Lütfi Bergen’e göre aldığımız her eşya yeni ihtiyaçlar üretir

Lütfi Bergen’in Dergâh ve Ülke dergilerinde yayınladığı makalelerinin toplandığı Azgelişmişlik Üstünlüktür kitabının üçüncü baskısı yapıldı. Kitabı Ayşe Bağcivan değerlendirdi.

Lütfi Bergen’e göre aldığımız her eşya yeni ihtiyaçlar üretir

Lütfi Bergen’in Dergâh ve Ülke dergilerinde yayınladığı makalelerinin toplandığı Azgelişmişlik Üstünlüktür kitabı üçüncü baskısıyla Yazıgen Yayınevinden Haziran ayında çıktı. 

Kitap, Bergen’in on yedi makalesi ve kendisiyle yapılan iki söyleşiden oluşmakta. Yazar, makalelerinde Müslümanların Batı karşısında geri kaldığı söylemine itiraz ederek, bu itirazını örnekleriyle ve açıklamalarıyla desteklemektedir. Teknolojinin getirisinden çok götürdükleri üzerinde dikkat kesilerek okurda farkındalık oluşturan Bergen, eski ile yeni teknik dünyayı da kitabında sık sık karşılaştırarak “seçilebilen teknolojiyi” savunmakta. Kitabin ilk makalesi olan “Tekniğin Kitleselleştirilmesi”nde teknolojinin günlük yaşamdaki etkilerine kısaca şöyle değinmekte:

“Evinin önünde gündelik yiyeceklerinin malzemesini oluşturan; biber, nane, maydanoz, patlıcan, domates, fasulye yetiştirip kümesinden yumurta toplayan, yoğurt uyutup peynir mayalayan, ekmek pişiren ‘eski dünya’ adamı artık söz konusu yiyecekleri pazardan, giderek marketten satın almak zorunda kalmıştır. Eski dünyanın yaşam güçlüğü, çalışma külfeti, emtiaya dokunabilme, onu yetiştirebilme, ona üretimin başından sonuna değin sahip olabilme imkânı taşırken; ‘yeni teknik dünya’ bireye hiç yorulmadan aynı emtiaya sahip olabilme konforunu getirmiştir, ama ne pahasına: Artık o, gıdaya sadece yenilebilecek, emtiaya sadece çalıştırma butonuna basabilecek aşamada sahiptir. Birey bir bakıma sakatlanmış gibidir. Sahip olmak için mutlaka başkalarının; uzmanların, teknotratların, başka sınıfların varlığına, el emeklerine muhtaçtır. Bozulduğunda hiçbir zaman kendi başına onaramadığı aletlerle yaşamak, mutad bakımını hiçbir zaman tek başına yapamamak durumundadır. Elektrik kesildiğinde, servis geciktiğinde, mazot tükendiğinde; işini kaybedebilir, aç kalabilir, ısınamayabilir, hareket edemeyebilir, iletişimlerini yitirebilir, iflas edebilir. Herkesin en az kendisi kadar iyi ve sürekli çalıştığı oranda hayat ve varlık bulabilen insandır o. Bir tür makine dişlisi ya da androiddir!”

Teknolojik yeniliklerin dayatmaları

İnsanın en çok kendi hayatı üzerinde bir kontrol hissine sahip olduğunda rahat edebileceğini özetleyen yazar, makalenin devamında günlük hayatımıza yerleşmiş olan teknolojik yeniliklerin dayatmalarını alabildiğine geniş bir kültürel perspektifte incelemeyi sürdürüyor. Teknik gelişmeleri tamamen boykot etmenin de bilgiyi elde etmekten uzaklaştırıcı yönüne dikkat çekerek, teknik gelişmelerin insanı robotlaştırmayan kısımlarını kullanarak da bilgiye ulaşmasının mümkün olduğunu vurguluyor.

“Tekniğin kitleselleşmesinin önüne geçebilen insanların gelecek dünyada yine teknolojiyi kullanarak (aslında seçerek), ama kendi el ve aklının ürünlerini, kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bir tekniği kullanarak yaşamayı öğrenmeleri halinde kurtuluşa kapı açabileceklerini (illa açacaklarını değil) söyleyebiliriz.”

Sıklıkla telmihten yararlanan Bergen, makalelerinin dilini ustalıkla kullanarak okuru sıkmadan ve boğmadan düşüncelerinin dehlizlerinde gezdiriyor. Ele aldığı düşüncelerini geniş örneklerle aktararak okurun zihnine takılan ya da takılabilecek her soruyu büyük bir dikkatle açıklayarak cevaplandırıyor. Meselâ “sahip olunan teknik (eşya) olmayan ihtiyaçları üretmekte, birey kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade eşyalarının (sahip olduklarının) ihtiyaçlarını yüklenmektedir.” cümlesini ilk okuduğunuzda “Eşyalar, olmayan ihtiyaçları nasıl üretebilir ki?” sorusunu zihninizden geçirebilirsiniz. Yazar, bunu duymuşçasına, iddiasını, makul örneklerle pekiştirerek devam ediyor:

“İhtiyaçları karşılarken kullandığımız metodoloji, bir tür Diderot etkisi yapmakta ve hiç akılda olmayan tüketimlerde bulunmamıza sebebiyet vermektedir. Diderot etkisi: Diderot’a bir arkadaşı ropdöşambır hediye eder. Diderot, ropdöşambırı ile çalışmak için masasına oturduğunda, masasının eski olduğunu fark eder. Yeni bir masa alarak sorunu çözdüğünü düşünürken, bu kez de halısının masaya uymadığını fark eder. Halıyı değiştirince bu kez duvardaki tabloların değişmesi gerekir. Ropdöşambır odadaki her şeyin tek tek yenilenmesine neden olur.”

Lütfi Bergen, kitabında bulunan on yedi makalenin her birinde de aynı titizlikle ortaya attığı düşüncelerini anlaşılır bir anlatımla okura sunuyor. Adeta okurun zihin süzgecinden fikirlerini damıtarak, okurda kendi düşüncelerini filizlendiriyor. Hiç şüphesiz bunda kültürel birikiminin, kelimeleri doğru kullanımının, öznel anlatımlarını nitel anlatımlarıyla desteklemesinin en önemlisi de okuru tanımasının etkisi oldukça büyük.

İkna edici makaleler

Makalelerin en büyük özelliklerinden birisi de okumaya ilk başladığınızda ortaya atılan düşünce “aykırı, kabul edilemez” gibi görünse de makale bitiminde o düşünceyi benimsiyorsunuz. Konuların geniş bir açıdan ele alınıp farklı bakış açılarıyla birbirine bağlanması okurda hayranlık uyandırdığı gibi makalelerin de sıkı bir araştırma sonucu okura sunulduğu izlenimini uyandırıyor. Okunan her bir makalede sadece yazarın düşüncelerini destekleyen açıklamalarını değil tarihten de getirdiği örneklemeleri okuru bilgisel anlamda doyuruyor, salt bir makale okutmayarak tarihsel bir yolculuğa da çıkarıyor.

Lütfi Bergen, Suavi Kemal Yazgıç ile yaptığı söyleşisinde kendisine yöneltilen bir soruda Azgelişmişlik Üstünlüktür kitabındaki itiraz ettiği noktaları şöyle açıklıyor:

“Azgelişmişlik tabiri ile Türkiye’nin gelişme ideolojisine mecbur bırakılmasına itiraz ettim. Dahası Müslümanların Batı ile mücadelesinde ‘Batı’nın ilmi’ denilen disiplini alması gerekliliğine. Eğer biz Müslümanlar isek ve eğer maddi temelde zafiyete düşmüş isek bu bizim üstün yani, ‘Aziz’ vasfımızı zedelemeyen bir şeydir. Ayette şöyle buyurulmuştur: ‘And olsun ki sizler güçsüzken, Allah size Bedir’de yardım etti. Öyleyse Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ki şükretmiş olasınız.’ Ma’kus talihini maddeten yenmek zorunda olan bir topluluk değildik. Topluluk hissini korumak zorunda idik. Çünkü bizim masum niyetlerle seçtiğimiz teknik mümkünler, hiç ummadığımız ve arzulamadığımız büyüklükte gözden ırak fesad ve bozgunculuk hâlinde birikmektedir. Bunun için Azgelişmişik Üstünlüktür’de teknoloji aleyhtarlığı, modernite-modernlik eleştirisi ve yabancılaşmaya dair tespitler var.”

Kitabı ilk okumaya başladığımda Bergen’in çoğu fikrine itiraz edip düşüncelerini aykırı bulsam da okuduğum her makalenin sonunda vardığım ortak nokta “azgelişmişlik üstünlüktür” oldu.

Ayşe Bağcivan

Yayın Tarihi: 15 Ağustos 2019 Perşembe 12:00 Güncelleme Tarihi: 09 Eylül 2019, 17:30
banner25
YORUM EKLE

banner26