Klasik edebiyatı anlamının ilk şartı: Eflatun'un sanat nazariyesini öğrenmek

"Edebî eserin, özellikle de şiirin ahenksiz olamayacağını belirten Ali Ekrem Bolayır, iki satırlık bir mektubun bile ahenksiz olduğunda insana rahatsızlık vereceğini vurgular." Kaplan Üstüner Hocamız, Ali Ekrem Bolayır'ın ‘Metin Şerhine Giriş’ kitabı hakkında yazdı.

Klasik edebiyatı anlamının ilk şartı: Eflatun'un sanat nazariyesini öğrenmek

Dârülfünûn Edebiyat Fakültesi'nde şerh-i mütûn dersleri veren Ali Ekrem Bolayır'ın (1867-1937) dersleri kapsamında 1928 yılında, harf inkılâbından biraz önce, eski harflerle kaleme aldığı Şerh-i Mütûna Medhal-Edebî Meslekler adlı eseri, Doç. Dr. Halil Çeltik tarafından kapsamlı bir incelemeyle yeni harflere aktarılarak yayımlandı. (Metin Şerhine Giriş -Klasik Edebiyat ve Tasavvufî Edebiyat-, H Yayınları, İstanbul 2018, XII+190 sayfa).

Kitabın kapağında, okutulan dersin adına bağlı olarak Şerh-i Mütûna Medhal-Edebî Meslekler ismi yer almakla birlikte hazırlayan tarafından içerik dikkate alınarak eser, Metin Şerhine Giriş diye çevrilmiş ve “Klasik Türk Edebiyatı ve Tasavvufî Edebiyat” alt başlıkları eklenmiştir.

Eserin Millî Kütüphane'deki nüshasında Nihal Atsız'ın notları bulunmaktadır. Atsız, cümle düşüklüğü bulunan yerleri veya unutulup yazılmayan kelimeleri tamamlamış; örnek şiirlerin bazılarının belirtilmeyen şairlerini metnin yanına eklemiş, yanlış ya da okunamayacak durumdaki kelimeleri yeniden yazmıştır. Nihal Atsız'ın bu tasarrufları kitabın dipnotlarında "NA" kısaltmasıyla gösterilmiş.

Eserin dili, zamanına göre sade olmakla birlikte, işlenen konunun etkisiyle bugünün okuyucusuna ağır gelebilecek bölümler bulunması, kitabın daha iyi anlaşılması ve geniş bir kesime hitap etmesi düşüncesiyle yeni harflere aktarımına ek olarak geniş bir özetine de yer verilmiş. Kitabın yazarı Ali Ekrem Bolayır’ın hayatı ve eserleri hakkındaki bilgiler de özetlenerek aktarılmıştır.

Yazar, kitabına beş duyunun insan faaliyetlerindeki yerinden bahsederek başlar. Beş duyunun edebî eser üretmedeki önemi üzerinde durur. Bunlar içerisinde görme ve duymaya ağırlık verir. Edebî eserin, özellikle de şiirin ahenksiz olamayacağını belirten Ali Ekrem, ahengi duymak ve duyurmak için işitme kuvvetinin önemine değinir. İki satırlık bir mektubun bile ahenksiz olduğunda insana rahatsızlık vereceğini belirtir.

Beş meleke ve sanat

Eserin "Faaliyet-i Dimağıyye" başlığını taşıyan bölümde "hâfıza, tahayyül, tahassüs, muhâkeme ve azim" şeklinde sıralanan beş meleke,  "kuvve-i hâfıza, kuvve-i muhayyile ve kuvve-i tahassüsiyye" başlıkları altında açıklanır. Hafızanın, ilim ve fende olduğu gibi edebiyat alanında da son derece önemli olduğu dile getirilir. Hâfızanın önce tespit edip sonra hatırladığı anlatılır. Dimağımızdan çıkıp ortaya gelen her şeyin beş duygunun eseri diyen Ali Ekrem, Emile Zola'nın "sanat ve güzellik, tabiatın bir mizaç penceresinden görülmesidir" şeklindeki sözüne atıf yapar.

"Şibh-i hakikat olan fikir" olarak tanımlanan hayal, gerçek değil ama gerçeğe uygun olduğu, yalan olmadığı şeklinde açıklanır.

Ali Ekrem, "tahassüs"ün karşılığını "duymak" olarak verir. Bütün insanlarda bulunan hislerin/duyguların "haz ve vecâ (ağrı, sızı, acı)" ile "safâ ve elem" olarak ikiye ayrılabileceğini söyler. Hissî şairlerin yüreğimize daha çok dokunduğundan söz eder. Duyguların "rikkat, şiddet ve ulviyet" olmak üzere başlıca üç özelliğini örnek şiirlerle anlatır. 

His, hayal ve efkârın edebî eserlerdeki önemi örneklerle izah edilir. Edebiyatın fikir, hayal ve hissiyatı en etkili ve ruhu en cezbedici şekilde sunmak için gereken kurallar bilgisi olmasından ziyade bunların uygulandığı yer olduğu söylenir.

Ali Ekrem, edebiyatta fesahat, belagat ve üslûp konularına değinir. Konuya göre üslûp seçmenin gereğine vurgu yapar. Metinlerden seçtiği hatalı/yanlış cümlelerle konuyu izah ederek bu cümlelerin Türkçede nasıl olması gerektiğini gösterir.

Tâlim-i edebiyata atıfta bulunularak "fesâhat"in üslûp, ifadede doğruluk ve kelimelerde uyumla teşekkül edeceği ifade edilir. İmlâ bozukluğundan şikâyet edilip eskilerin imlâsının daha doğru olduğu söylenir. Arapça ve Farsça kelimelerin imlâsının değiştirilmemesi, Türkçe kelimelerin yazımında da tutarlılık gösterilmesi gerektiği belirtilir.

Yanlış tercümelerle edebî üslûbun bozulduğu söylenip belagatla ilgili kurallara uyulması gerektiği dile getirilir. Yazar, edebiyat hocalarının mana ve söz sanatlarını hafife almalarını ve üslûp konusunun lüzumsuz bulunarak nazariyat kitaplarının sonuna konulmasını eleştirir. Üslûp konusunun iyi bilinmesi gerektiğini ifade eder.

Sanatçının hedefi misl-i evvelîn denilen ilk örneğe yaklaşmaktır

Dördüncü başlığı oluşturan ve kitaba ismini veren "Mesâlik-i Edebiyye" asıl bölümdür. Bu bölüm de kendi içinde, "Klasik Edebiyat" (Ali Ekrem'in deyimiyle Tasnifiyyûn, Edebiyât-ı Tasnifiyye) ve "Tasavvufî Edebiyat" (Edebiyât-ı Sufiyye, Mutasavvıfe) olmak üzere iki alt bölüme ayrılmıştır. Yazar, klasik edebiyatı anlamak için Eflatun'un sanat nazariyesini öğrenmek gerektiğini belirtip konu hakkında açıklayıcı bilgiler sunar. Mutlak güzellik bahsine yer verir. Sanatçının "misl-i evvelîn" denilen ilk örneğe ne kadar yaklaşırsa o kadar başarılı eser vereceğini ifade eder. Klasik edebiyata etki eden unsurları dokuz ana alt başlığa ayırır. Bunlardan ilk üçü olan Kur'ân ve hadis, ulûm ve fünûn ile felsefe ve vahdet-i vücûd başlıkları hakkında örneklere dayalı bilgiler sunar.

Ali Ekrem, öğrencinin edebiyatla alâkalı diğer disiplinler hakkında da bir miktar bilgi sahibi olması gerektiğini, aksi takdirde edebiyattan yeterince zevk alamayacağını ifade eder. 

Yazar, vahdet-i vücûd felsefesini Batı (Spinoza) ve Doğu (İbn Arabî, Cürcanî) kaynaklarından derlediği bilgilerle izah eder. Tasavvufî şiirlerin anlaşılabilmesi için vahdet-i vücudun anlaşılması gerektiği üzerinde durur. Asıl amacının tasavvufu değil, tasavvufun edebiyatta olan tesirlerini öğretmek olduğunu vurgular.

Ali Ekrem "velâyet, kutbiyyet, tarikat, şeyhlik, mürîdlik" gibi sûfîlerin önemli tabirlerinden bahseder.  Felsefenin edebiyatta yansımaları görülen cüz-i lâ-yetecezzâ, heyûlâ, sûret, lâ-halâ ve melâ, anâsır-ı erbaa, küllî ve cüz', hudûs ve kıdem, cevher ve araz, vahdet ve kesret gibi temel kavramları izah eder. Tasavvufun temel kavramlarını açıkladıktan sonra, edebiyatta geçen veya edebiyata etki eden 108 tasavvufî kavramın anlamını sıralar.

Klasik şiirlerden örnekler de var

Eserde teorik bilgilerin anlatımından sonra, Fuzûlî, Osman Şems ve Arpaeminizâde Sâmî'ye ait sırasıyla matlalarını verdiğimiz, üç şiir tasavvufî terminolojiye göre yorumlanarak konu örneklendirilmiş olur:

Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânânına

Meyl-i cânân etmesin her kim ki kıymaz cânına

*

Düşeli zülf-i hamından dile sevdâ sevdâ

Gezeriz kûh-ı cünûnu diyü Leylâ Leylâ

*

Dâmân-gîr olur müjeler çeşm-i hasrete

Azm eyleyince merhale-i hâb-ı râhate

Metin Şerhine Giriş, Fuzûlî, Nâbî, Nef’î, Şeyh Gâlib, Ziya Paşa ve Tevfik Fikret gibi çok sayıda şairden verilen örnek şiirle, edebiyatın her alanına özellikle de klasik Türk edebiyatı ve tasavvuf edebiyatına ilgi duyan ve konunun öğretimiyle uğraşanlar için önemli bir başvuru kaynağıdır.

Eserin sonraki basımlarında özel isim ve kavramların yer alacağı bir dizinin eklenmesinin okuyucunun yararına olacağını düşünüyorum.

Ali Ekrem Bolayır’ın bu önemli eserini hazırlayıp edebiyat araştırmacıları, öğrencileri ve edebiyatseverlerin istifadesine sunan değerli meslektaşım Doç. Dr. Halil Çeltik’i tebrik eder, daha nice eserde imzasını görmeyi içtenlikle dilerim.

Ali Ekrem Bolayır, Metin Şerhine Giriş.

Prof. Dr. Kaplan Üstüner

Yayın Tarihi: 29 Temmuz 2022 Cuma 10:00 Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2022, 10:42
YORUM EKLE

banner19

banner36