Kur'an'ı anlamanın da bir bedeli var

Şinasi Gündüz, Kur’an’ı Anlamak & İlahi Vahyin Tarihe Açılımı adlı kitabında Kur’an’ı anlamak ve anlamlandırmanın imkânlarını arıyor. Muaz Ergü yazdı.

Kur'an'ı anlamanın da bir bedeli var

Şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim bütün insanlık için hidayet ve ışık kaynağıdır. Dünyaya gönderiliş gayesini unutan, hevasını putlaştıran, merkezini yitiren, malın mülkün esiri olan, şımaran, azgınlaşan, riyakârlaşan insanlara tevhidi, adaleti, takvayı, tevazuu, iyiliği yeniden hatırlatarak insanlığın kurtuluşunu murat eder. Toplum yapısındaki hastalıklı güç ve hükmetme algılarını kökünden yıkarak insanı yalnızca Allah’a kulluk etmeye çağırır. İnsanı dünyevi tahakküm ve ilişkiler ağından kurtararak özgürleştirir. Şinasi Gündüz’ün de belirttiği gibi Kur’an insanlığa yepyeni, hiç duyulmamış şeyler getirmez. İlk insandan bu tarafa birçok peygamber vasıtasıyla gönderilen, insanlığa iletilen ilahi mesajın son bir kez daha hatırlatılması ve insanın uyarılması gayesine matuftur. Unutulan, maslahata binaen görmezden gelinen, statükoya kurban edilen evrensel değerleri yeniden bizlere anımsatır.

Peki, günümüzde belki de en çok satılan kitaplardan biri Kur’an olmasına rağmen neden insanlık huzurlu değil? Özellikle Müslümanlar… Neden Kur’an’ın aydınlık ve doğruluk ikliminden çokça uzağız? Hangi nedenler doğrultusunda Kur’an cahili bir topluma dönüştük? Bunlar önemli ve üzerinde durulması ve mutlaka cevabının bulunması gereken sorular. “Allah’ın Kitabı” Kur’an’ı Kerim, ilahi mesajın, vahyin iki kapak arasına girmiş hali. O, okunan ve anlaşılması gereken bir kitap. Allah’ın insana hitabı… Yaratıcının bizi muhatap almasının göstergesi…

İlahi mesajı anlama yolunda bir kapı aralıyor

Dinler tarihi alanında önemli çalışmaları olan Şinasi Gündüz, Kur’an’ı Anlamak & İlahi Vahyin Tarihe Açılımı adlı kitabında Kur’an’ı anlamak ve anlamlandırmanın imkânlarını arıyor. İnsanlığın her zamankinden daha çok muhtaç olduğu Kur’an’ı anlamanın kaçınılmaz gerekliliğini vurguluyor. Hicaz bölgesinde bedevilerden, tüm kötülüklerin kol gezdiği sokaklardan, haddi aşmanın, zulmün ve bozgunculuğun, kabalığın bir karakter haline getirildiği toplumsal yapıdan dosdoğru, adaletli, takva ve tevazu sahibi bir ümmet meydana getiren ilahi vahyin bugün neden anlaşılamadığı, hayata geçirilemediği gerçeğini sorguluyor. Ortada bir Kur’an var ama bu kitap ve hitapla insanlığın bağı kopmuş gibi. Kur’an bizimle konuşmuyor, biz onunla… Görünürde İslam’a bağlanan ama kitapla alakasını kesen tuhaf Müslüman bir tipolojinin varlığı söz konusu. Böyle bir ortamda hakikatin yerini yalan almış. Cehalet, yozlaşma, zulüm, ahlaksızlık… Kur’an’ın öğretileri dışında bir hayat Allah’ın haşa hükümranlığını başka şeylerle paylaştıran, çıkar ve menfaat dışında hiçbir değer tanımayan, hakkın ve batılın iç içe girdiği bir paradigma oluşturdu. Bu paradigma maalesef Müslüman toplumlar arasında yaygınlaştı. Ahlaki değerlerin alt üst olduğu, teknolojik yeniliklerin insanı her zaman iyiye ve güzele yönlendirmediği, vicdanın sustuğu günümüzde ilahi mesaja her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Onu ölçü kabul etmeye ve kendimizi ona göre değerlendirmeye… Esfeli Safilin çukurundan Ahsen-i Takvim’e yükselmeye…

Şinasi Gündüz, Kur’an’ı Anlamak kitabıyla bizlere ilahi mesajı anlama yolunda bir kapı aralıyor. Öncelikle Kur’an mesajının özgünlüğüne vurgu yapıyor. Burada Kur’an’daki mesajın özgün olmadığı, eski kaynaklardaki metinlerden derlemeler yapıldığı, peygamberimize inzal edilmediği ve peygamberimizin çeşitli gizemli kaynaklardan aldığı gibi iddialara cevap veriliyor. Tarihi bilgiler ışığında bir çok iddianın asılsız olduğu, Kur’an’ın bir mitoloji metni olmadığı, Kur’an’daki kıssaların efsane ve meselden farklı olduğu, kıssaların yaşanmış olaylardan kesitler barındırdığı, efsane ve mitlerin ise kurgusal metinler olduğu söyleniyor.

Yazar, Kur’an’ın Allah’ın mutlak ulûhiyetine dayalı bir güç algısı va'zettiğini belirtiyor. Allah bütün mevcudatta mutlak otorite, yegâne güç ve kudret, her şeyin sahibi, hâkimi ve maliki… Gündüz, insanı yöneten, yönlendiren otorite ve güç anlayışını üç temel kategoride ele alıyor: İnsanı yöneten ve yönlendiren bir özelliğe sahip olması, insanın duygu, düşünce, tavır ve davranışları için temel referans olması, insan için tartışılmaz bir otorite olması. Kur’an bu noktada yeni bir Allah inancı getirmiyor. Bütün peygamberlere yönelik vahiyde tevhit temel önermesi yer alıyor. İslam’da Allah, sadece yaratan ve düzenleyen değil, aynı anda yöneten, müdahale eden, hesaba çeken ve yargılayan mutlak otorite.

Gündüz’ün çokça vurguladığı gibi tevhid İslam’da belirleyici. Aslında her dinde belirleyici, merkezde olan bir öğreti ya da kavram mevcut. Şinasi Bey’in tespit ettiği gibi Yahudilikte merkez tema ya da öğreti İsrailoğulları etnisitesine dayalı kavmiyetçilik. Yahudilik İsrailoğullarını merkeze alan ırkçılığı inşa ediyor. Entrosentrik (kabileci, etnik merkezci, seçilmişlik merkezli) bir din. Hıristiyanlık ise Tanrı Oğlu İsa/Mesih öğretisini merkeze alır. Mesih inancı bütün tanımlamaları etkileyen temel öğreti. Hıristiyanlık Kristosentrik (Mesih merkezli) bir din. İslam ise tevhid (Allah’ın varlığına, birliğine, tüm yetki ve yetkinliğin Onda toplandığına, eşi ve benzeri olmadığına inanmak) merkezli bir din.

İlahi mesaja karşı samimiyet, içtenlik ve takva önemli olan değerler

Yazar, vahyin indirildiği zamanı ve mekânı da es geçmemek gerektiğini belirtiyor. Yani Kur’an bir kavme ve bir zamana indiriliyor. Bu kavmi ve o dönemleri, o tarihi bilmek önemli. Bunlar bilinmediğinde farklı yorumlar ortaya çıkabilir. Kur’an’ın indirildiği toplum Arap toplumu ve yaşadıkları dönem Cahiliye Dönemi… Kitapta “Nüzûlü Döneminde Kur’an ve Muhatapları” adlı bölüm geniş bir şekilde bahsettiğimiz konuyu ele alıyor. Bu bölümde ilgi çekici notlar var. O dönemdeki Araplar asalete, servete, silaha ve adam gücüne çok önem veriyorlar. Güç ve zenginlik her şeyin mazereti olarak görülüyor. Bir de atalar kültü var. Ataların yolundan gitmek, onların yanlışlarını bile kutsamak… Zaten ilahi mesaja tavır almalarında bu atalar kültü ve gücü, otoriteyi kaybetme endişesi var. Burada yazar önemli bir ayrıntıdan bahsediyor. Biz cahiliye döneminde Mekkelilerin kız çocuklarını sevmediklerini ve onları diri diri toprağa gömdüklerini düşünürdük. Yazar, bunun cinsiyetçilikle değerlendirilmemesi gerektiğini, o dönemdeki toplumsal algıda kadın ve erkeğe yönelik değerlendirmelerin hastalıklı güç algısıyla bağlantılı olduğunu, mirastan kadınlara daha az pay düşmesi nedeniyle kadının aşağılandığını belirtiyor. Gücü tanrılaştıran bir toplumda kadın zayıf olarak görülüyor. Erkek ise kaba gücün göstergesi. O dönemde servet, zenginlik, asalet ve adam gücü olan kadınlar da var ve bunlara çok saygı duyuluyor. Hz. Hatice gibi… Demek ki kadın-erkek ayrımından ziyade toplumda gücün kaynağı olarak kabul gören değerlere sahip olanlar ve olmayanlar şeklinde bir ayrım söz konusu.

İslam köleyle efendiyi, zenginle fakiri aynı kategoride değerlendiriyor. İslam’da para, mal, mülk, makam, mevki değil önemli olan. İlahi mesaja karşı samimiyet, içtenlik ve takva önemli olan değerler. Zaten bu yönüyle İslam aynı zamanda hem Yahudilikten hem de Hıristiyanlıktan ayrılır. Yahudilik ve Hıristiyanlık ilk dönemden itibaren katı kuralcılığa bürünmüş ve samimiyeti, içtenliği yok etmiştir. Kur’an ahlaki değerleri vurgular ve dinin menfaate, çıkarlara alet edilmesini şiddetle kınar. Aslolan iyilik ve iyi bir kul olabilmek.

Kur’an etnik merkezli değil

Şinasi Gündüz Hıristiyanların kutsal kitabı İncil ve “Musa’nın Kitabı” diye adlandırılan Tarah’ın tahrif edilmiş kitaplar olarak değerlendirilmesini hatalı buluyor. Gündüz’e göre bu kitaplardaki metinlerin tarihi araştırıldığında, metinlerin tarihsel açıdan ne İsa’ya ne de Musa’ya ulaştığı vaki değil. Bunlar zaman içerisinde Hz. İsa ve Hz. Musa’ya atfedilen olayların, sözlerin derlenmesinden oluşmuş. Yani İncil ya da Tevrat diye iki kapak arasında toplanan bir metin olup da sonradan ekleme veya çıkarma yapılmış değil. Hepsi sonradan derlenip toparlanmış metinler.

Kur’an etnik merkezli değil. Hiçbir kimsenin diğerine Allah’a yaklaşmadaki samimiyeti dışında üstünlüğü yok. Vahyin merkezinde hiçbir tarihsel şahıs yok. Hiç kimseye insanüstü vasıflar atfedilemez. Bütün peygamberlere iman edilmesi ve aralarında ayrım yapılmaması öğütlenir. Dinin merkezine tarihsel şahsiyetler değil Allah ve Onun birliği ve eşsizliği öğretisi konur.

Kur’an’ı Anlamak & İlahi Vahyin Tarihe Açılımı çok artistik, bilimsel, akademik tezler ortaya sürmüyor. Hepimizin anlayacağı bir dille meseleleri yorumluyor. Kur’an’ı anlamanın bir bedeli olduğunu vurguluyor ve Müslüman insanın bu bedeli omuzlaması gerektiği söyleniyor. Yoksa ağzı Kur’an okuyan ama aklı şeytanlıkta olan ikiyüzlüler haline geleceğimizi belirtiyor. Kitap 2015 yılında Mana Yayınları tarafından yayınlandı. Çok uzun, çok kalın bir kitap değil ama söylenenler üzerinde durulması, tekrar tekrar okunması gerekir. Çünkü hayat nizamımızın mihenk taşını oluşturacak değerlerin ana kaynağı yani Kur’an söz konusu ediliyor. Bu söze kulak vermeli…

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 23 Nisan 2015 Perşembe 12:26 Güncelleme Tarihi: 22 Mart 2021, 16:31
banner25
YORUM EKLE

banner26