Kur'an-ı Kerim'in insan modeli nasıldır?

Hüseyin Kerim Ece'nin 'Kur'an'ın İnsan Modeli & İyiler ve Daha İyiler' kitabıyla keramet, velayet, Allah korkusu, darü's selam kavramları benim zihnimde daha farklı bir yer etti. Funda Tuğba Emişen yazdı.

Kur'an-ı Kerim'in insan modeli nasıldır?

Ku'ran'ı daha iyi anlamamız için Kur'anî kavramlar üzerine çalışmalar yapan Hüseyin Kerim Ece'den yeni bir kitap "Kur'an'ın İnsan Modeli & İyiler ve Daha İyiler". Beyan Yayınları tarafından 2014 yılının Haziran ayında basılmış. Kitap, bilinen kavramları farklı bir bakış açısıyla yeniden anlatıyor. Aslında bu özelliğiyle kavramların bilmediğimiz özelliklerini de öğrenerek kavramın içini tam olarak doldurmamızı sağlıyor. Kur'an'da müminlerin iyi olarak geçen bazı özellikleri zaten mevcuttur, kitap daha iyilerin kimler olduğunu ve nasıl daha iyi mümin olunacağı konusunu zengin bir şekilde işlemiş. Bir nevi şunu söylemiş: Ey müminler, ey Kur'an okuyanlar! Siz böyle olunuz. Çünkü mümin olan her an daha iyi olanı araştırmak ve o yolda yürümek gayesindedir.

Kitap, yazarın daha önce farklı yerlerde yayınlanan makalelerinin derlenmesi sayesinde oluşturulmuş. Bu makaleler belli bir düzene göre iki ayrı bölümde toplanmış. Kitabın, başlığı 'İyiler ve Daha İyiler' olan birinci bölümünde Kur'an'ın överek bahsettiği iyi olan kişilerden ve onların özelliklerinden bahsediliyor. Daha iyi olunması gerektiğini bildiren ayetlere bolca yer veriliyor. Müminlerin iyilik ölçüsünü, bildiklerini amele dönüştürmesi olarak belirliyor. Yani aktif iyi olmaları isteniyor.

Her günah emanete ihanettir

Müminlerin sayılan özellikleri arasında ise sadakat, haber verilen şey ile saklanılan şey arasındaki uygunluktur. Sıdkın imanî boyutuna tasdik, ameli ve ahlaki boyutuna ise sadakat diyebiliriz. Sadık kelimesi hem imanda sadakati hem davranışlardaki dürüstlüğü ve samimiyeti ifade etmektedir.

Müminlerin kerametli olmanın görüntülerini, takva bilinci, veli olmak, izzet ve vakar, sevgi ve saygı, muhsin olmak olarak nitelendiriyor yazar ve keramet konusunu değerlendirerek devam ediyor: Keramet deyince pek çoklarının aklına velilik konusu gelir. Kerameti olağanüstü bir olay kabul eden anlayışlara göre; o, veli adı verilen seçkinlerin bir özelliğidir veya yalnızca onlara verilen bir üstünlüktür. Halbuki Kur'an kerameti farklı anlamda kullanıyor. Kerem ve ikram sahibi Allah, Kur'an'ı Kerim'i ekrem ve kerim olan bir elçi olan Hz. Muhammed'i insanları kerem olan davranışlara davet etmek için gönderdi. Böylece insan kendi bünyesinde otantik olarak var olan kerametini korusun ve daha Mukremun olsun diye...

Müminlerin güvenilirliğini ise iman etmesi bağlamında açıklar. Allah'tan gelen emaneti yüklenerek mümin sıfatı kazanan Müslümanlar, iman ettikleri İslam'dan aldıkları şuur ve ahlakla bu emaneti taşıma görevini hakkıyla yerine getirmek zorundadırlar. İşte Kur'an'ın bu şekilde inşa ettiği bir akıl, kendisine bahşedilmiş tüm nimetlere birer emanet gözüyle bakar. Allah'ın emanet ettiklerine ihanet etmek, verdiğini onun rızası hilafına kullanmaktır. Bu nedenle ki her günah emanete ihanettir.

Mümin, Allah'ın yardımcısıdır. Ensar kelimesinin yardım eden anlamına geldiği bilgisini veren yazar, ayette (10/40) geçtiği şekli ile Ensar'ı iki türlü anlamamız gerektiğini söyler: Müslüman'ın maslahatı için ensar olmak ve Allah (cc) için ensar olmak... Ayrıca Arapça'da hristiyanlara Nasranî (Nasara) denilmesinin sebebinin, havariler hakkında kullanılan "ensar" sıfatı olduğunu vurgular. Allah'ın rızasını kazanmak üzere İsa'ya yürekten yardım edenler anlamında... Ali İmran Suresi'nde geçen (2/51) "Allah'ın yardımcıları olmak" şeklindeki ifade "Allah'a iman etmiş ve nefsini Allah'a teslim etmiş olup da, yardımını Allah'a bağlayarak ve Allah rızasından başka bir şey düşünmeyerek bana yardım yapacak; özetle, özü Allah'a bağlı, yardımcılarım, dostlarım kimlerdir?" şeklinde özetlenir.

Allah'tan, kulları içinde en çok âlimler korkar

İkinci bölümde ise Kur'an'dan hayata yansıyan bilinç, ahlak ve uygulama örneklerinden pasajlar sunuluyor. Yazar, 'Mehafetullah' kavramını Fatır suresi 28. ayet çerçevesinde şu şekilde değerlendirir: Allah'tan, kulları içinde en çok âlimler korkar. Bir kimsenin marifeti arttıkça bu korkuya da yansır. Etkisi ta kalpte duyulur. Sonra üzüntü ve çekinme olarak organlarda görülür. Ölüm korkusu artar. Öyle ki beyni sarsar, kalbi her açıdan etkiler. Böyle bir korkunun organlarda ortaya çıkması, kişinin günahlardan uzak durması ve farzlara daha fazla düşkünlük göstermesidir.

Esas duruşun sadece askerî bir kural olduğunu düşünenlerin aksine kitabımızda "Kunut" esas duruş olarak zikredilmiştir. Kunut, Allah'a karşı saygıdan dolayı alçak gönüllü olarak uzun süre ayakta durmak ve O'na dua etmektir. Bu anlamıyla kunut kıyam, ayakta durmak demektir. Burada kul son derece mütevazı olarak organları susmuş, benliği Allah'a teslim olmuştur. Peygamber (sav) de vitir namazında sürekli olarak kunut yapmış, ayrıca musibet zamanlarında da farklı vakitlerde ve namazlarda kunut yapmıştır.

Darü's selam terimini de farklı bir bakış açısı ile şu şekilde yorumluyor yazar: Sadece öte dünyadaki nihaî esenlik ortamını değil, fakat aynı zamanda gerçek müminin bu dünyadaki ruh halini, yani onun Allah'la, tabii çevresiyle ve kendisiyle barış ve bağdaşım içindeki huzurlu, güvenli ruh durumunu da ifade eder.

Kitabı okuyunca keramet, velayet, Allah korkusu, darü's selam kavramları benim zihnimde daha farklı bir yer etti. Bu bağlamda, eser için yazara teşekkür ediyoruz.

Funda Tuğba Emişen yazdı

Güncelleme Tarihi: 27 Haziran 2020, 08:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26