Kuş çığlıklarla kendini yere sapladı!

Aşkın kovulduğu; tenlerin, canların, cananların aşkının tasnif edilemediği ve aşka et kokusunun sindiği zamanlarda İlahi Aşk’ı bir daha okumak/düşünmek elzem olmakta..

Kuş çığlıklarla kendini yere sapladı!

"Allah rahmet etsin babam mıydı, amcam mıydı? Hangisiydi tam bilemiyorum, ikisinden biri bana şu öyküyü anlatmıştı: Babam bir gün ormanda bir avcı görür. Avcı, dişi bir kumru güvercini takip etmektedir. O anda aniden kumrunun erkeği çıkagelir. Dişisine bakar. Tam o sırada avcı dişi kumruyu vurur, öldürür. Bunu gören erkek kumru çaresizliğinden kendi etrafında fır dönerek havada yükselir, yükselir, öyle yükselir ki gözlerden kaybolur. ‘Gözümüzden kayboluncaya kadar o kuşa baktık’ diye devam etti babam; ‘sonra, o kuş o yüksekliğe varınca kanatlarını kapattı, başını yere doğru çevirdi ve çığlıklar atarak kendini yere sapladı, paramparça oldu, ezildi ve öldü. Bizse hâlâ bakakalmıştık, diye anlatmıştı.

Ey âşık, bu bir kuşun yaptığı harekettir. Peki, Allah aşkı uğrunda senin tavrın nicedir?”

İbn-i Arabî okumak keyifli değil; acıdır. Acı, bilmenin harcıdır. Dünyada gamsızlık delilerin, çocukların ve cahillerin harcıdır. Lakin yukarıdaki hikâyeden de anlaşılacağı üzre bir kuşu sevmek ile Allah’ı sevmek kıyaslanamasa da; Allah’a inanan pek çok lakin o kuş denli sevgisinde murabıt olan azdır. İbn-i Arabî okumak şok dalgalarına razı olmaktır; bu bir!İlahi aşk

Aşka dair anlatılanların kalbi olan her mahlukca anlaşılacağını hatırlatır

İbn-i Arabî, “Camide oturmuş, aşk hakkında konuşurken” diye başlayan bir hikâye anlatıyorsa bilin ki o hikâye hikmet üzerinedir. Ve de aşkın hikmetleri üzerinedir. Bir kuşun dahi aşk dilinden anladığını insanın içini kanatan bir dille anlatır. İlla ki kanatmak değildir derdi. Acı vermek, ıstırapla okuyanı kavurmak değil; kuşun dahi aşk dilini anlayıp kalbine sekte indiğini göstermek ister idraklere. Aşka dair anlatılanların mahlukatlarca, kalbi olan her mahlukca anlaşılacağını, kalbi yağ bağlayanın ise etten öteye geçemeyeceğini hatırlatır.

İbn-i Arabî okumak aşka dair bildiklerinizin temelinde barut suyu oldu hissini doğurabilir. Zira o, aşkın emperyal halini hissederek yazmış, kuşun gagasından bir damla kanı alıp üzerimize sıçratmıştır. İbn-i Arabî okumak etin ve canın aşkının ötesine yolculuk yapmaktır; bu iki!

Kur’an’a aşkla bağlı olanın virdinin daimdir

Fatiha sûresine “hakikaten” inanan bir mü’min’in korkmasının hayret edilecek bir hal olduğunu dinlersiniz bir hikâyede de… Öyle ki her gün okuduğumuz Fatiha’nın gücünü kanlı canlı hisseden insanları örnek verir, yine utanırız. Bu, Kur’an’a aşkla bağlı olanın virdinin daim olduğunun hikâyesidir. Ümidinin kaim ve de boş olmadığının isbatıdır. Modern zamanlarda “dua”nın gücünü unutturan ne çok meşgalemiz var aşkla peşinden koştuğumuz. Oysa duanın aşk ile edileni ki zaten duanın gerçekleşmiş olduğunun da ispatıdır.

İbn-i Arabî’yi okumak Fatiha’ya inanmaktır. Fatiha’nın Allah’ın nefesi olup mü’minin başı üzerinde dolaştığını görecek denli basireti açık tutmaktır. İbn-i Arabî okumak, inandığına inanmaktır; bu üç!

İbn-i Arabî okumak, yüzleşmektir

‘Muhammed ibn Yezid, Zünnun-u Mısrî aktarmıştır. Dedi ki: "Bir kadına; âşığın kalbine aşk ne zaman tam anlamıyla girer?” diye sordum, o da: “Sürekli sevgilisini zikrettiği, sürekli onun aşkıyla yanıp tutuştuğu zaman,” dedi. “Ey Zünnun, bilmiyor musun ki aşk, şevk insanda dert bırakır. Sürekli sevgiliyi anma ise insanda hüzün doğurur.” diye ekledi. Sonra şu şiiri söyledi:

Tadamadım Sana kavuşmanın verdiği zevki,

Gitmedikçe benden insanlara duyduğum sevgi.

Bunun üzerine ben de o kadına şu cevabı verdim:

Ne mutlu o âşığa, artınca sevgisi kavuşması,

Kavuşmanın hemen ardından coşunca sevgisi!

Kadın ise: "Beni acılara boğdun! Beni acılara boğdun! Bilmiyor musun ki O’na kavuşmak ancak O’nun dışındakileri terk etmekle mümkün olur.”

Dünya acılar ve gamlar yurdudur. Bu acılar yurdunda insanların en büyük tesellisi aşktır. Aşk, elemler yurdu olan dünyaya ait değildir. İbn-i Arabî okuduğunuzda görürsünüz ki ötelere ait bir şerh sözkonusudur; aşk dünya dilleriyle şerh edilemez. Cennetten çıkarken yanlarındaki hediye aşk olsa gerekti Adem ile Havva’nın.

İlahi Aşk, Fütühat-ı Mekkiye’nin Mahmut Kanık tarafından İnsan Yayınlarınca Türkçeye kazandırılmış olan 178. bölümünün tercümesidir. Tam şerhi ‘Sevgi Makamının Bilinmesine Dair’dir. Eserin Güvercin Gerdanlığı, Olmak ve Sahip Olmak, Sevgi Üstüne, adlı eserlerle; Cogito Dergisi “Aşk” sayısı ile yanyana okunduğunda ciddi katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Belki bunlardan sonra “Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz!” diyerek teselli olmaktan vazgeçer, şiirin o savunan kalesine sığınmaz ve aşkla yüzleşiriz. İbn-i Arabî okumak, yüzleşmektir; bu dört!

Aşk, acısını sevenlerin harcı olsa gerek

Kitaptan iki hikâye aldım. Oysa hikâyenin özü aşk, dünyadaki iştigalimizin özü aşk. “Aşk gelicek cümle eksikler biter” denilmiştir. Aşkın kovulduğu; tenlerin, canların, cananların aşkının tasnif edilemediği ve aşka et kokusunun sindiği zamanlarda İlahi Aşk’ı bir daha okumak/düşünmek elzem olmakta. Kitapta dört aşk makamı canlı kanlı anlatılmakta. Eleştirme, yorumlama haddime değil. Lakin bilinmesi elzem olan bir şey var ki; İlahi Aşk adlı eser Güvercin Gerdanlığı denli revaç bulmamıştır. Neden? Zira aşkın bedelinin emek istediğini, ağır olduğunu, sevgilinin yüzünü görmenin iki hikâye okuyarak değil de kanlı canlı bir hikâye yazarak mümkün olduğunu anlattığı için olsa gerek. Dedim ya; dünya elem ve acı yurdudur. Aşk, acısını sevenlerin harcı olsa gerek. İbn-i Arabî okumak bedel ister; bu da beş!

Söze usta çevirmen Mahmut Kanık’ın kelimeleriyle son verelim: “Elinizdeki eser, tarihin kalbinde titreşip duran İslam edebiyatının doruk noktasına ulaşmış yüksek gerilimli bir duyarlılıktır.”

Zeki Bulduk Züleyha’yı yazarken elini İlahi Aşk’ın üzerine koymuştu

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 18:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13