir deli-divaneler yurduydu...” diyerek sözlerini harekete geçiren Ahmet savaş da hayal kırıklığını ve sitemini şu cümleler ile özetliyor: 

“Ne kadar hazin... Şimdi "Bizim Mahalle" tıpkı sosyalizim gibi, kapitalizim gibi, komünizim, faşizim, hedonizim ve benzeri tüm "izim"ler gibi "Mahalle B-izim" haline geldi...” 

Ve modern b-izim mahalle kavramını  tanımlıyor Ahmet Savaş:

"B-izim Mahalle" kelamın yerine parayı, selamın yerine şatafatı koyan; yolunu çok çabuk kaybetmişler topluluğunun hazin öyküsünün yaşandığı; şimdi çok kalabalık gözükse bile kısa bir süre sonra ıssız bir karanlığa terk olunacak; sadece fotoğraflarda ve anılarda yaşayacak bir sükut-u hayaldir... 

Ve mahalleye veda ederken söyledikleri: 

Şükrolsun ki; zirvesindeyken sesim ve soluğum, zulme karşı susup daha büyük kazançlar ele geçirebilecek bir "masum şeytan" olabilecekken, "Ey b-izim mahalle, zulümle abad olunmaz!" diyerek mahallenin sınırlarını terk ettim, kendi sınırlarımı terk etmek yerine... 

En temiz mahalle bizimdir

Asım Gültekin ise "Bizim mahalle"nin muhafazakârca bir isimlendirme olmadığını belirtiyor.

“Bir liderinin olmaması, plansızlığı onun hem zaafı hem gücüdür. Ama sürecin sonunda zararlı da çıkabilir. Ama her şeye rağmen bir güçtür! Bütün küçümsemelere rağmen bir alandır.

Küresel sistemin ve Türkiye'deki hakim (kültürel, siyasal, ekonomik) sistemlerin hepsinden daha nitelikli, daha temizdir bizim mahalle!” 

Yakındığı noktaları  izah ediyor bu cümlelerin ardından: 

“Bizim mahalle dışındakilerin gücünün, durumunun, ahlakının, ilişkilerinin bizimkilerden daha iyi zannetmek bizim mahalledekilere özgü bir hastalıktır!

Bizim mahalle dışındakilerin albenisine kanmak, oralardaki olumlu yanların fazlaca etkisinde kalmakla alakalı bir durumdur!

Sağlıklı  bir değerlendirme değildir bizim mahalledeki kusurları, sorunları  çokça büyütüp diğerlerinin harika, çarpıcı, etkileyici olduğunu sanmak!

Yüreği bizim mahalle dışındaki alanlarda minnacık da olsa yer kapmak için çalışanlardan olmak ne büyük bir hüsrandır!” 

Son zamanlarda ‘bizim mahalle’ ibaresinin küçümseme amaçlı kullanılmasını ise son derece zararlı bulduğuna dikkat çeken Gültekin, iyi niyetle üretilen bir tamlamanın nasıl küçümseme manasına dönüştüğünden dertli olduğunu gösteriyor ve “mahallemizde bir muhtar olmadıkça bir mahallemiz de olmayacaktır!” diyerek söze veda ediyor. 

 

Eylül Akyüz haber verdi..

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2009, 09:24
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yılmaz Yılmaz
Yılmaz Yılmaz - 9 yıl Önce

derginin 56. sayısını okumak farz oldu, eyvallah.

İlhan Çebi
İlhan Çebi - 9 yıl Önce

Şimdi Nihat Nasır abinin dediği gibi ortada tam oluşmamış bir mahalle tahayyulü var...yazının sunumunda da görüldüğü üzere tek tük de olsa orada sağcı yazarlar var...mesela Nuh Gönültaş gibi Ahmet Turan Alkan gibi...Yani evet karşımızda varsaydığımız öbür mahalleye sol dediğimizde otomatikman biz de sağcı mı oluyoruz.Ben anlamadım.

Belki de sorun burada.Biz sağcılardan ayrı muhkem ve mahrem bir mahalleyi çoktan hakediyoruz ama gelgör ki bunu dert edinenler bile karamsar...

banner8

banner19

banner20