Konya'dan İstanbul'a hikayelerle yolculuk

'Şehirler Arası', öyküleri Kitap-lık, Hece Öykü ve Karabatak dergilerinde çıkan Hatice Tekin'in ilk kitabı. Hatice Kübra Karadeniz yazdı.

Konya'dan İstanbul'a hikayelerle yolculuk

Her şeyi geride bırakıp yolculuk yapmaya var mısınız? Yine yeni yeniden! Belki de en çok yaptığımız bir şey bu. Kah maddi, kah manevi. Lakin bu seferki seyahatimizin adı 'Şehirler Arası'. Hatice Tekin hanımefendinin Konya'dan başlayan seyahati İstanbul'da son bulmuş. Konya'dan İstanbul'a giderken mola da vermiş. 'Dinlemek ve dinlenmek' güzeldir der gibi. Bizler de en yakından en uzağa yahut en uzaktan en yakına giderek başlayabiliriz yolculuğumuza. Belki de biz üç, beş, on yer gezebiliriz. Yahut kendi içimizin derinliklerine yavaş yavaş dalabiliriz. Kat kat inebiliriz içeriye doğru. Artık ömrümüz buna ne kadar müsaade ederse.

Şehirler Arası, Hatice Tekin'in ilk kitabı. İlk göz ağrısı yani. Mayıs 2015'de Şule Yayınları'ndan çıkmış. Ayrıca Hatice Hanımın öyküleri Kitap-lık, Hece Öykü ve Karabatak dergilerinde de yayınlanmış. Seyahatinin Konya'da başlayıp İstanbul'da bitmesinin bir nedeni varmış elbette. Konya'da doğmuş yazarımız. Uzun bir süreden beri ise İstanbul'da yaşıyormuş. Pek çok şeyi yeniden keşfediyorsunuz yazarın her öyküsünde ve belki de her kelimesinde. Hatice Hanımın hayatına ve kendi hayatınıza dair dokunuşları fark ediyorsunuz bir bir.

Konya adetleri öykülerde kendine yer buluyor

Konya” başlığında yedi, “İstanbul” başlığında ise on öykü karşılıyor sizi. İç içe girmiş yollar üzerinden dalıyorsunuz her bir öyküye. Konya'ya özgü bazı terimler öğreniyorsunuz. Şivlilik mesela, mesela güçce düğünü, tespih, yüzerlik ve bir çoğu. Çok farklı gelmişti Güçce düğünü isimli öyküyü okumaya başladığımda. Daha önce vakıf olmadığım bir şey olduğu için anlayamamıştım. Sonra öykü bitip yerini bir sonraki öyküye bırakınca anladım. Ne kadar ince düşünceler, olaylar ve olgular varmış meğer. Güçce bir kızın sırdaşı, hayatı oluyor; önce onunla birlikte büyüyor. Sonra ise ondan vazgeçmek durumunda kalıyor. Rafa kalkıyor Güçce ona dair yapılan güzel bir düğünle. Sonra şivlilik Konya'ya has, oraya özgü bir şey. Üç ayların gelmesini böyle kutluyormuş çocuklar. Her eve, her binaya girip ikramlarını alıp maniler söylüyorlarmış. Bu da manilerden biri: “Şivli şivli şişirmiş,/ Erken kalkan pişirmiş,/ İki çörek bir börek,/ Bize namazlık gerek,/ Şivliliiiiik...''

Nazmiye Hanım kem gözden korktuğu kadar başka hiçbir şeyden korkmazdı. Nazara karşı gelsin diye tazecik dağdağanlar kestirip kapıların sövelerine, yatak altlarına sokardı. Her sabah yanına aldığı besleme kızla konağı dolaşır; bahçe kapısından yonttuğu talaşı, odaların halılarından topladığı havları, avucunda ezdiği yüzerlik tohumlarıyla karıştırıp kızcağızın elindeki ateş küreğinin içine, tam korun üzerine epelerdi. Onlar çıtır çıtır yanarken bir yandan dumanı eliyle etrafa yayar, bir yandan da 'yüzerlik, yüz bin evlik, gelsin iyilik, gitsin kötülük yüzerlik evasın, yüz bin derde devasın' derdi.” Yüzerlik öyküsünden alıntı yaptığım bu paragraf sanıyorum yüzerliğin nasıl bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor. İşte öykü de tam bu anlamda kendini ön plana çıkarıyor. Nazmiye Hanım, yeni doğum yapan gelinini bir an olsun ferahlatmak için yüzerlik okutuyor her gün lakin istedikleri gibi gitmiyor her şey. Ateşler içinde yanıyor Nazmiye Hanımın gelini.

İstanbul koca şehir

Sonra İstanbul. Bir dizi koşturmaca içindeki insanoğlunun filmi çekilmiş sanki her bir öyküde. “Kem Gözler”, “Rapor Peşinde”, “Suçluluk”, “Hikaye Ziyareti”, “Hatır İçin Kanser”, “Son Gece” ve diğer öyküler. Ayrı ayrı öyküler olarak görünseler de aslında hepsi art arda yazılmış ve birbirini tamamlayan öyküler. Konya'dan İstanbul'a bir hayatın serüveni gibi adeta. Doğup büyüyen ve yaşlanan bir insanın menzil taşları. Hatır için kanser mi olunur demeyin sakın. Olunuyormuş çünkü. Bunlar hep büyük konuşmadan işte. Doktor olan yeğeniyle kanser türleri hakkında konuşan kadın. Yeğeninin “Olacaksan tiroid kanseri olacaksın yenge. Erken dönemde bademcikten farkı olmaz, bizi de fazla uğraştırmaz” demesine karşılık, “Seni mi kıracağız? Hatrın için tiroid kanseri de oluruz” demesi ağzından çıkanın hafife alınması yanılgısına düşürmüş. Ve sonra olan olmuş işte.

Eşinden yeni ayrılmış, çocuklarıyla hayata tutunmaya çalışan bir kadın Dilek Hanım. Yönünü bulmaya çalışırken kaybetmesi, çocuklarının annesiz kalmasına, kapıcının ise ''Suçluluk'' psikolojisine bürünmesine neden olmuş. Peki kime ne olmuş başka. Dilek Hanım sadece canından olmuş, bir de Gönül Hanım dostsuz kalmış. İstanbul koca şehir. Tutunacak bir dalın ve sığınacak bir limanın yok ise eğer Allah korusun yutuveriyor işte böyle insanı. Daha neler yok ki. Yurdum insanının çileli hayatından kesitler de sunuyor Hatice Hanım. Rapor peşinde koşan koca bir aile. Sıralarda beklemeler çoğalırken üstüne eklenen trafik cezaları tuz biber oluyor.

Bir karakter arayışı içindeydim. Şöyle elimden tutup beni kendi âlemine götürecek; birlikte yeni dünyalar keşfedebileceğim güçlü bir karakter. Onu şehrin kimi dar, kimi geniş sokaklarında; gölgeli, ağır kokulu, renklerin birbirine girip bulandığı pazarında; iri yarı bıyıklı adamların duvar diplerinde horuldayarak uyuduğu kahve köşelerinde aradım, bulamadım. Sonunda eve döndüm. Raflar dolusu kitabımı tekrar tekrar gözden geçirdim. Bir satırın arkasına, bir kelimenin altına saklanmış olabilir diye ümitlendim. Ne bileyim, belki de arka sayfada kendisini bulmamı bekliyordur.” Bu giriş “Hikaye Ziyareti” isimli öykünün giriş kısmı. Öyle bir içerlenmiş ki yazarımız, karakter arayışı onun derdi olmuş. Ve o dert onu dertli bir kızın hayatına kondurmuş.

Toplam on yedi öykünün hepsi bire bir hayatın ta kendisini anlatıyor sanki. İnsan ilişkilerinden tutun da sosyal yaşam tarzlarından, farklı bir çok kültürden, geçmişten günümüze yansıyan pek çok adetten, gelenekten görenekten pek çok şeyi ortaya çıkarıyor bütün öyküler. Lakin her şeye rağmen bir olduğunuzu hissediyorsunuz biraz oturup düşününce. Kavgalarımızın asıl sebebi içimizde ördüğümüz duvarlar. Ön yargılarımız, derinleşen hassasiyetlerimiz. Gelip geçti bir nefes miktarı bütün öyküler, ismi gibi kendine has edasıyla...

Hatice Kübra Karadeniz yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:27
banner12
YORUM EKLE

banner19