banner17

Küçük Şeyler başımıza iş açacak!

Küçük deyip dikkate almadığımız nice ayrıntı, bizi alt üst edecek kadar dikkate değer hale gelir mi? Bu kitabı okumadan karar vermeyin..

Küçük Şeyler başımıza iş açacak!

“Öznur Balık kardeşime, aydınlanmış bir kalb, aydınlatan bir dil, aydınlık bir ömür duası ile... Metin KarabaşoğluKüçük Şeyler, Metin Karabaşoğlu
 
Bir kitabı elime aldığımda, o kitap eğer yazarından bir imza taşıyorsa, elinin izini bıraktıysa yazdıklarının üzerine, bir başka tat alıyorum okurken. Pürdikkat ve pürneşe açıyorum kapağı. Böyle bir kitap aldım elime: ''Küçük Şeyler''

Hayret edeceksiniz

Hayatın üzerine inşa edildiği temellerin, koca koca binaları taşıyan küçücük tuğlaların öyküsü bu kitap. Bakmadığımız açıların, görmek istemediğimiz acıların, acı gerçeklerimizin kitabı… Barutundan çok ateşi olanların, ateş olanların cürmü kadar yakacağı yerden zuhur eden yangınların kitabı… Kitapta yazılanlar düz bir dilde söylense bir başkası tarafından; ''ben onu biliyorum, başka şey söyle.'' diye bir tepki bile alabilirdik belki. Ama yazarın verdiği örnekler ve mırın kırın etmeden, pat diye kalemin ucuna getirdikleri insanın ağzını açık bırakıyor.
 
''Kimsenin hakkına geçmemeliyiz, hak yemek büyük günahtır.'' deriz/derler. Sonra otobüs kuyruğunda bir öne geçeriz. Yerlere tükürüp yağmura tükürük karıştırır, tüm insanların yüzüne tükürmüş kadar oluruz. Hastanenin acil servisinde herkesin işi acilken çıkar; ''İşim acele, çocuğum ateşli, müsaade eder misiniz?'' deriz bıçaklanmış adama. Çok biliriz ama çok bildiğimizden olur tüm bu olanlar. Büyük olan her şey bizim için küçük olanları unutmanın bir bahanesidir. Büyüklerin arkasına sakladığımız küçük şeylerin eksikliği zamanla çoğalır, büyür ve eksikliğini hepimize hissettirir, hepimizi bundan nasiplendirir.
 
Ölüm dünyevi ihtimallere sığmaz

Kitapta bahsedilen konular irdeleyici ve düşündürücü. Allah'ın Ahiret gününde bizden telif talebinde bulunacağından, hırsızlıklarımızın, hesabını veremeyeceğimiz şeylerin karşılığı olarak da bizden cehennem karşılığı/cezası ile davacı olacağı hususu çok gerçekçi ve ürkütücü bir benzetme... Romanlarda, filmlerde ve biyografilerdeki karakterlerin hayatlarıyla biçimlendirmeye çalıştığımız gelecek planlarının hiç de öyle olmayacağına, bir başka ihtimalin, ''ölüm gerçeği'' ihtimalinin de var olduğuna değiniyor. Bir biyografiyi okuruz; kişi doğar, büyür, okur, hedeflerine ulaşır, ölür. Ama gerçek hayata dönüp bakacak olursak ölüm; çığlık ya da fısıltı, hafif ya da ağır, yavaşça ya da birden gelecektir.
 
Yerde kalanlar hesap defterinde ilk sıralarda olacak

Hele öyle bir paragraf var ki; insanı derinden sarsıyor:
''Mazlumun ahı yerde kalmaz, demişti bir dostu. Ama bakıyoruz ki; ahlar yerde kalıyor. Arşa çıkmıyor, demek ki mazlum kalmadı aramızda; hepimiz zulüm işliyoruz.''

Hepimiz haksızlıklardan yakınır ve hayıflanırız. Hatta isyan derecesine getirir kimimiz... ''Allah'ım! Neden bu kuluna bana yaptığı haksızlığın hesabını sormuyorsun?'' diyerek daha da çirkinleşiriz. Hiç aklımıza gelmez; Allah, adil olan, tüm insanların toplamının hesap edemeyeceğimiz katı kadar adildir oysa. O'nun adaleti bizim kaderimize bir şekilde sirayet edecektir. Ceza yani karşılık... İyilik ve kötülük söz konusu olduğunda Allah'ın bize sunduklarının toplamıdır. Unuturuz...

Görevli memura hakaret dosyası

Allah’ın yarattıklarına saygı duymak üzerine yazdığı ''Maymunlar ve Domuzlar'' isimli yazısı ise mahlûkatın ehemmiyetini göz ardı etmek ve onları aşağılayıcı tabirler içinde kullanmak hatalarını açıklıyor. Şöyle ki; ''Hepsi Allah'ın yarattığı olan ve kendisine verilen görevi yerine getirmeye çalışan mahlûkatı, ''kulluk'' görevini hiçe sayıp, tanrılaşma iddiasında bulunan ve böylece 'hayvandan da aşağı' bir derekeye düşen insanlarla bir tutmayalım. Yoksa günün birinde bir Mahkeme-i Kübra açılınca, önümüze ''görevli memura hakaret'' başlıklı kalın bir dosya da gelebilir.''
 
Metin KarabaşoğluBilmem hiç böyle düşündük mü? Maymunlar ne akıllı hayvanlardır. İnsana en çok benzeyen hayvandır hatta. Domuzlar ise sadece yenilmesi haram olan bir mahlûktur. Sırf yenmesi haram diye; sevmediğimiz, dinden çıktığına inandığımız, küfründen emin olduğumuz kişilere bu hayvanların adlarıyla hakaret etmek, hayvana yapılmış büyük bir haksızlık olmaz mı? Bir kediyi itip kaktığımızda, bir kuşun kanadını yolduğumuzda bir karıncaya bastığımızda hakka geçtiğimize inanıyorsak, onları; hayvan isimleriyle hakaret ettiklerimizin aşağılıklığı altında ezmenin de bir hak davası olabileceğine inanmamız gerekiyor.

Hayatımızı neye ve kime adıyoruz?

Uğrunda ölünen devlet ve şirketlerin payidar olduğuna inananların da yüzüne bir sifke atıyor. Hesap günü hesaba çekilirken sonsuza dek yaşayacağını sandığımız devlet uğruna ölmenin getirisinin çok da cezbedici olmadığını gördüğümüzde ve yine Allah'ın bizi göndereceği yere şöyle bir baktığımızda geriye dönmeyi ne çok isteyeceğimizden bahsediliyor.
 
Hâsılı şudur ki; kitap, düşler ülkesinden kâbuslar ülkesine, cüceler ülkesinden devler ülkesine bir geçiş gibi... Bakış açınız, ama kalıcı ama geçici, bir şekilde değişiyor. Normalde de bildiğimizi sandığımız, göz önünde bulundurduğumuzu düşündüğümüz, hassasız diyerek kendimizi kandırdığımız konulara öyle bir değiniyor ki; ölümü düşünüyorsun. Kimlerin hakkına geçtiğini hesaplıyor, korkuyorsun. Bir şarkı sözüdür, çok hoşuma gider: ''Yangına el olanın, umudunu yel alır.'' Uzak kaldıklarımız ve yakınlaşmaz sandıklarımız birden burnumuzun dibinde belirir. Küçük Şeyler, hafif sorumlulukların altından karabasan gibi üzerimize çökenleri gördüğümüzde ''eyvah!'' demek için bile geç olduğunu fark etmenin çaresizliğini iliklerimize kadar hissettirecek bir kitaptır, okunmalıdır.

 

 
Öznur Balık; ''Küçük Şeyler, olta ucundaki yem gibidir. Balık isteyen yemini hazır tutmalıdır.'' dedi

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:31
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Suphi Bayram
Suphi Bayram - 8 yıl Önce

Yemi gösterdiler birde işte bu yem dediler.Bizde oltaya takıldık.
İnşaallah okumaya devam...

banner8

banner19

banner20