Kur'ân kaynaklı mizah mümkünmüş!

Uludağ Üniversitesinden iki hoca, Hasan Taşdelen ile Şener Şahin, öyle bir kitap yazdılar ki, görmemek, duymamak, görüp duyup da okumamak mümkün değil…

Kur'ân kaynaklı mizah mümkünmüş!

Uludağ Üniversitesinden iki hoca, Hasan Taşdelen ile Şener Şahin, öyle bir kitap yazdılar ki, görmemek, duymamak, görüp duyup da okumamak mümkün değil… “Kur’ân’ı Kerim’e dayalı nükte kültürü”nü dikkatlere sunan eserin adı “Kur’ân’la Nükte”…

Mizahla ilişkilerin temkinli olduğu bir vasatta böyle bir kitapla karşılaşmak şaşırtıcı ve bir o kadar da kışkırtıcı gelebilir. Bir olağanüstülüğe tekabül eden bu haller, kitabın sayfalarını karıştırdıkça olağanlığın derununda yitip gidecektir. Zira, kitabın ilk sayfalarından itibaren birbirini tamamlar vaziyette bir muhtevayla sıralanmış giriş bölümü metinleri sizi hizaya getirecektir…

“Ne tür bir mizah”?Kuran'la Nükte

Sizi ikna edecek malumatlar kitabın “Giriş” bölümünün ilk cümlelerinden itibaren sunulmaya başlanır. Zira yazarlar, bu eserin hazırlanmasında faydalandıkları eşsiz Müslüman mizah ve eğlence edebiyatın ana kaynaklarının takdimini yaparlar. Eserleri sayılanlar arasında Câhız, İbn Ebî Avn, Hatîb el-Bağdadi, İbnu’l-Cevzî, İbn Abdih Rabbihî, Ebu’-Ferec el-İsfehâni, Ragıp el-İsfehânî, Tevhîdî, Nuveyrî, ibn Hamdûn, Kalkaşendî, Âmilî gibi isimler vardır.

Taşdelen ve Şahin, “Kur’an metnine dayalı mizâh”ın şimdiye kadar özel bir ilgi ve müstakil bir eser düzeyinde konu edinilmediğini belirtiyorlar. Oysa, “tabakat kitaplarından ansiklopedik mâhiyetteki derlemelere kadar son derece geniş bir yelpazedeki klasik Arap kaynakları önümüze –dağınık da olsa- zengin bir tarihsel ve mizâhî malzeme koymaktadırlar.”

Kur’an’a dayalı mizâhın “Kutsal Kitab’ın çağrışım gücünden yararlanmayı” hedeflediğini belirten yazarlar, bunun “Kur’an metnine ait tam bir âyetin veya âyet parçasının, güncel bir diyalog bünyesine ya da nazım veya nesir türündeki bir yazının muhtevâsına dercedilmesi” şeklinde vücut bulduğunu söylüyorlar. Tabii bunun gerçekleşmesi için, ince bir espri anlayışına, kıvrak bir zekâya sahip hazırcevap kişilikler gerekmektedir.

“Özel bir mizâh türü…”

Kur’an’a dayalı nükteyi “özel bir mizâh türü” olarak adlandırıyor yazarlar. Bu adlandırmaya dayanak bulmak zor değildir. Şimdi bu dayanakları özetleyelim: 1. Bu mizâh türü geniş bir Kur’an kültürüne sahip olmayı gerekli kılar. 2. Nüktedan, Kur’an metniyle mizâha kaynaklık eden güncel olayı orijinal bir şekilde yorumlamak zorundadır. 3. Nüktedan, Kur’an metnindeki kişi, mekân ve durum gibi bağlamlarla güncel olaydaki bağlamları maksimum düzeyde örtüştürmelidir. 4. Kur’an metni veya lafızları üzerinden nükte yapan kişi, aynı zamanda mükemmel derecede hazırcevap bir kişi olmalıdır. 5. Bu hazırcevap kişi aynı zamanda muhatabı köşeye sıkıştırıp susturacak yetenekte olmalıdır. 6. Kur’an eksenli mizâh sadece İslâm dini çerçevesinde bir sanat olmaktan çıkmış, bütün bir toplum katmanlarının ilgilendiği bir alan haline gelmiştir. 7. Bu mizâh türünün başkahramanları arasında Ebu’l-Aynâ en önde gelen isimdir. Onunla birlikte Velid bin Abdulmelik, Harun er-Reşîd, Memûn, Haccâc bir Yusuf, es-Sâhib bin Abbâd gibi halife ve devlet adamları, Farazdak, A’meş, el-Asmaî gibi meşhur şairler vardır…

Hasan TaşdelenCaiz mi değil mi?

Hasan Taşdelen ve Şener Şahin bu konuyu da araştırmışlar. Tabii olarak farklı yaklaşımlarla karşılaşmışlar. “Klasik Arap kaynaklarından anlaşıldığı kadarıyla, kutsal metin, daha doğrusu Kur’an-ı Kerim âyetleri üzerinden mizâh oluşturma meselesi ulema arasında zaman zaman gündeme gelmiş ve tartışma konusu yapılmıştır.” Fakat bunlar arasında mizâhın her türlüsüne karşı gelenler de vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalar ise, bu tarz bir nükte anlayışının İslâm toplumunda en başından beri özel bir ilgi gördüğü yolunda bulgular sunmuştur.

Bununla birlikte yazarlar, şu sorunun tatminkâr cevabını vermek için kapsamlı bir araştırma ve değerlendirme yapmayı uygun görmektedirler: “Acaba Kur’an-ı Kerim’e ait pasajların –iyi niyetle de olsa- mizaha konu yapılması; bir başka ifadeyle, âyetlerin ifade ettiği aslî manadan az çok uzaklaşılarak bir nükte vesilesi yapılması ne ölçüde doğrudur?”

Fakat gerek Hz. Peygamber’in kimi uygulamaları gerekse bunlara bağlı olarak ulemânın kâhir ekseriyetinin “lafza müdâhale edilmemek ve manası da değişmemek koşuluyla, bir yazışma metnine Kur’an-ı Kerim’e ait parçalar monte etmeyi câiz ve mübah gör”meleri bu kitabı hazırlayan yazarları rahatlatacak bir durum olarak görünmektedir.

Muhteviyata dair ipuçları…

Kitabın “Giriş” bölümü, eserin okuyucu tarafından sağlıklı bir şekilde okunabilmesi için yapılan açıklamaları da içermektedir. Bunlar arasında ayetlerin tercümesine, imlâya, konuların tasnifine, başlıkların seçimine, kaynak ve dipnot bilgilerine, ayet referanslarına, açıklamalara, indekse ve hedef kitleye dair malumatlar yer almaktadır.

Eserin asıl bölümü “Anekdotlar” başlığı altında takdim edilmiştir. Bu bölümde cami ve cemaat, devlet adamları, şifre dili (rumuz), mektup ve resmi yazışmalar, meşhurlar, edipler, nüktedanlar, bedeviler, ahmaklar, dalgınlar, yaramazlar, oburlar, cimriler, köle ve cariyeler, sahte peygamberler, vb. gibi kişi ve hususlar hakkında yapılmış Kur’an’a dayalı nükte örnekleri ayrı ayrı ele alınmış, örneklendirilmiştir.

Kitap, alfabetik hikâye endeksi, alfabetik isim endeksi ve kaynakça ile hitama ermektedir…

Emin Yayınları tarafından yayınlanan bu esere ulaşmak için 0224 242 28 98 nolu telefonla iletişime geçilebilir. Kitaptaki örnekler, nükte için güzel örneklerden. Biz bir tanesini alıntılayalım, siz diğerlerini bu güzel ktaptan okuyun.

Tek gözlünün itirazı

Gözlerinden biri kör olan bir adam imamın arkasında cemaate dahil olur. İmam okumaya başlar,

“Biz ona iki göz vermedik mi?” (Beled:8)

Adam (imama) karşılık verir: “Hayır! Yemin olsun ki, bana bir tek göz verdi! İşte bu sefer tutturamadın (imam efendi)!”.

Cevat Akkanat, okudu, okunmasını tavsiye etti…

Yayın Tarihi: 20 Haziran 2011 Pazartesi 11:31 Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2021, 14:29
banner25
YORUM EKLE

banner26