Mağlup olurken bile destan yazdılar

Başımıza gelen en büyük felaketlerin sebebi hatırımızdan çıkarmamamız gereken bazı şeyleri unutmamızdır. İşte hatırlanması gereken bir destan.

Mağlup olurken bile destan yazdılar

Bir yazar düşünün ne bilgisayar -dolayısıyla internet- ne de cep telefonu kullanıyor.  Bu yazara ulaşmak ne kadar zor olabilir?  Evet, işte böyle bir yazar tanıyorum: Mehmet Niyazi Özdemir.

Mehmet Niyazi Bey’e kaç zamandır son kitabı Plevne hakkında birkaç soru sormak için ulaşmaya çalışıyordum. Ev telefonunu da temin ettim ama uzun bir müddet ulaşamadım. Kime sorarsam herkes aynı şeyi söyledi: “Ancak İSAM’dan ulaşabilirsin.”

Mehmet Niyazi’nin ikinci evi

İslam Araştırmaları Merkezinin (İSAM) adı neredeyse Mehmet Niyazi Bey’le özdeşleşmiş. Buna ben de şahit oldum. Niyazi Bey hemen her gün İSAM’da araştırmalar yapıyor. (Aldığım duyuma göre ulaşımda zaman kaybetmemek için evini İSAM’ın yakınına taşımış.) İSAM’ı aradım. Orada olup olmadığını sordum. Genelde akşam 7’de çıkıyormuş. Görevliden rica ettim. Kendisine müsait olup olmadığını sordu. Biraz yorgunmuş, ertesi gün gelmemi istemiş. Ertesi gün iş çıkışı gittim. Trafikten dolayı biraz geç kaldım. Saat 8’e geliyordu. Bir yandan da çıkmış olabilir diye endişe ediyordum. 3. kata çıktığımda asansörün karşısına gelen üzeri kitap dolu bir masada çalışırken buldum.

Kendimi tanıttım sorularımı sordum. Kısa ama verimli bir sohbet oldu.

İki ayda 7. baskıMehmet Niyazi Özdemir , Plevne

Roman okurla buluşalı yaklaşık 2 ay olmasına rağmen 7. baskıyı yapmış. Plevne, bir mağlubiyetin destanının kitaba dönüşmüş hali. Savaşta fiziksel açıdan yorgun ve bitkin 35 bin civarında Türk askeri var. Rus ordusunda ise her türlü gelişmiş imkanlara sahip 190 bin asker var. Bu sayıya bir de iklim şartlarını eklemek lazım. Okurken gözyaşlarını tutamıyorsunuz. Bir ordu kaybederken bile nasıl destan yazar görüyorsunuz. Teslim olmuyorlar çünkü Plevne’yi savaşırken şehit olmuş askerlerin yüzüne mahşerde nasıl bakacaklarını düşünüyorlar.

Kitabın son kısımlarına doğru Çar ve Gazi Osman Paşa arasında şöyle bir diyalog geçer. Çar: “Ben sizin yerinizde olsaydım, kan akıtmadan silahlarımı bırakır, teslim olurdum.” Müşir Gazi Osman Paşa: “Devletim bana düşman gördüğünüz zaman teslim olun demedi; sonuna kadar dövüşmemiz için bize silah verdi.”

Neden Plevne?

Daha önce Çanakkale Mahşeri, Yemen Ah Yemen gibi destanlaşan iki büyük savaşın romanını yazan Mehmet Niyazi Bey’e ilk sorum “Neden Plevne?”ydi.

Plevne’nin Osmanlının omurgasının dağıldığı bir savaş olduğunu ve bu savaş sebebiyle Çarlığın sarsıldığını ve bir müddet sonra da dağıldığını söyledi. Çarlık yıkılmasaydı Rusya dağılma sürecine girmezdi diye de ilave etti. Ayrıca Üsküdarlı Miralay Yunus’u unutturmamak istemiş. Romanda Miralay Yunus’un kahramanlıklarından uzun uzun bahsediliyor. En çarpıcı nokta ise; Müşir Gazi Osman Paşa’nın her şeye rağmen orduyu teslim etmemek için direnip Miralay Yunus şehit olunca teslim olması.

Gazi Osman Paşa Yunus’un kahramanlıklarının anlatılabildiği takdirde doğan evlatlara ruh vereceğini söylüyor. Başhekim Hasip Bey, öyle bir yiğidin unutulmayacağını söylüyor. İşte burada belki romanın en can alıcı cümlesini Müşir Gazi Osman Paşa söylüyor: “Ah Hasip Bey, biz kimleri unutmadık!.. Başımıza gelen felaketlerin gerçek sebebi de budur; ne yazık ki bunu kimseye anlatamayız.”

Üsküdarlı Miralay Yunus

Mehmet Niyazi Bey Üsküdar Belediyesine Miralay Yunus’un adının yaşatılması için bir şeyler yapılması gereğini iletmiş. Umarım yakında bir sonuç alınır.

Diğer iki romanını yazmak uzun yıllar almıştı. Niyazi Bey, bu romanını da araya bazı rahatsızlıkları girdiği için 4 yılda tamamlamış.

Soracağım soruları önceden not alıp gitmiştim. Romanın arkasına bazı notlar düşmüştüm. Okurken inanmakta zorluk çektiğim kısımlar vardı. Mesela Bulgarların Müslüman halka yaptığı işkenceler, toplu katliamlar, Karlıova’da bir Bulgar papazının her vaazını “Ey Hıristiyanlar, Müslüman çocukların kanıyla sulandığından kilisemizin bahçesinde açan kadar hiçbir gül güzel değildir.” diye bitirmesi ve daha birçok şey… Mehmet Niyazi Bey “Tarihi romanlarımda kurmaca hiçbir şey yoktur hepsi bir kaynağa dayanır.” dedi. Mehmet Niyazi Bey’in romanlarını okurken, okuduklarınızın gerçek olduğunu bilmek farklı bir psikolojiyle okumanıza sebep oluyor.

Tezli roman bana yapılmış en büyük hakarettir

Sorularımdan biri “Tezli roman nedir?” sorusuydu. Bu soruyu kendisine sormamın sebebi; Mehmet Niyazi Bey hakkında internette araştırma yaptığımda karşıma hep “Mehmet Niyazi, tezli romanlarıyla tanınır.” cümlesinin çıkmasıydı. “Sizin romanlarınızın tezli roman olduğu söyleniyor. Tezli roman ne demektir?” diye sorduğumda “Romanlarımın tezli roman olduğunu söylemek bana yapılmış en büyük hakarettir.” dedi. Kendisinin söylediğine göre adını hatırlayamadığı soyadı Tekin olan biri romanları hakkında bu görüşü yazmış. Kendisi hakkında yazı yazmak isteyen birileri de araştırma yapmak yerine internette yer alan o hazır bilgiyi alıp kullanıyormuş.

Şu anda çalıştığı projeler

Mehmet Niyazi Özdemir şimdi iki proje üzerinde çalışıyormuş. Biri Fatih Sultan Mehmet’in ve Fethin romanı. Diğeri ise kısa kahramanlık hikayelerinden oluşan bir kitap. Hikaye kitabının ismi de belliymiş: “Bir efsane gibi yaşadılar”

Meryem Uçar hatırlamamız gereken ne çok şey var dedi

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 18:13
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13