banner17

Kudüs'te Hristiyanlar Sistematik İmar Faaliyetleri Yürüttüler

Erdem Demirkol'un ''Kudüs ve II. Abdulhamid'' kitabı, 19. yüzyılda Hristiyan cemaatler arasındaki kavgaları, bu kavgalarda Osmanlı yöneticilerinin arabuluculuk rolü ile barış politikasını, Avrupalı devletlerin müdahale çalışmalarını, kiliseleri imar faaliyetlerini ve bu faaliyetler karşısında II. Abdulhamid’in denge politikası gütmesini anlatıyor. Recep Şükrü Güngör yazdı.

Kudüs'te Hristiyanlar Sistematik İmar Faaliyetleri Yürüttüler

Kurulduğu günden beri dünyanın en önemli kentlerinden biri olan Kudüs, hemen her devletin iştahını kabartmıştır. Romalılar, Bizanslılar, İranlılar, İslam devletleri ve Batılı devletler Kudüs’e sahip olmanın yarışı içinde olmuşlardır. Barışın ve huzurun kutsal mekânı olması için bütün dinlerin, cemaatlerin, mezheplerin mücadele ettiği bu mübarek şehir, savaşın merkezi olmuştur.

Hazreti Ömer’in fethinden sonra diğer din mensuplarına ibadetlerini serbestçe yapmaları için izin belgesi verilmiş ve şehir İslam hâkimiyetinde olduğu sürece Hristiyan ve Yahudiler burada huzur içinde yaşamışlardır. İslam fetihlerinde diğer dinlerin mabetleri korunmuştur. Sadece Farisilerin işgali döneminde mabetleri yıkılmış, yakılmış ve tahrip edilmiştir. Onun dışında bütün İslam devletleri ibadethanelere saygılı olagelmiştir. On altıncı yüzyıldan sonra Osmanlı hâkimiyeti döneminde şehir tam bir huzur dönemi geçirmiştir. Osmanlı, güçlü yönetimi sayesinde Kudüs üzerinde diğer devlet ve din yöneticilerinin hâkimiyet mücadelesine müsaade etmemiş, her din mensubu kendi dinini serbestçe yaşamıştır. Yeni kilise yapmalarına izin verilmemiş olsa bile eskiden çokça yapılmış olan ve harabe halde bulunan kiliseleri aynı oranda ve ebatta onararak ibadete açmalarına müsaade edilmiştir.

XIX. yüzyılda Kudüs karışıyor

Kudüs, on dokuzuncu yüzyıldan sonra tam bir dövüş arenasına dönüşmüştür. Bir taraftan Almanya, Fransa, İngiltere; bir taraftan Rusya; bir taraftan da Habeşistan ve diğer küçük devletler burada varlık gösterme mücadelesine girmişlerdir. Osmanlının zayıfladığını fark eden devletler Ortadoğu’da varlık göstermek, buralarda nüfuz sahibi olmak ve daha başka emellerini gerçekleştirmek için Kudüs üzerinde özel çalışmalar yapmışlardır.

Hemen her Hristiyan grup burada bir cemiyet, vakıf, dernek kurarak kilise açma yoluna gitmiştir. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar sadece eski kiliselerin tamirine izin verilirken Islahat Fermanı’ndan sonra yeni kilise yapımına da izin verilir hale gelmiştir. Burada Osmanlı devleti denge politikası gütmüştür. Almanlara izin verirken diğer taraftan Fransız ve İngilizlere de izin vermiştir. Hatta Almanya’ya kilise yapılması için padişah tarafından büyük bir arsa hediye edilmiştir. Bundan maksat Fransa ve İngiltere’ye karşı Almanya’nın dostluğunu kazanmak ve Batılı devletlerin saldırılarından korunmaktır.

Kudüs bahanesi ile Kırım Savaşı çıkarıldı

Rusya, sıcak denizlere inmek ve Ortadoks Rum Hristiyanlarını korumak için Kudüs’te yer talep etmiş, alamayınca da Kırım savaşını ilan etmiştir. Kırım savaşından sonra yapılan anlaşmalar, Kudüs’ün diğer milletlere açık alan olmasına yol açmıştır. Özellikle Rusya, Rumlar üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. Kudüs’te yaşayan hemen her milletin bir Avrupalı devlete sığındığı bir ortamda Ortadoks Rumlar da bir sığınak aramışlardır. Bu arayış onları Ruslara yönlendirse de bu durum Rumları memnun etmemiştir.

Kudüs’te Hristiyanların imar faaliyetleri

Hristiyan haklarını savunma bahanesiyle her fırsatta Osmanlı devletinin iç işlerine müdahale eden ve Ortadoğu’da etkili olmayan çalışan Batılı devletler burada varlık mücadelesine girmişlerdir. İmar faaliyetleri geçmişten beri nüfuz edinme aracı olagelmiştir. Devlet ve medeniyetler, yaptıkları bina, kurum ve eserlerle varlık göstermişlerdir.

Erdem Demirkol tarafından yüksek lisans tezi olarak hazırlanan ve ORDAF ile Taş Mektep tarafından ortak yayınlanan “Kudüs ve II. Abdulhamid” kitabı, 19. yüzyılda Hristiyan cemaatler arasındaki kavgaları, bu kavgalarda Osmanlı yöneticilerinin arabuluculuk rolü ile barış politikasını, Avrupalı devletlerin müdahale çalışmalarını, kiliseleri imar faaliyetlerini ve bu faaliyetler karşısında II. Abdulhamid’in denge politikası gütmesini anlatır. Kudüs’ün şehir tarihini okuyarak Osmanlının çöküş tarihini çözmek mümkündür. Osmanlı arşivleri esas alınarak hazırlanan eserde Kudüs’ün Hristiyanlar için önemi anlatılmıştır. Üç bölümden oluşan eserin birinci bölümünde Kudüs’ün fiziki yapısı ve buradaki Hristiyan gruplar; ikinci bölümde Kamame ve Beytüllahim Kiliseleri ve bunlar üzerinde Hristiyanların çatışmaları; üçüncü bölümde ise Hristiyanların imar faaliyetleri ele alınmıştır.

Makamat-ı Mübareke

Kamame kilisesi ve Beytüllahim kilisesi Kudüs’ü bütün Hristiyanlar için merkez haline getirmiştir. Hazreti Meryem ve Hazreti İsa’nın mezarı buradadır. Her ikisi de burada doğup büyümüş ve yaşamıştır. Bu iki kiliseye Makamat-ı Mübareke adını veren Hristiyanlar, burası üzerinde söz sahibi olmak isterler. Bu istek, Hristiyan mezhepleri arasında sık sık tartışmalara, kavgalara, yaralanmalara hatta ölümlere neden olmaktadır. Bu kavgaları, tartışmaları, nizaları bitiren, arabuluculuk yapan Osmanlı yönetimi olmuştur.

Kamame kilisesi dünyada bütün Hristiyanları birleştiren tek yer konumundadır. Böyle olunca bütün Hristiyan devletler, burada hak sahibi olma yarışındadırlar. Merdivenlerinin, pencerelerinin temizlenmesi sırasında bile büyük kavgalar çıkmıştır. Merdivenin son basamağını kimin temizleyeceğine karar veremedikleri için büyük kavga yaşanmış, olayı Osmanlı padişahı çözmüştür. Bu kadar küçük bir olay bile büyütülmüş ve devlet adamları bununla meşgul edilmiştir. On dokuzuncu yüzyılda Osmanlının zayıflaması ile Avrupalı devletler burada güç göstermeye başlamışlar ve Osmanlının parçalanması planını buradan başlayarak adım adım uygulamışlardır.

Islahat Fermanı ve Kudüs

1856’da ilan edilen Islahat Fermanı’ndan sonra Kudüs üzerinde Hristiyanlar kendilerini hak sahibi görmüşler ve Osmanlı’nın altını oymaya başlamışlardır. Ne yazık ki Osmanlı bu durumu geç fark etmiştir. II. Abdülhamid, dünya siyasetinde bir denge gözeterek burada kiliselerin imarı, tamiri ve inşası için Avrupalı devletlere izin vermiştir. Bununla Osmanlının dağılmasını önlemeyi amaçlamış ve başarılı da olmuştur. Yalnız, elçilikler vasıtasıyla Kilise onarımı ve inşası zamanla aşırıya gitmiştir. Hristiyan gruplar izin almadan bir mekânda kilise inşasına başlamışlar, Kudüs mutasarrıfı tarafından fark edilince inşaat durdurulmuş ama mutasarrıfın değiştirilmesi ile o inşaat devam ettirilmiştir. Bu oyunu çok oynamışlar ama zayıf düşen devlet bu duruma ses çıkaramamıştır.

Alman, Fransız, İngiliz, Ermeni imarları Kudüs’te bir kilise ormanı oluşturmuştur. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar ancak Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan surların içinde kalan ve harabe halde bulunan kiliseler tamir veya imar edilirken yüzyılın yarısından sonra sur dışında, yeniden inşa edilen kiliseler görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde “istimlak anlaşması” gereğince yabancılar Kudüs ve Anadolu’da toprak satın almaya başladılar. İşin aşırıya gittiğini gören Osmanlı yönetimi ferman yayınlayarak yabancılara toprak satışını yasaklamaya çalışmış ama anlaşmadan dolayı da olayı tamamen engelleyememiştir. Yabancılara (gayrimüslimlere) arazi satılması daha sonra Osmanlının ve Müslümanların başını ağrıtmıştır. Bugün Kudüs’te yaşanan İsrail cinayetlerinin temelinde yerli halkın topraklarını o dönemde Hristiyanlara ve Yahudilere satmaları yatmaktadır.

Kudüs, en huzurlu yıllarını Osmanlı döneminde yaşamış ama Devlet-i Âliye’nin zayıflaması ile tekrar kargaşa başlamıştır. Huzurun ve esenliğin arandığı yer olması gereken Kudüs, bütün mezheplerin, dinlerin kavgasının sürdüğü merkez haline gelmiştir. Durumu 1871’de fark eden Osmanlı yönetimi Kudüs’ü merkeze bağlamış ama buraya Yahudi ve Hristiyan göçünü engelleyememiştir. Batılılar, burada kurdukları cemiyet ve vakıflarla misyonerlik faaliyetlerini yürütmüşlerdir. Misafirhane, hacıların konaklama alanı adı altında geniş arazilere kiliseler, okullar, hastaneler yaparak devletin temeline dinamit koymuşlardır.

Çözüm İslam yönetiminde

Kudüs’te yapılan bütün imar ve inşa faaliyetleri Osmanlının izni ile olduğu halde Batı basını bunu hiçbir otoritenin olmadığı bir bölgede yapılan faaliyet olarak lanse etmiş ve durumu kendi lehlerine kullanmaya çalışmışlardır. Duruma yine basın yoluyla cevap veren Osmanlının sesi cılız kalmış ve devletin yıkılması ile Kudüs hiç bitmeyen bir hüzne dönüşmüştür. Müslüman yüreklerin bitmek bilmeyen yürek yarası olmuştur. İslam yönetimlerinin hiçbirinde zulüm görmeyen Hristiyan ve Yayudiler, Kudüs’te emellerine ulaştıktan sonra Müslümanlara hayat hakkı tanımaz olmuşlardır. Müslümanların arazilerini satıp başka yerlere göç etmelerini sağlamak için akla gelmeyen uygulamalar yapmışlardır.

Kudüs’ün yeniden huzura kavuşması için İslam idaresinde olması gerekmektedir. İsrail devletinin oradan çıkarılması ve hak sahiplerinin haklarını almaları gerekmektedir. Mavi Marmara saldırısı ile terör devleti olduğunu ispat eden İsrail, bütün Müslümanların birliği ile ortadan kaldırılmalıdır.

Erdem Demirkol, Kudüs ve II. Abdülhamid, Ordaf Yayınları

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 19 Kasım 2018, 17:30
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20