Leyla İpekçi, aşk şehrinin dört kapısını yazdı

Şehrim Aşk, Leyla İpekçi’nin son kitabı. Bir roman, bir iç yolculuğu, bir gezi notları, bir hac günlüğü, bir modern zamanlarla hesaplaşma metni… Sımsıcak sözcüklerin, yüreğimize değen cümlelerin kâğıt üzerine düşülmüş upuzun yolculuğu. Muaz Ergü yazdı.

Leyla İpekçi, aşk şehrinin dört kapısını yazdı

Şehrim Aşk, Leyla İpekçi’nin son kitabı. Bir roman, bir iç yolculuğu, bir gezi notları, bir hac günlüğü, bir modern zamanlarla hesaplaşma metni… Sımsıcak sözcüklerin, yüreğimize değen cümlelerin kâğıt üzerine düşülmüş upuzun yolculuğu. Upuzun bir yolculuğun, upuzun bir yolculuktan kalan gölgelerin yansıması. Hatta sözcüklerin kâğıttan, kalemden azat olup Mekke’ye, Medine’ye, Kudüs’e, İstanbul’a kanat çırpması… Benliğimizin peygamber kervanına karışıp kutlu bir seferde arınması, arı duru olması… Aşk şehrine girilen dört kapının “Arzu Kapısı”nın, “Dua Kapısı”nın, “Rüya Kapısı”nın ve “Sema Kapı”sının aralanması…

Modern zamanlar insan ruhunu hırpalıyor

İpekçi, kitaba sağlık sorunları dolayısıyla yaşadığı sıkıntılarla başlıyor. Bu sıkıntılar yalnızca hastalıklardan kaynaklı değil. Günümüzün insana bakışının sakatlığı bu sıkıntıları daha katmerleştiriyor. Modern zamanların insan ruhunu hırpaladığı, insanı yorduğu aşikâr. Mekanik bir işleyişin kurbanı oluyor insan. Aşkın, şevkin, coşkunun yokluğu, yoksunluğu… Karanlık bir mağaraya kapatılmış gibiyiz. Ötelerin ışığına, rüzgârına kapalı bir mağara… Havayı, suyu, toprağı, ateşi özümsemeyen, varlığına yabancı bir hal üzereyiz. Kendimize giden, Rabbimize giden yolların birer birer kapandığı, yürünen yolların insanı bir yerlere götürmediği zamanlar. Vehimler, hastalıklar… Vehimler ve hastalıklar üzerinden yükselen, yükseltilen sektörler. Bizi kuşatan ve esir eden mekanizmalar… Sağlık söylemiyle bile hastalık yayan anlayışlar.

Evet, Leyla İpekçi, böyle bir kesif ortamdan çıkışını anlatıyor bizlere Şehrim Aşk'ta. Kutlu bir yolculuğa çıkıyor, hac yolculuğuna. O mübarek iklimin insanın iliklerine işlediği beldelere doğru… Kendi mağarasından çıkıyor, parçalıyor vehimlerden örülü ağları. Toprağı duyumsuyor, havayı… İçine hapsolduğumuz modern zamanların sahteliğinden ve ilişkilerin iki yüzlü dünyasından gerçeğe, hakikate, dürüstlüğe yürüyüş… Kutlu beldeler… Kalbin gerçekten çarptığı, insanlığın duyumsandığı… Önce umre, arkasından hac, tekrar umre ve Kudüs’e yolculuk… Kadim sırların keşfi… Sembollerin, ritüellerin künhüne vakıf olmak…

Maslahat gözetmeksizin süzülen satırlar

Şehrim Aşk, çokluktan, kafa karışıklığından tevhide ve sükûnete; kaosun, kaybolmuşluğun dünyasından varlığın yurduna hicretin öyküsü. Hicretimizin, aynı zamanda, kendimizden kendimize doğru bir yolculuk olduğu gerçeğinin bir kez daha hatırlanması, hatırlatılması. Yazarının sadrından samimiyetle, dolaysız, herhangi bir maslahat gözetmeksizin süzülen satırlar hemencecik yakalıyor okuru. Bir hissiyat ortaklığı… Kitabı okurken bazı yerlerde bir felsefi metnin derinliği, bir tasavvuf disiplinine ait hâl iklimi kuşatıyor bizi. Bazı yerlerde eski ile yeninin, klasikle modernin çatışması… Ama hep insandan yana, insani olandan yana tavır alış.

Leyla İpekçi umre, hac ve Kudüs yolculuğunda zamanın, mekânın durağan olmadığı gerçeğini tecrübe ediyor. Özellikle hacdaki ritüellerin sırrına vakıf olmanın, insan üzerinde meydana getireceği devrimlere dikkat çekiyor. Evet, ibadetler içi boş manzumeler yığını değil. Hayat denen uzun yolculukta bizi yolda tutan, sapmayı ve savrulmayı yok eden bir manaya sahip. Şehrim Aşk; haccın manasını, ruh devrimini, değişimi hissettirmesi açısından Ali Şeriati’nin “Hac” kitabına benziyor. Günümüzün yaygın anlayışı, haccı turistik bir gezi gibi algılatıyor. İçeriğinden boşandırılan, hiçbir şey söylemeyen bir gezi… İpekçi ve Şeraiti, yoğun bir bilinç ve hisle haccı anlatıyorlar.

Şehrim Aşk; Batıcı, laik, seküler bir çevrede yetişen İpekçi’nin eve dönüş, toprağa dönüş serüveni olarak da okunabilir. Müslümanların ortak evi “Kâbe”, toprak imanın, teslimiyetin toprağı… Arınma, arı duru olma… Âdem’in, İbrahim’in, Nuh’un, Musa’nın, İsa’nın ve Muhammed’ül Emin’in kutlu mücadelesine ulanma… Ve tarihin en kutlu kervanına katılma bahtiyarlığıyla, imanın mutmainliğiyle, insan olmanın hüznüyle, aşkın yakan ve yeniden olduran iksiriyle var olma…

Leyla İpekçi, Şehrim Aşk kitabıyla, varlık sırrının üzerindeki perdeyi aralıyor. Modern zamanların bozulmuş, kokuşmuş işleyişine karşı ruhun bayrağını açıyor. Kabe-i Muazzama’nın, Mescid-i Aksa’nın namütenahi rüzgarlarını fısıldıyor. Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul’un kadim şarkısını…

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 15:13
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13