banner17

Köy yaşamı değişik boyutlarıyla bu kitapta

Rasim Özdenören, 'Çok Sesli Bir Ölüm' isimli öykü kitabında, öykünün sınırlarını zorlayarak, anlatılanları yazmaktan ziyade, adeta resmetmiş. Salih Ağbalık yazdı.

Köy yaşamı değişik boyutlarıyla bu kitapta

https://www.ktpkitabevi.com/urun/cok-sesli-bir-olum-1Göç olgusu, kimlik yitiminin başladığı ilk ve en etkili safhadır. Örf ve adetlerin, akrabalık, komşuluk ve dostluk ilişkilerinin ben merkeziyetçi hale dönüşüm aşamaları izler daha sonra kimlik yitimini. Köy yaşamının ruhunu kentlerde yaşatmak ise kaos ve zıtlıktır ki insanın burada “kendi bacağından asılan koyun” misali yaşamı, acısı, mutluluğu ve ölümü tamamıyla bireyseldir.

Türkiye’de 1950’li yılların başlarındaki ilk göç dalgasıyla köy yaşamının bir protipi olarak nitelendirilen gecekondulaşma başlamıştır. Bu gecekondu sakinleri, ne tam olarak köy kültüründen kopabilmişlerdir ne de tam olarak kent yaşamına adapte olabilmişlerdir ve en nihayetinde kentlerin kenarlarında yeni köyler inşa etmişlerdir. Ayağı toprağa basmayan ve artık toprak kokusundan uzak yaşamak zorunda kalan bu insanlar toplumun kimyasının değişmesine, hem de hiç bir zaman telafi edilemeyecek şekilde değişmesine neden olmuşlardır. Köy insanının çaresizliği ve bu çaresizlik karşısında birliktelik ruhunun yitirilmesi, kişiyi saf çıkarcı ve ben merkeziyetçi hale getirmiştir. Şimdi geriye dönüp baktığımızda ise, kerpiç evler yerine yaşamımızı beton duvarlar arasına hapsetmiş olarak görüyoruz kendimizi.

Şehirleşmenin yaşamımızdaki tahribatına dair birçok kitap, makale yazılmıştır ve bir o kadar film çekilmiştir. Gelin bu tahribata bir de öyküden bakalım. Öykü, bütün bu tarihsel olguyu anlatabilir mi diye düşüneniniz olacaktır. Evet, anlatabilir, söz konusu Rasim Özdenören’se... Rasim Özdenören, İz Yayınları tarafından yayımlanan “Çok Sesli Bir Ölüm” isimli öykü kitabında, öykünün sınırlarını zorlayarak, anlatılanları yazmaktan ziyade, adeta resmetmiş. Ustaca betimlemeler sayesinde anlatılan olayların cereyan ettiği çevreyi gezindiğinizi hissediyorsunuz kitabın her satırında. Bir öyküden beklenilen anlatımın çok üstünde güçlü bir anlatımla öykü, hayatınızın bir parçası haline geliyor.

Her öykü köy yaşamını değişik boyutlarıyla ele alıyor

Çok Sesli Bir Ölüm’de neler mi anlatmış Özdenören, bu eserin diğer öykü kitaplarından ayrılan yönünü mü merak ediyorsunuz? İşte cevabı: Köyden kente göçlerin yoğunlaştığı bir dönemde, köylerinde kalıp göçe direnen insanların hayatlarındaki ıstırabı, toprağa bağlılığı, emeğin toprakla kutsallaştığını ve en önemlisi de birlikte yaşamanın verdiği saadeti anlatıyor usta yazar. Eser, bugüne kadar tanık olmadığımız gerçeklerin üzerindeki ölü toprağını üfleyerek, köy ve kent çatışmasını tekrardan düşünmemizi sağlıyor ve bunu sağlarken de bu durumun kalıcılığını ve devamlılığını sağlıyor. Eserde toplamda dört öykü yer alıyor ve her öykü köy yaşamını değişik boyutlarıyla ele alıyor.

Esere adını veren “Çok Sesli Bir Ölüm”, 1977 yılında Yücel Çakmaklı tarafından filmi çekilmiş ve aynı yıl Prag'da düzenlenen TV Filmleri Festivali'nde Jüri Özel Ödülü almıştır. Öyküde köyden kente göçlerden yoğunlaştığı bir dönemde köyde kalıp yaşama tutunmaya çalışan bir ailenin yaşamı anlatılır. Toprak işlerinde fazla çalıştığı için sürekli baygınlık nöbetleri geçiren Şehmuz’un durumu ağırlaşır ve şehirde tedavi edilmesi gerekmektir. 13 yaşındaki Kamber'in, at sırtında babasını şehre götürmeye çalışırken babasına karşı fedakarca tutumu köy ve kent yaşamasının çatışmasını sergiliyor aslında. 13 yaşındaki bir çocuğun babasına karşı görevlerini kusursuz yerine getirdiğine şahit olduğumuz bu öyküde, şehir kültürü içerisinde yozlaşan aile içi ilişkileri bir kere daha düşünmeden edemiyorsunuz.

Sabah Aralığı” hikâyesinde, yine köy yaşamından yola çıkarak; işlemediği bir cinayetten aranan Halil’in ve eşinin yolculuğu anlatılır. Bu yolculuk esnasında Halil ve eşi arasında geçen konuşmalardan, köy yaşamının terkedilmesiyle bozulan aile saadetleri aktarılmaya çalışılıyor. Halil ve eşinin yolculuk boyunca aralarında geçen konuşmalar okuyucuyu düşündürüyor da ayrıca. Örneğin aralarında geçen şu konuşma göçün sebep olduğu çözülmeyi gözler önüne seriyor: “Oğullarımız gitmeseydi, bizi terketmeselerdi belki bunların hiç biri gelmezdi başımıza. Tanrı, insanları her yönden deneyip denetliyor. Ben onları toprağa bağlamak istedikçe, onlar hem benden hem topraktan nefret eder oldular.”

Köy yaşamını kentte de devam ettirmeye çalışan aileler üzerinden ortaya çıkan çarpıklığı anlatan usta öykücü Rasim Ozdenören’in bu eserinden öykü okumalarına başlamanız halinde öykü artık hayatınızın bir parçası haline gelecektir.

Salih Ağbalık yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 16:53
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20