Kuşanmadığımız hakikati anlatarak zayi etmeyelim

Şair öğretmen Hüseyin Akın’ın ‘Kırk Dakika Koridoru’ kitabından bahsediyorum. Yani ‘Bir Öğretmenin Kırk Yıllık Yürüyüşü.’ Yakın zaman önce Rahmeti Rahman’a kavuşan annesine ithaf ettiği kitap Şule Yayınları’ndan çıktı. Biz de annesine Allah’tan rahmet diliyoruz. Turgut Akça yazdı.

Kuşanmadığımız hakikati anlatarak zayi etmeyelim

Kitabı okurken önemli bulduğum satırların altını çizeyim dedim her zamanki gibi. Bir de dönüp baktım komple çizmişim. Tabii üstünü değil, cümlelerin altını çizdim. Öğretmenlik eğitimi ve formasyonu aldığım halde öğretmenlik nasip olmadı. Alın yazısı işte, başka yazılar bozamıyor. “Hayata karşı anlatacak bir şeyleri olanların kaderleri, onları öğretmen yapar” demiş yazar. Ama her zaman geçerli değil demek ki.

Öğretmenler adına bütün çetrefilli sorular sorulmuş bu kitapta ve cevapları da verilmiş. Özellikle mesleğe yeni başlayan öğretmen arkadaşlar için bir başucu kitabı diyebilirim, ama bunu demeye hakkım var mı bilmem, çünkü meslekten değilim.

Şair öğretmen Hüseyin Akın’ın ‘Kırk Dakika Koridoru’ kitabından bahsediyorum. Yani Bir Öğretmenin Kırk Yıllık Yürüyüşü.’ Yakın zaman önce Rahmeti Rahman’a kavuşan annesine ithaf ettiği kitap Şule Yayınları’ndan çıktı. Biz de annesine Allah’tan rahmet diliyoruz.

Öğretmen değilim, ama insanoğlunun öğrenciliği de öğretmenliği de ancak ölünce biter. Her anne-baba, dede-nine aynı zamanda bir öğretmen, hem de bir öğretmenden daha ileri. Tabiat bize her daim bir şeyler öğretir. Biz de onu okuruz. Böylece öğrenciliğimiz devam eder. Herkes bilgisini becerisini, birikimini anlatmak, gelecek kuşaklara aktarmak ister. Bu son derece insanî bir eylem. Ben kitabı büyük bir iştiyakla okudum. Peşinden de bir türlü okumak nasip olmayan yine Hüseyin Akın’a ait Bana Öğretmenini Söyle’ adlı kitabı okudum. Birbirini tamamlayan iki kitap diyebilirim. Aklımda kalanları yazmak istedim.

Değerlerin, kavramların içinin hızla boşaltıldığı bir çağda yaşıyoruz. Eski ezberler aşınmış durumda. Kuşaklar arası fark açılıyor, kelimeler hızla tükeniyor, geri dönüşümü olmayan yerlere gönderiliyor. Bunca iletişim araçlarına rağmen birbirimize ulaşmakta sıkıntı çekiyoruz. Her araç bizi, bizden uzak diyarlara atıyor. Gençlerle ilgilenen insanlar, kurumlar onlara ulaşmakta güçlük çekiyorlar. Aynı sıkıntıyı anneler-babalar da yaşıyor.

Aynı sıralarda öğrenci olmuş, yurtlarda kalmış biri olarak konuşuyorum. Hasbelkader gençlerle ilgilenmiş, halen de çağrıldığımızda onların yanında olmayı bir vazife telakki eden fani olarak. “Ulaşmak, dikkatten ziyade rikkat isteyen bir çabadır. Öğrencinin sizi beklediği yerde, tam zamanında olmanıza sahici anlamda “ulaşmak” denir diyor yazar. Gençlerin size en ihtiyacı olduğu yerde ve zamanda, onların ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir hazırlıkta ve donanımda olmak gerekiyor. Fiziki olarak yanlarında ama onların dünyalarından bîhaber isek yanlarında olduğumuzu iddia edemeyiz.

“Bu çocuklar gerçekten dince yetersiz, ahlakça mahrum mudurlar ki sizi oraya böyle bir dersin öğretmeni olarak göndermişler?” Yazar; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni. Böyle bir soruyla açıyor “Çocuklara din öğretmek ve ahlak aşılamak” bahsini. “Her doğan çocuk fıtrat üzerine doğar.” O halde daha çok kirlenmiş olarak “Kendilerinde zaten var olan din ve ahlakı niçin ve nasıl öğreteceksiniz?” diye sorar. “Yetişkinler size ahlak dersi vermek yerine sizden ahlak dersi alabilirler ancak” diye ders veriyor ders verenlere ve ahlak öğreticilerine.

Kendini metafizik bir varlık gibi gören din öğreticisi ve ahlak aşılayıcılarına; “Yüzünüzde bir yanardağ sönmüş gibi bakmayın öyle” diye sesleniyor. “Her bakışınızda bir çift güvercin havalansın gözlerinizde. Bakış, yaşadığınızın delilidir.”  Bu ifadeleriyle yazar kendini dini ve ahlaki konularda malumat verme kürsüsünde vazifeli görenlerin yaklaşımlarını sorguluyor. “Kalpten kalbe ve kalpten zihne giden yollar iyi bilinmeli” diye ekliyor.

“Makul olan, bir şeyin ehemmiyetini anlatayım derken hakikat avuçlarınızdan kayıp gitmesin.” En çok yaptığımız yanlışlardan biri de bu. “Dünü abartmayın, bütün güzelliklerin dünde olduğunu, bir daha dünkü seviyeye ulaşamayacağımızı söyleyip durmayın; zira bugüne ve yarına güveni kırmış olursunuz. Bugünü de o kadar abartarak ânın insanı olmak adına düne duyarsız, yarına ilgisiz bir nazar oluşturmayın.” “Geçmişini inkâr eden yarınını inşa edemez” diye bir söz var. Geçmişine burun kıvıranın bugünü de yarını da köksüz kalacaktır. Bütün iyi şeylerin geçmişte kaldığını ve bir daha da ulaşılamayacağını iddia etmek de günü değersizleştirmektir.

“Çocukların ve gençlerin koridoru da, salonu da, sokağı da artık bu mecralardır. Çocuklara ve gençlere öyle eskisi gibi sıklıkla sokaklarda rastlayamadığımıza göre onları aradığımızda nerelerde bulabileceğimizi kestirebilmemiz gerekir. Bunun yolu da dijital dolaşıma sahip olmaktan geçer.” Dijital dünya günümüzün bir gerçeği. Müspet ve menfi yönleri ayrı, ama bundan uzak durmak imkan dahilinde değil. Çocuklara ve gençlere ulaşmak için bu mecraları kullanmanın ehemmiyetine dikkat çekiyor yazar.

Anne-babaların evlatları için nitelikli okul arayışını bir ölüm kalım savaşına çevirdiği günümüzde nitelikli okulu, nitelikli liseyi şöyle tarif ediyor. ‘Bana Öğretmenini Söyle’ kitabından aktarıyorum; “Nitelikli lise ahlak düzeyi, uyum ve ahenk seviyesi, değerlere duyarlığı, hayata bakış istikameti, yaşama sevinci, estetik ve sanatsal başarısı, sportif ve kültürel birikimi, mizah ve de kendini ifade edebilme becerisi bir okulu nitelikli yapan önemli kıstaslardır.”

Bundan bahsetmeden geçmeyeceğim; “Din anlatıcıları, dini anlatmaktan o denli yorgun ve bitap düşmüşler ki onları dinleyen hiç kimse inandırıcı bulmuyor. Sevgi, merhamet, adalet ve insaf eksikliği hissediliyor konuşmalarında.”

“Gençlere teklif ettiğimiz şey her ne olursa olsun önce kendi üzerimizde deneyelim. Bize uyarsa ondan sonra onlara da teklif götürelim.”

“Kendi hayatımızda hiçbir emaresi olmayan düsturları gençlere öğütlemek akıl kârı değildir.”

“Sokakla cami birbirine açılan kapılardan yoksun. Ne cami sokağa ne de sokak camiye açılıyor. Caminin hayata dönük yüzü yok! En vahimi de iki cami arasında kalmak. Kimsenin kendisine dönük bir yankısı yok. Her kürsüden farklı sesler çıkıyor. Hakikatin kanatlarını yoluyor din anlatıcıları. Hızla kendini camiden dışarı atıyor gençler, camiden ve cemaatten.

“Hakikat kavranması kolay olandır. Ne zaman ki hakikat girift hale getirilir, o andan itibaren bu iş iç içe girmiş karmaşık bir probleme dönüşür.”

Ben bir okurum, amacım kitaba karşı bir merak uyandırmak değil elbette. Meraktan çok bir gereklilik olduğuna inandığım için tadımlık malumatlar verdim. Ben bir baba olarak okudum öncelikle. Sokakta, çarşıda, pazarda, vakıfta, dernekte, camide karşılaşacağım gençler için okudum. Siz de okuyun, ikisini birden.

Turgut Akça

Yayın Tarihi: 13 Ocak 2021 Çarşamba 12:00 Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2021, 11:34
banner25
YORUM EKLE

banner26