Klasik eserlerden mahşerin dört atlısı

Bu ayın seçkisinde sizin için derlediğimiz dört eserin tanıtımını istifadelerinize sunuyoruz.

Klasik eserlerden mahşerin dört atlısı

Eser: Risaletü’l-Müsterşidîn/Ahlâkımız

Yazar: İmam Muhasibî

Şerh: Abdülfettah Ebu Ğudde

Yayınevi: İnsan Yayınları

Çeviri: Hüseyin Nohut

Yayınevi: Nebevi Hayat

Günümüz kargaşasında zamanı durdurarak nefes almak istediğimiz anlarda huzuru bulabilmek için huzuruna varacak kişiler ararız. İsteriz ki dertlerimizle dopdolu iken onun dizinin dibinde oturalım ve içimizdekileri dile dökmeye bile gerek kalmadan bize dermanımızı söyleyiversin. Meşgalemizin çokluğunda vaktimizin yok olduğu bu yolculuğu bir yandan kolaylaştırırken bir yandan da anlamlı kılsın…

O kişilerle her zaman karşılaşmak mümkün değildir fakat Hicri ikinci yüzyılda yaşamış ilk sufilerden İmam Muhasibî, bu risalesiyle bizi yanına çağırmış ve hikmetli sözleriyle yüzyıllar ötesinden bizimle sohbet etmiştir. Bu öyle bir sohbettir ki anahtar sözlerle açılan hikmet kapılarından içeri girer ve kendinizi Abdülfettah Ebu Ğudde hocanın misafirperverliğinde davet edilmiş Meşayih-i Kiramın yanında bulursunuz. Ve onlardan, kalbin pervasız macerasında Allah Teâlâ’nın rızasına ulaştıracak istikamet nasıl sağlanır, nefse karşı nefis nasıl korunmalıdır, zühd, takva, ihsan, ihlas, sıdk gibi kavramların hayatımızdaki karşılığı nedir gibi nice konuları öğrenirsiniz.

Netice itibarıyla bu kıymetli eser, kalpleri marifet nuruyla nurlandırılmış ariflerin işaret ve tenbihlerini okuyucuya keyif veren kısa metinler şeklinde sunan adeta bir davetiye niteliğindedir.

Eser: Ramazan Medeniyeti

Yazar: İbrahim Refik

Yayınevi: Albatros Kitapları

Yazar İbrahim Refik, tasavvuf ve tarih alanında yazdığı birçok kitap ile teoloji raflarında yerini almaktadır. İbrahim Refik’in kaleme aldığı “Ramazan Medeniyeti” isimli kitap genel hatlarıyla; Ramazan’ın getirdiği rahmet iklimi ve Müslümanlara ait geleneklerle ilgilenmektedir. Yazara göre İslâm’ın yaşandığı en güzel devirlerden olan Osmanlı devletinde Ramazan’ın yaşayışındaki naiflik oldukça etkilidir. Madde endeksli sürat çağının içinde günübirlik derinliksiz yaşamaya mecbur bırakılan insanımıza deruni bir mana sunmak temel hedeflerdendir. Geçmişin manevi davranışlarının günümüz versiyonları oluşturmak yazarın niyetlerinden biridir.

İbrahim Refik, bu kitabı birçok farklı yazarın kaleminden çıkmış yazıları derleyerek bize farklı bakış açıları sunmaktadır. Refik Halit Karay, Samiha Ayverdi, Bediüzzaman Said Nursi, Halit Fahri Ozansoy, Nabi gibi yazarlar kitapta bir araya getirilmiştir. Ramazan’ın tüm renkleri her zaman diliminde kaleminin ustalarından okuma imkânı ile kitap bize benzersiz bir yaklaşım sunmaktadır. Ramazan ayının ibadet boyutunun yanında toplumsal hayatımızda kendine mahsus bir kültür haline geldiğini ve diğer toplumlarda eşi benzeri olmayan bir yaşam tarzını beraberinde getirdiğini bu kitapta açıkça keşfetmektesiniz.

Kitap size Ramazan iklimine dair çok farklı hissiyatlar uyandırmaktadır. Ramazan öncesi hazırlıkları ve iftar sofraları, arife çiçeği olan çocuklarından gözünden Ramazanlar, Osmanlı kıraathanelerinde keyifli ilmi sohbetlerle zaman yolculuğuna çıkılmaktadır.

Eser: Sevme Sanatı Bir Eylem Olarak Sevmek

Yazar: Erich Fromm

Yayınevi: Say Yayınları

Erich Fromm’un Say Yayınlarından çıkan “Sevme Sanatı- Bir Eylem Olarak Sevmek” isimli eseri sevgi üzerine yazılmış önemli yapıtlardan biridir. Kitap, sevginin bir sanat olduğunu aktararak başlamakta, ilerleyen bölümlerde sevgi kuramı altında sevginin türlerini incelikle işlemektedir. Sevginin insanın varoluş sorunuyla olan ilişkisi ile evlat ve ebeveyn arasında var olan sevgiyi anlamada okuyucuya bir kapı aralamaktadır.

Yazar içten üslubuyla çağdaş Batı toplumunda sevginin yozlaştırılmasına değindiği üçüncü bölümde kapitalist dünya anlayışından Freud’un görüşlerine değin geniş bir yelpazeden birbirinden farklı görüşler aktarmaktadır. Kitap, sevginin uygulanması başlıklı son bölümde okuyucusuna deyim yerindeyse bir yol haritası sunmaktadır. Fromm, “Sevgi, başkası tarafından etkilenme anlamında bir ‘etki’ değildir. Kökleri insanın sevebilme yetisine uzanan, sevilen insanın gelişip mutlu olması için harcanan çabadır.” diyerek sevgi ve emek arasındaki derin bağın altını çizmektedir.

Eser: Kıyamet Aşısı

Yazar: Sezai Karakoç

Yayınevi: Diriliş Yayınları 

‘“Gel gel ki beklenmektesin. 21. yüzyılın beklediği kimse değil, sensin. Geri gelmen çetin olacaktır belki. Ama gelmek zorundasın. Gelecek zaman sana gebedir, sen de ona gebesin. Doğum sancısına katlanmayı göze alamayan ana, hiçbir zaman doğuramayacaktır. Sen her türlü doğum sancısına katlanacak güçtesin.”

Üstad Sezai Karakoç “Kıyamet Aşısı” eserindeki bu söylemiyle savaş kazanlarının kaynadığı, medeniyetin sarsıldığı bu çağda adeta ümmete ve biz gençlere Necip Fazıl’ın şu mısralarıyla sesleniyor: “Sen bir devsin. Yükü ağırdır devin! Kalk ayağa dimdik doğrul ve sevin!” Çünkü sizsiniz barışı getirecek olan. Esenliğin kaynağı sizsiniz. Selahaddin’i beklemeyin. Selahaddin olun diyor sanki.

Bize gerekli olanın bir yanımızda vakar, bir yanımızda alçakgönüllülük, bir yanımızda İslâm ile bir utanç dengesi kurmamız olduğunu öğütlüyor. Öyle ki tövbenin, aşkın ve sevginin başlangıcı utanç değil miydi? Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Utanmıyorsan dilediğini yap!” diye buyurmamış mıydı?

Öyleyse önce bir utanç gerekti bizlere. Soylu bir utanç. Çağları açıp çağları kapayanın mirasçıları olarak gaflete düştüğümüz her andan duymamız gereken utanç. Her bir lahzada mutlak bir İlah tarafından gözlendiğine inanmak ve bu bilinçle yaşama çabası edinmek. Bu bilinçle duymak ve duyurmak diriliş muştusunu.

Bu yegâne kaynağın sizin içinde bir şifa vesilesi olması duasıyla.

Kaynak: Hüma Dergisi, Sayı:15

Yayın Tarihi: 21 Haziran 2022 Salı 16:00
YORUM EKLE

banner19

banner36