Koşaradım şiirler okuyoruz Bünyamin K.'dan

Dün Biriktiren, Bünyamin K.’nın 1987-2012 yıllarını kapsayan yirmi beş yıllık bir şiir serüveninin de imzasını taşıyor.

Koşaradım şiirler okuyoruz Bünyamin K.'dan

Şiirimizin heyecan verici temsilcilerinden Bünyamin K., eski ve yeni şiirlerini bir araya getirdiği Dün Biriktiren ile selamladı bizleri. Şairin genç yaşına rağmen “bütün şiirleri” çapındaki bu eser, yan gözle bakılan, dudak bükülen “şair”e ve “şiir”e karşı olumlu tavrın güzel bir nişanesi olarak takdir edilmeyi hak ediyor. Tüm bu olumsuzlamalara rağmen şiir kitabı yayınlama konusundaki cesaretiyle Okur Kitaplığı’nı da yeniden takdir etmeye ve bu çalışmaların devamının geleceği hususunda cesaretlenmeye itiyor bizi.

Hiçbir Baloda Yokum kitabıyla Cahit Zarifoğlu adına verilen ilk ödülde jüri özel ödülünü alan şair, uzun sayılabilecek bir sessizlikten sonra 2008’deki Bak Anne Geliyor Bir Kara Tren’le döndü tekrar. Şimdi ise hem o kitaplardan, hem daha önceki kitaplarından, hem de 2008 sonrası yayınladığı şiirlerinden bir toplu şiir kitabıyla geldi.

Kıvrımlarında Zarifoğlu’nun gülümsediği bir imza

Koşaradım giden şiirler okuyoruz Bünyamin K.’dan. Kimi pastel boyalı, kimi yağlı boya, kimi karakalem betimlemeler ve tasvirlerle yazılmış bu şiirler, aynı zamanda ressam olan şairin bazen soluk, bazen rengarenk, bazen de karmaşık ruh dünyasından izler taşıyor. Şairin bazı şiirlerde baskın olan dilindeki yerellik (bölgesellik) bu şiirlerin anlaşılmasını güçleştirse de, duygu ve anlatımın yoğunluğu, zenginliği çoğu şiirde kendini hissettiriyor ve keyifli bir okumanın kapılarını aralıyor. Bununla birlikte şair okurlarını da ihmal etmemiş ve kitabın sonuna bu yerel kelimelerin açıklamalarını ihtiva eden bir lügatçe eklemiş.

Dün Biriktiren, 1987-2012 yıllarını kapsayan yirmi beş yıllık bir şiir serüveninin de imzasını taşıyor. Bu imzanın kıvrımlarında Zarifoğlu’nun şiirinden yansımalar yüzümüze gülümsüyor. Öyle ki zarif şairin ‘hızla akan mızrak’ı, biraz da günümüzün dejenere olmuş toplumundaki yansımasıyla ‘hazla akan mızrak’a dönüşüp, bizi bu hal üzre düşünmeye çağırıyor.

Eski şiirlerle yeni şiirler arasındaki anlatım ve yapı farkı, 2000 öncesindeki duygulu anlatımın 2000 sonrası şiirlerde daha hareketli ve hızlı bir yapıya bürünmüşlüğüne şahit ediyor bizi.

Kitabın ilk, şairin son şiirlerinde dili kullanmadaki beceri ve kelimeleri şiire dâhil edebilmedeki hüner yine o güçlü damarı, Zarifoğlu’nu hissettiriyor.

Hâlâ varsa orada çiçekleriyle tepe

Dikeni dalı kaygısı kuruyordur.

Dile dolanan satırlarla vücut bulmuş şiirler

Çoğu şiirinde anlatımın ve ifade ediş gücünün sarsıcı mısraları dolansa da dilimize, bu güçlü anlatış bazı şiirlerin tamamında vücut bulmuş olarak okutuyor kendisini. “Gülçe için güz şiiri” bu ifade edişin zirve örneklerinden sadece biri. Ki bu güçlü damar 2000 sonrası şiirlerin birçoğunda da mevcut.

Şairin belli dönemlerini ve hayatından kesitleri yakalama fırsatı da buluyoruz bazı şiirlerde. “Kırkında kır yürümek” yine bunlardan biri. Kimi zaman da şiirden biraz yorulmuş, biraz usanmış, biraz soğumuş bir şair tavrı ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu durum şiirin itibarsızlaş/tırıl/masından kaynaklanan bir durum olarak aktarılıyorsa da, şair şiirden vazgeçmiyor.

şiir asma altı suyuydu seslenilebiliyordu bekletilebiliyordu

doğuda bolca bulunuyordu

ve bolca bulunduğu için hiçbir işe yaramıyordu

desem de

düş kabuğum o

kıyamam.

Bugün “yerel” dediğimiz birçok bölgesel kelimeyi şiirlerinde kullanan şair, kimi şiirlerinde bu saflığın tertemiz duruşunu sunuyor. “Bir eski kambur” şiiri de bunun en güzel örneklerinden birini teşkil ediyor. Şiirin inceliklerini kavramış, bu incelikleri dilinde kullanma yetisini kazanmış olan şair “Ne içtim de yara içinde içim” mısrasıyla Hz. Hasan Efendimizin su niyetine zehir dolu kâseyi kana kana içmesi sonucu içinin parçalanmasını hatırlatıyor.

İp” şiiri hepimizden özet görüntüler sunarken, “Kanun çalan adam” şiiri Hiçbir Baloda Yokum kitabının arka kapağından bize açılmıştı:

buyurun en iyi damarım

kaç ünite lazımsa alın

Kalemini tarihin acı mürekkebine daldırmış

Bünyamin K. şiirinde toplum hayatında yer etmiş, acı birer hatıra olarak kalmış olaylara da yer verip, tarihî olayların hayatımıza ve bu olayların edebi türlere yansıyışını da ince ve dokunaklı mısralarla örneklendiriyor. Tarih, içinde çırpındığımız acılarla ıslanmış deniz. Şair bunu hissederek resmediyor:

oysa insan filistin acısı da nasıldır bilmeli

verem demenin yemen demek olduğunu

bir çift kundurayla bir de fese dokunmayı

kendi çocuğunun ölüşüne baktığı gibi bilmeli

Kardeş senin de rahat olsun için!

Şair teslimiyetini en güzel ifade ediş şekli olan şiirle yapıyor. Sağı-solu-önü-arkayı değil, onu tercih ettiğini dile getiriyor:

geldiğim yöne mi gittiğim yöne mi bilmeden

sevdiğim sana deyip yürüdüm

Ve rahatlatıyor şair, korkuları, meşguliyetleri, hüzünleri, sarsıntıları olan kardeşi:

Kardeş senin de rahat olsun için

Mezarlar morglar müzeler gibi

Zarifoğlu’na ithaf ettiği 1996 tarihli “Haziran Parkı” adlı şiirinde de iki şairin zarif akrabalığının izleri görülüyor:

Öyle bir gömülmüşsün ki

Kabirden canın taşıyor.

Dün Biriktiren’de örnek olarak burada sunulabilecek çok fazla şiir var. Gerek mısra ve bölüm olarak olsun, gerekse de çoğu şiirinin tamamında olsun kendi dilini kurabilmiş bir şiirle karşılaşıyoruz. Özellikle 2000 sonrası şiirlerde güçlü bir anlatım özelliği kazanmış olarak iki kapak arasına konmuş bu şiirler. Yazıldıkları tarihler göz önüne alınıp okunduğunda da bu gelişim kendisini iyiden iyiye hissettiriyor.

Emir Gazi Er yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 12:21
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman DOST
Osman DOST - 6 yıl Önce

"sevdiğim sana deyip yürüdüm." ne muhabbetli bir ifade.

banner19

banner13