Kul hakkı ve emanet insanlığımıza yön verir

Bayram Karaçor, 'İnsana Yön Veren Değerler' kitabında, insanı insan yapan değerler üzerinde durur. Bu değerlerin en başında da samimiyeti zikreder. Metin Uygun yazdı.

Kul hakkı ve emanet insanlığımıza yön verir

https://www.ktpkitabevi.com/urun/insana-yn-veren-degerler-9789754736205Müslümanlar olarak, tarihte eşine az rastlanır bir kargaşanın, değerler kaybının ve düşüşün içindeyiz. Müslüman toplum terörün, fakirliğin, gelirin adaletli bir şekilde pay edilmeyişinin veya edilemeyişinin, eğitimsizliğin ve buna benzer daha bir çok problemin ortaya çıkardığı durumla yüz yüzedir. Bundan kurtuluş çok kısa bir zamanda gerçekleşmeyecek kadar ümitsiz gibi duruyor.

Müslümanın bu duruma gelişi birdenbire olmadı. Bunun birçok sebepleri var. Dışarıdan kaynaklanan sebepler olduğu gibi tamamen kendimizden kaynaklanan sebepler de var. Bayram Karaçor, Ocak 2015 tarihinde Beyan Yayınları tarafından yayımlanan İnsana Yön Veren Değerler kitabında, insanı insan yapan değerler üzerinde durur. Bu değerlerin en başında da samimiyeti zikreder. İki yüzlülüğün her toplumda hor görüldüğünü, Müslüman olmanın, başta yaratıcısına, kitabına ve insanlara karşı samimi olmayı gerektirdiğini ifade eder. Yine samimiyetin, insanları renk, din, dil, ırk vb. ayrımlar gözetmeden, maddi ve manevi statüye bakarak dışlamadan, Allah'ın rızasını gözeterek, insanlara iyilik ve adalet isteme niteliği taşıdığından söz edilir. Peygamber Efendimizin (sas) “Din, nasihattir” hadis-i şerifindeki nasihatin, samimiyet olduğu belirtilir kitapta.

İnsanlığın paraya, mala-mülke düşkünlüğü, bu uğurda pervasızca ve gözü kara şekilde davranışlar içinde bulunması, ahlaki birçok değeri çiğnemesine sebep olmaktadır. Ahlakın, samimiyet ve iyiliğin her türlü maddi değerin önünde bulunması gerektiği ısrarlı bir şekilde vurgulanır.

Müslümanların kaldırılacak o kadar cenazeleri var ki...

Geçmişte bizim en belirgin vasıflarımızdan birisi de kardeşliğimiz ve dayanışmamızdı. Bu haslet, toplumumuzu bir arada tutan, çeşitli meşakkatlere, müşküllere karşı kolayca göğüs germemizi sağlayan en büyük özelliğimizdi. Son zamanlarda kardeşlik bağlarımızda da müthiş bir gevşeme, kardeşlik duygusunda bir yıpranma kendini hissettirmektedir. Hatta bu durum aynı aileden olan kardeşler arasında bile söz konusu olacak derecelere gelmiş bulunuyor. Bugün adeta boğuşmak mecburiyetinde kaldığımız ve çözmekte zorlandığımız birçok sorunun üstesinden gelmenin, ancak kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesiyle ve birbirlerini hiçbir menfaate dayanmadan sevmekle mümkün olabileceğinin altı çiziliyor bu kitapta.

Dostluk, arkadaşlık, komşuluk gibi kavramların yok olduğu şikayetlerine hemen her gün, hepimiz muhatap oluyoruz. “Müslümanların kaldırılacak o kadar cenazeleri var ki...” diyor yazar, bu durumun ortadan kalkması için herkesin kendini hesaba çekmesi gerektiğini ve bunun herkesin kendi evinin önünü temizlemeye başlamasıyla mümkün olabileceğini belirtir. Yine bu belirsizlik ortamından kurtulmanın yollarından birinin, belki de en önemlisinin, istişare olduğu işaret edilir. Zor durumlardan kurtulmak, doğruya ve iyiye ulaşmak, ancak istişare ve ortak akılla mümkün olabilecektir. Bireysel ve toplumsal çürümeyi körükleyen sebeplerin başında meşruiyetin çiğnenmesini zikreder yazar. Geçici zevklere ulaşmak için meşruiyetten taviz vermenin çürümeyle bizi baş başa bırakacağını anlatır. Hukuku her şeyin üstünde tutmamız gerekir. Bu ilahi bir yasadır. Bu sayede bize bırakılan mirası koruyup, geleceğe aktarabiliriz.

Kul hakkı ve emanet, bugün hiç riayet etmediğimiz konuların başında gelmektedir. Geçici dünya hayatı için feda ettiğimiz bu değerler, ahiret hayatımızda bize en büyük sıkıntıyı verecek konular olacaklardır. “İsteriz ki, Müslümanlar” diyor yazar, “haz peşinde koşan, tüketim çılgınlıklarıyla yarışan, servetleriyle şımarmış, bakış açıları arızalı bir bireysel gücü amaç edinmesinler.”

Çatışmanın değil, zenginliğimizin göstergesi farklılıklarımız

İnsanın değerleri, içinde bulunduğu sıkıntıları, hasletleri, sorumluluğu, yalnızlığı gibi onlarca muhtelif konuyu inceleyen Bayram Karaçor, “İnsanın Unutmaması Gerekenler” başlığını taşıyan bölümde Müslümanların bütün ilişkilerinde, hayatlarında her şeyden önce Müslüman olduğunu unutmamalarını tavsiye eder. Dürüstlüğün Allah’a karşı bir sorumluluğun gereği olduğunun her daim hatırlanması lazım geldiğinin üzerinde önemle durur. Irk, kabile, mezhep, dil, renk farklılıkları görüntüsü, çatışmanın değil, zenginliğimizin göstergesi olmalıdır. Yoksulluk ve fakirliğin ortadan kaldırılabilmesi için, adil bölüşüm, yardımlaşma ve paylaşmanın önemine ısrarla vurgu yapar.

Her işe Allah’ın adıyla başlamalıyız. O’nun tayin ettiği iyiyi iyi, kötüyü kötü bilmeli ve ona göre davranmalıyız. İçinden çıkılması zor müşkül durumlarda, hakemliğine, adaletine güvenilecek, emin, muhlis kişilere büyük ihtiyaç duyulur. Bu kişilerin toplum içinde mevcudiyeti, o toplum için adeta bir sigortadır. Huzurun temini bakımdan bu çok önemlidir.

Kısaca, müslümanca yaşamayı merkeze alarak, hayat düsturu yaparak bu olumsuz tablodan kurtulabiliriz. Bu sayede hem dünya hayatımız mamur ve hem de ahirette kurtulanlardan olabiliriz.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 15:00
banner12
YORUM EKLE

banner19