Küresel köyden site devletine dönüş: Duvarlar kimin için yükseliyor?

Deniz Ülke Arıboğan “Duvar: Tarih Geri Dönüyor” kitabında insanlık tarihindeki örneklerinden hareketle duvarın sosyolojik ve psikolojik analizini yapıyor. Beste İrem Köse yazdı.

Küresel köyden site devletine dönüş: Duvarlar kimin için yükseliyor?

Berlin Duvarı’nın 1989 yılında yıkılışı, 20. yüzyılın sonunda hem toplum hem entelektüel kesimde büyük bir yankı uyandırmıştı. Bu yankı, küreselleşen kapitalist pazarın ve liberal demokrasinin; teknoloji ve bilimle bütünleşmesiyle pek çok kişi tarafından özgür dünyayı kurmanın önündeki engellerin kalkması olarak yorumlanmaktaydı. Duvar yıkıldığında birleşen yalnızca Almanya değil, tüm dünya gibiydi. Bu durum, küreselleşmenin refah, barış ve istikrar yolunda bir rota olarak görülmesinden kaynaklıyordu. Yani 20. yüzyıl, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve Gorbaçov’un iktidara gelişiyle beraber, ABD menşeli liberal ve küresel söylemin zirve yapmasıyla sonuçlanmıştı.

Deniz Ülke Arıboğan’ın Duvar: Tarih Geri Dönüyor kitabı, 20. yüzyıla damgasını vuran “Duvar” sembolünün, 21. yüzyılda, özellikle 2010’lu yıllarda nasıl yeniden gündeme geldiğini anlatır. Ancak bu defa hükümetler ve siyasi paradigma duvarların yıkılması gerektiğini değil, inşa edilmesi gerektiğini savunurlar. 20. yüzyılın sonunda sınırları kaldırmayı ve küreselleşmeyi destekleyen siyasi aktörler, bugün artık toplumlarını bariyerler, elektrikli çitler, güvenlik kameraları ve kontrollü geçişlerle kontrol altında tutmaktadır. Bu durum, 2008’deki küresel ekonomik krizin de etkisiyle dünyadaki siyasi paradigmanın son yıllarda ne kadar hızlı değiştiğini kanıtlar niteliktedir. Berlin Duvarı’nın yıkılışından bu yana 70’ten fazla ülkenin sınırlarını yıkılmaz duvarlar ve geçilmez çitlerle çevirmesi, dünyanın koca bir hapishaneye dönüşmekte olduğunu göstermektedir.

Bu kitapta yazar, yaşadığımız teknoloji çağını ve içinde bulunduğumuz sanayi sonrası toplumun değişim hızını aklında tutarak bugün yerküreye hâkim olan yeni politik ruhların tezini sunmaktadır. Yazar, kitaptaki temel iddiasını yani “duvarlı dünya” perspektifini, duvarlı bir dünyanın neleri doğurmaya hazır olduğunu betimleyerek anlatır. Küresel siyasi paradigmaların nasıl değişeceğini, yükselen totaliter rejimleri örneklendirerek açıklar. Ufukta hâlâ bir demokrasi umudu olduğunu disiplinler-arası bir yaklaşımla dile getirirken devletlerin ellerindeki teknolojik donanımların da yardımıyla kendi toplumları üzerindeki baskıyı arttıracağının ve totaliter rejimlerin bireylerin aleyhine güçleneceğinin altını çizmektedir.

Peki, 21. yüzyılda neye karşı inşa edilmektedir, birkaç örnek...

Yabancıya karşı duvar

Belirsizlik içinde, düşmanının kim olduğunu bilmeden ve bu yüzden düşmanından daha çok korkan insan, kendine güvenli ve huzurlu bir sığınak arar. Bu, tıpkı Franz Kafka’nın “Yuva” adlı öyküsündeki gibi bir durumdur. Kafka’nın bu öyküsünde düşman ve düşmandan korunmak için kendine bir barınak, yuva inşa eden kişi, toplumsal alegori içeren bir anlatıda verilmiştir. Öyle ki hikâyenin kahramanı her ne kadar barınmak ve korunmak amacıyla kendisine yuva yapsa da aslında bir yandan kendi hapishanesini yaratmaktadır. Korkunun karakter üzerindeki etkisi, onun kendisini dış dünyadan soyutlamasına neden olmuştur. Kafka’nın “Yuva” adlı öyküsünde görülen bu korku, insanlarda tarihin başından beri vardır. 21. yüzyılda insan kendini ve yuvasını “öteki”nden, “yabancı”dan ve dış dünyadan korumaya çalışır.

Küreselleşmeye karşı duvarlar

21. yüzyılda bazı duvarlar, küreselleşme ideolojisinin karşısında durur. Emek göçünü, küresel finansal aktörleri, mal ve hizmet akışını engellemek amacı taşıyan bu duvarlar, bugün milliyetçiliğin otoriter yüzüne birer ayna tutmakta. Bu tip bir milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ile birleşirken kimlerin ve nelerin ayrıştırılacağını da belirler. Bu yüzden duvarlar 21. yüzyıldaki paradigma değişimlerinin en önemli sembolü hâline gelmiş bulunmaktadır.

Göçe karşı duvarlar

18. ve 19. yüzyıl arasında, yaşam standartlarının ülkelere göre farklılaşması sebebiyle dünyanın her yerinden her yerine kitlesel göçler başladı. Bu sırada dünyada gerçekleşen olaylar, yeni siyasi akımların doğmasına ve göçün ekonomik nedenlerinin siyasal nedenlere dönüşmesine neden oldu. Siyasal nedenlerle gerçekleşen göçler, mültecilik sorununu doğurdu. Mülteciler devlet merkezinin tahkim edilmesi için kullanılan araçlardı. 18. yüzyıldan itibaren dünyayı şekillendirmeye başlayan “Milliyetçilik hareketi” bu gibi göçlerden besleniyordu. 20. yüzyılda bu durum, sadece kendine benzeyenlerin olduğu yere göçerek hayatta kalabilmeye çalışmaya dönüştü.

Savaşlar, olumsuz yaşam şartları ve fakirlik gibi sebepler yüzünden göçler hala dünyamızın yüzleşmesi gereken problemlerinden biri. Bugün, dünya üzerinde hayatta kalabilmek için başka ülkelere sığınmak zorunda kalan 23 milyon mülteci var. Pek çok ülkede, topluma entegre edilemeyen göçmenler, büyük bir dram yaşamaktadır. İnsanların sığınma, yaşam ve barınma hakkı, ne yazık ki her geçen gün daha da anlamsızlaşmaktadır.

Siber dünya ve duvarlar

Bugün içinde yaşadığımız dünya, bir gözetleme ve gözetlenebilir olma dünyası. Öte yandan 21. yüzyılda, kitlelerin artık kimler tarafından gözetlendiği oldukça muallaktadır. Bunun nedenlerinden birisi, dünya üzerinde artık pek çok devletten daha güçlü bazı sosyal medya platformlarının bulunmasıdır. Teknolojinin gelişimi ve sosyal medya platformlarıyla özel hayat döneminin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Peki, bizi aydınlattığını, küreselleştirdiğini düşündüğümüz ve dünyanın öbür ucuna götürdüğümüz internet, acaba bizi “duvarların” daha da ardına itiyor olabilir mi?

Bugün sadece ABD’de dakikada veri akış hızı 80 terabyte ulaşarak Kongre Kütüphanesi’nin bütün içeriğinin sekiz katı büyüklüğüne ulaşmıştır. Sanal gerçekliğin, somut olan gerçekliğin üzerindeki tahakkümünü tartışmasız olarak görebildiğimiz bu çağda, artık kablolardan evimize taşınan ağlarla dünyayı yaşıyoruz. Bu durum, kimileri tarafından gerçek bir küreselleşme olarak okunabilmektedir.

Ancak internet üzerinde gerçekleştirdiğimiz her eylem, bizi piyasa ekonomisinde talepleri tahmin edilebilir bir müşteri yapıyor. Ardımızda bıraktığımız dijital izlerden fayda sağlayanlar ise ticari şirketler oluyor.

Deniz Ülke Arıboğan tarafından kaleme alınan “Duvar: Tarih Geri Dönüyor” kitabında okuyucuya anlatılmak istenen, inşa edilmek üzere olan bu duvarların insanları birbirine düşmanlaştırdığı, etnisite ve kimlik üzerinden ayrımcılıklara neden olduğu, sınıflandırdığı ve kategorilere ayırdığıdır. Bu yüzden de 21. yüzyılda gelişmekte olan bu sistemi ve onun değerlerini daha iyi analiz edebilmek, geleceğe yönelik daha iyi tahminler yürütebilmek için popülist söylemlerden sıyrılmak ve siyasi aktörlerin inşa ettiği duvarların psikososyal içeriğine yoğunlaşmak gerekmektedir.

21. yüzyılda “Duvar” kavramı, akıldan çok duygulara hitap eden bir kavrama dönüştü. Hakikatlerin karıştığı, neye inanacağımızdan emin olmadığımız bu hakikat-sonrası çağında, “Duvar” kavramı bütün bir dünyanın arzuladığı şey oldu. Bunun nedeni, “Duvar” kavramının, sınırlarımızı koruyacağına yönelik bir anlam inşa etmesindendi. Böylece düşmanlardan çekinmeye, aidiyetleri, ayrıcalıkları ve gelenekleri kaybetmekten korkmaya bir gerek kalmayacaktı.

Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2020, 22:25
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26