Köln'de özen gösteriyorlar, ya Mekke'de?

Köln şehrinde, Dom Katedrali’nin şehrin her tarafından gözükmesine önem verirlermiş. Bu sebeptendir ki, bütün şehirde ondan yüksek bina yapılmasına izin verilmiyormuş. Vahap Akbaş Seferi Yazılar kitabında bu noktada sözü, Beytullah’ın etrafına dikilen ve O’na gölge eden yüksek binalara getiriyor..

Köln'de özen gösteriyorlar, ya Mekke'de?

Ömer Naci Yılmaz, Hacc ve Umre için Siyer-i Nebi kitabının ilk satırlarında “Her insan için yurtdışına ilk çıkışı çok önemlidir; hele bu çıkış kutsal beldelere ise daha daha önemlidir.” meyanında sözler sarf eder. Onun söylediklerine kesinlikle katıldığımı belirtmem gerekir; zira bizzat yaşadım anlatmak istediklerini, 25 Ocak-7 Şubat tarihlerinde yaptığım umre ibadetinde. Rabbim kabul buyursun.

Seyahat etmeyi pek ama pek çok seven, Baudelaire’nin “her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi geliyor” sözünü çoğu zaman azık edinen, on başlıkta onlarca diyarı gezişini, seyreyleyişini okuyucu kardeşleriyle paylaşan şair ve yazar A. Vahap Akbaş, birçok ayrıntıyı yakalayarak oluşturduğu seyir defterinin sayfalarını, Seferî Yazılar adını verdiği kitabıyla açıyor. Kitap, isminin içeriğini yansıtan hoş bir kapak çalışmasıyla Şubat 2013 tarihinde Pınar Yayınları tarafından yayınlandı. Velud bir kalem olan yazar, şiirlerindeki maharetini misliyle gezi yazılarında da göstermiş. Çoğu zaman gezdiği yerleri siz de geziyor, konaklarken de bir köşede kendinize de yer bulduğunuz oluyor. İçten, sıcak ve samimi bir üslupla örülen cümleler, gönüllerin cümlesine hitap edici genişlikte, derinlikte.

Vahap Akbaş’ın seyahatlerinin ekserisini, Türkiye Yazarlar Birliği’nin organizesiyle gerçekleşen şiir şölenleri ve genelde de Türkî cumhuriyetlere yapılan ziyaretler oluşturuyor. Çoğunda aynı simaların katılımı dikkatimizi çekiyor ve bazılarının isimlerini anmadan edemiyoruz: Bahaettin Karakoç, Metin Önal Mengüşoğlu, Mehmet Atilla Maraş, Nurullah Genç, Bayram Bilge Tokel, Yaşar Bedri, D. Mehmet Doğan. Eylül 1993’te Kazakistan’ın başkenti Almatı’da oluyorlar. Mayıs 1995’te Türkmenistan’da Aşkabat’a ve Merv’e gidiyorlar. Yine aynı gayeyle Ekim 1996’da Kıbrıs diyarını şenlendiriyorlar. Sonra tarih Ekim 2003’ü gösterdiğinde, Fransa ve Almanya’nın bir türlü paylaşamadığı, bazen el değiştiren ama son kertede Fransa’ya kalan Strasburg topraklarında görüyoruz bu isimleri.

Türkî memleketlerdeki lehçe farkları bazen gülümsememize vesile oldu kitap boyunca. Kazaklar “güzel”e “sulu” derlermiş. Ve bununla ilgili dönemin Türkiye başbakanı için “Tansu Çiller, sulu bir kadındır!” demeleri ekibimizin şaşırmasına sebep olmuş ilkin. Başka bir misal vermek gerekirse, “O, çukur bir âlimdir!” dedikleri bir insan için; aslında “O, derin bir âlimdir” demek isterlermiş. Seyahatlerin en güzel yanının, dostların birbiriyle görüşüp halleşmeleri olduğunu söyler, yazar. Yaşadığı en büyük sorun da yemek meselesidir. Yarı aç gezdiğini ve genellikle memleket yemeklerini düşündüğünü belirtir.

Beytullah’ın etrafına dikilen ve O’na gölge eden yüksek binalar

Kitapta beni kendine en çok çeken ve diğer bölümlere nazaran pürdikkat okuduğum bölüm, tabi ki de, yazarın 2008 yılının Ocak’ında ailece hac ibadetini yerine getirmek için hareket ettikleri Mekke-Medine’yi anlattığı ‘Keremli Mekke, Nurlu Medine’ başlıklı bölüm oldu. Yazar, usta kalemiyle ve mümin yüreğiyle gayet anlamlı ve bir o kadar da duygulu sözler kuşanmış. Her gidenin oralar için kuracağı kendine özgü hisli cümleleri olur tabiatıyla. Ama şair-yazar gözüyle ve diliyle bu cümleler bambaşka bir ruh kazanır. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi almış götürmüş yazarı. Eritmiş tüm benliğini. Kaynamış fokur fokur. Gözyaşlarına olabildiğince yol vermiş. Gittiği ve gördüğü her bir yere, her bir şeye hayretle bakmış. Payına bol miktarda hisse düşürmüş. Saadet iklimine, vahyin doğup büyüdüğü ve yeşerip filizlendiği aziz ve leziz zamanlara uzanmış. Kısa bir zaman önce okuduğu şair Nâbî’nin Tuhfetü’l Harameyn eseri ve Necip Fazıl’ın Hacc hatıraları kendisi için epey bir kılavuzluk yapmış. 300 yıl önce o topraklara gitmiş Nâbî ile 40 küsür yıl önce gitmiş Necip Fazıl’ın anılarının ışığında donanımlı bir Hacc ibadeti geçirmeyi yeğlemiş. Zamansal şartların verdiği değişim, doğal olarak mekânlara yansımış. Mekke’nin de Medine’nin de lezzeti tariflere gelmez. En iyi yaşayanlar, soluyanlar bilir, anlar.

Ailece yaptığı gezilerinden birini Şubat 2010’da Almanya’nın Köln şehrine yapıyor yazar. Kışın tam ortasında bembeyaz bir havayla başlattıkları yolculuklarını, yine başladığı bembeyaz haliyle bitirirler. Bu halden ötürü hayatlarının en rahat ve en dinlendirici yolculuğunu yaptıklarını düşünürler: Beyaz bir yolculuk… Köln şehrinin en önemli yapısı olan Dom Katedrali’nin şehrin her tarafından gözükmesine önem verirlermiş. Bu sebeptendir ki, bütün şehirde ondan yüksek bina yapılmasına izin verilmiyormuş. Yazar satırlarının bir yerinde, Beytullah’ın etrafına dikilen ve O’na gölge eden yüksek binalara sözü getirir. Elin gavuru kadar değerlerimize saygı gösteremediğimizin sancısını yaşar.

Yazara göre, gezip gördükleri yerleri görüntüleriyle başkalarına tanıtanlar önemli, yararlı bir iş yapmış olmalarına rağmen; oralarda yaşayan insanların mâzileri, inançları ve duyguları ancak kelimelerle eksiksiz ve güzel anlatılabilir. Yazı dilinde apayrı bir lezzet olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu lezzeti görüntü her zaman için veremeyebilir. Coğrafyanın da bir ruhu vardır ki, bunu en iyi kalem ifade eder. Bu ve daha fazla düşüncenin verdiği yükümlülükle gezip görerek biriktirdiklerini paylaşmak maksadıyla A. Vahap Akbaş Seferî Yazılar’ı kaleme almış bulunuyor. Muradı odur ki, bu paylaşımlar okuyucu yüreğinde kabul görsün.

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 10:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13