Kitaplarla konuşurken buldum kendimi

2018 yılında okuduğu kitapları sorduğumuzda “Kitap dünyası apayrı bir dünya. Yaşadığımız hayatın ötesine çıkarıyor insanı. Orada kurulmuş bir hayatı yaşatıyor size.” diyor Dünyabizim yazarlarından Recep Şükrü Güngör ve ekliyor: “Okumaktan mana insan olmaktır.”

Kitaplarla konuşurken buldum kendimi

2018 yılında kitaplarla konuşurken sizleri düşündüğüm oldu. Bu kitaplardan sizin de haberiniz olmalı dediklerimi Dünyabizim için kaleme aldım, içeriklerinden bir miktar söz ettim. Makale yazarken, sempozyumlara bildiri hazırlarken okuduklarım oldu. Onlar bende saklı. Romanlar, öyküler, şiirler, araştırmalar ve denemeler arasında dolaşmak ilginç bir tat verdi. Kitap dünyası apayrı bir dünya. Yaşadığımız hayatın ötesine çıkarıyor insanı. Orada kurulmuş bir hayatı yaşatıyor size. Bu yüzden kitapların sunduğu dünya, daha steril bir dünya. Yazarlarla konuşmak istiyorsanız kitaplarını okumalısınız. Hele de hayatta olmayan bir yazarla konuşmak istiyorsanız işte size bir imkân. Hayatta olmayan bir insanla konuşma imkânınız normal şartlarda mümkün değil ama kitaplar vasıtası ile yazarlarıyla konuşma, hasbihal etme, yolculuğa çıkma imkânınız var. Okumanın insan zihninde böyle birçok olayla yaşama imkânı açtığını görüyoruz. Ben de bu yıl hangi yazarlarla yolculuğa çıktım, hangisi ile ne onuştum, bir nebze sizlerle paylaşmak istedim.

Yılın son gününde Süleyman Yılmaz’ın Köpeklerin Kalbi’ni okudum. Kurgusallığı belli olan şiirlerden oluşuyordu. İmgeler, fikri derinlikler ve şiirin yüksek anlam tabakasında dolaştım.

Osman Çeviksoy’un Bebiha romanı beni dağ köyleriyle şehirler arasında dolaşan bir gencin peşine takmıştı.

Ahmet Karacan’ın Liman Şehrinin Uzun Hikayesi, Güneydoğu ile Karadeniz arasında aşk yolculuğuna çıkan bir gencin hikayesiydi.

Nusret Şan’ın Sen Gittin Ben Bittim romanı biyografik bir romandı. Yazarın evliliği, öğrenciliği ve ilk gençliğini konu ediliyordu.

Lloyd George’un I. Dünya Savaşı Anıları’nı okurken hayretten hayrete düştüm. Dünyada görünenler ile olanlar arasında çok fark olduğunu gördüm.

Kuddusilik Sempozyumu’na hazırlanırken Maraşi-zade Ahmed Kuddusi Risaleleri’ni, Divanı’nı, Hazinetü’l-Esrar ve Ganimetü’l-Ebrar’ını okudum. Kuddusi’yi daha önce okumadığıma hayıflandım.

Model İnsan Sempozyumu’na hazırlanırken Hz. Ali Cenkleri’ni okudum. Cenkleri her yazarın birkaç senede bir okuması gerektiği kanaatine vardım. Kullanılan dil, kurgu ve hayal zenginliği muhteşem.

Mustafa Kutlu üstadımdan Sevincini Bulmak ve Hayat Güzeldir kitaplarını okurken Kutlu üstadımız artık hikaye yerine bu tür eserler yazmalı düşüncesini dile getirdim kendi kendime. Ayrıca Kutlu üstadımızın anılarını, günlüklerini merak ettiğimizi de dile getirelim. Kutlu ağabeyden anılarını odasında dinledik. Hemen her uğrayan bir anısını dinlemiştir. Onların yazılı hale gelmesi ne güzel olurdu.   

Tayyip Atmaca’nın Ucu Yanık Mektuplar kitabında şair duyarlığını gördüm. Atmaca üstadımızın kitaplarını topluca baştan sona okumak ve onun zihin dünyasını irdelemek aslında akademik bir çalışmayı gerektirir. Onun eserlerini, şiirlerini lisansüstü bir çalışmada ele almak gerekir diye düşünüyorum.

Akif Emre’nin Müstağrip Aydınlar Yüzyılı kitabını okurken yaşadığımız kıtanın bulunduğu konumu fark ettim ve aydın sıfatı taşıdığına inananların bu kitabı okuması gerektiğini düşündüm. Akif Emre’yi hayatta iken keşke tanısaydım; ona dost, arkadaş olmak isterdim.

Fikri Kula’nın Mekana Sinen Ruh kitabında Sezai Karakoç’un coğrafyasını gözden geçirdim. Karakoç, İslam şehirlerini kendi doğal mekanı görmektedir. Bunu anlamak, fark etmek ve ona göre şekil almak gerekiyor. 

Hüseyin Su’nun Entelektüel Öfke kitabında Nuri Pakdil’in Müslüman duruşuna şahit oldum. Pakdil gibi keskin bir yaşama biçimi elde edebilir miyiz, bunu düşünmek gerek.

Hüseyin Su’nun Takvim Yırtıkları kitabında Nuri Pakdil’in özeline şahit oldum ve çok şaşırdığım cümleleri şu gözlerimle gördüm.

Hüseyin Su’nun İçkanama kitabında öykülerle hayata ayna tutmayı gördüm. Hüseyin Su, ne yazsa belli bir niteliğin üstünde yazıyor. Bu sebeple Su ağabeyimiz yazmalı biz de okumalıyız.

Kamil Uğurlu’nun Kahramanmaraş Şehrengizi kitabında Maraş’ın tarihine, kültürüne bir yolculuk yaptım. Konya’da yaşayan bir muhteremin Maraş’ı sevmesi ve oradan bakarak Maraş’ı yazması takdire şayan bir durum. Bizim Maraş’ta yaşayarak Maraş’ı yazmamamız da ayrı bir vaka.

Seçkin Gündüz’ün Kadın Maganda kitabında çocuksu bir oyunun peşine takılıp öykümü aradım.

Mistik Fısıltılar kitabında Mehtap Altan, hayatın yaşanması gerektiği vurgusunu bize ulaştırdı.

Sevra Fırıncıoğulları’nın Modern Çağın Vicdanı Kafka kitabında Kafka’yı yazmaya sürükleyen acı hayatını gözlemledim.

Serpil Tuncer’in Kuşları Uğurlama Sanatı’nda derinlikli öyküleri ve dil işçiliğini gördüm.

Şeref Yılmaz’ın Türkçenin Huzurunda kitabında dil bilincinin ne kadar önemli olduğu vurgusunu fark ettim.   

Emrah Bilge Merdivan’ın Cam Duvarlar kitabında tebessüm ettiren öykülerin peşine takılıp hayatın tadını çıkarmayı öğrendim.

Pakistan Hindistan Öyküleri kitabında aynı kıtada yaşadığımız yazarlarla aynı hayatı gözlemlediğimizi fark ettim.

Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediye’sinde Peygamberimizi hayranlıkla anlatan bir aşığın sevgisini okudum.

Amil Çelebioğlu’nun Türk Mesnevi Edebiyatı’nda mesnevi türünün izinden gidip o alanda yazılan eserlerin bir dönemde halkın roman ihtiyacını karşıladığını gördüm.

Alim Kahraman’ın Yazarak Yaşamak kitabında yazarlığın sırlarını gördüm.

Cemal Şakar’ın Adı Leyla Olsun kitabında deneysel öykülerin peşine takıldım.

Fatma Türkdoğan’ın Kybele’nin Varisleri kitabında ilginç öykülerin izini sürdüm.

Necip Tosun’un Öyküyü Sanat Yapanlar kitabıyla büyük yazarların yazarlık serüvenlerini gözlemledim.

Senem Gezeroğlu’nun Unuttum Yalnız kitabında nitelikli öykülerle karşılaştım.

Vildan Serdaroğlu Coşkun tarafından hazırlanan Zatî Divanına Göre 16. Yüzyılda Sosyal Hayat kitabında Zati’nin bütün gazellerinin ele alındığını ve her gazelde geçen sosyal hayat unsurlarının incelendiğini, şerh edildiğini gördüm.

Azerbaycan Bilgeleri kitabında çocuklara model olacak insanların anlatıldığını gördüm.

İstanbul’dan Bağdat’a Bir Anadolu ve Ortadoğu Seyahati 1892 kitabında Osmanlı’nın son dönemlerinde Anadolu ve Bağdat civarının durumunu gözlemleyen bir seyyahın mektuplarıyla izlenimlerini ele aldığını gördüm.

Erdem Demirkol tarafından kaleme alınan Kudüs ve II. Abdulhamid kitabıyla Kudüs’ün asla vazgeçmeyeceğimiz bir yer olduğu düşüncesi pekişti.

Sağ Yanımda Aşk kitabıyla Gülcan Tezcan’ın bazı meşhurların aşklarını ele aldığını ve hayatlarının mücadele ile geçtiğini anlattı.

Kitapla yaşanan günlerden size bir damla sundum. Her gün bir kitap okuyan adamlarla tanışmak istiyorsanız her gün bir kitap okumalısınız. Okumadan geçen gününüz sizi ancak susuz yollara sürükler. Hayat gaileniz olacaktır elbette ama bu gaile içinde günlük okuma süreniz ve listeniz olmalıdır. Dergiler, kitaplar ve gazeteler… Gitmeniz gereken filmler, tiyatrolar da olmalı. 2019’da da anlamlı kitaplar okuyarak gün geçirmek isterim. Yayıncılarımız bizlere ne sürprizler hazırlıyordur şimdi? Onları heyecanla bekliyorum. Okumaktan mana insan olmaktır. İnsan olabiliyorsak, kalabiliyorsak bunların bir anlamı var. Yoksa boş bir sandalda sallanmaktan başka bir şey değil yaşamak.

Recep Şükrü Güngör kimdir?

1971’de Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla okudu. 1996’nın Ağustos ayında öğretmenliğe başladı. K. Maraş, İstanbul, Sakarya, Batman’da edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 2013 Eylül’ünde öğretmenlikten ayrıldı.

2012’de Türk İslam Edebiyatı bilim dalında Senih-i Mevlevinin kayıp şiir defterini bulup onunla ilgili tez hazırlayarak yüksek lisansını tamamladı. 2017’de Türk İslam Edebiyatı Bilim dalında Bağdatlı Hüseyin Murtaza Efendi’nin Tezkire-i Evliya-i Bağdat isimli eserini üzerine tez hazırlayarak doktor unvanını aldı.

Martı edebiyat seçkisi (1995-1998) ve Yitik Düşler (2001- 2004) dergilerini çıkaran kadro içinde yer aldı. Eylül, Araba Sevdası, Hüseyin Fellah, Cezmi gibi birçok romanı yayına hazırladı. Öyküleri; Hece Öykü, Martı, İnsan Saati, Yalnızardıç, Yitik Düşler, Sühan, Kaşgar, Yedi İklim, Dergi, Ardıç, Tasfiye, Değirmen, Temrin, Serancam, Aşkın E Hali, Türk Edebiyatı, Mahur Beste, Sin Edebiyat, Aşkar dergilerinde yayımlandı. Dünyabizim.com sitesinde öykü eleştirileri, öykü gündemi, öykücüler hakkında yazılar yazdı.

Edebiyat hayatına K. Maraş’ta çıkarılan Tarihi Uzunoluk dergisinde yayınlanan “Münbit Şehir” adlı yazısıyla başladı. Yazarlık kurslarında “Öykü Yazma Teknikleri ve Bizim Öykümüz” konulu dersler verdi. “Edebiyat Ne işe Yarar” konulu seminerler verdi. Türkiye Yazarlar Birliği Sakarya Şubesi’nde “Sait Faik” konulu seminer verdi. Sapanca Sanat Atölyesinde “Öykü Yazmak” konulu seminer verdi.  “Tavukçunun Ölümü” adlı öyküsüyle “Radyo Hayat 2005 Öykü Ödülü”nü kazandı. 2007 Tüyap Kitap Fuarının Akdeniz teması dolayısıyla “Edebiyatta Akdeniz” başlıklı bildiri sundu. Birçok şehirde Edebiyatın Dönüştürme Gücü” konulu seminer verdi. Yazı hayatı, öykü, roman ve düşünce yazıları ile sürüyor.

Eserleri

Öykü:

Yüreğimin Mevsimi (2001)

Kuruluş/Kurtuluş-piyes (2001)

Hüsn ile Aşk (2003)

Âdem ile Havva (2005)

Yas Ayini (2005)

Can Ağrısı (2007)

Kayıp Ruhlar Kıraathanesi (2010)

Memleket Meselesi (2012)

Kayıp Kahramanlar (2017)

Derleme: Çağdaş Yazarlarımızdan Hikayeler (2012)

Roman: Yüksek Uçuş (2014)

Çocuk kitapları:

Gök Maceramız (2013)

Evimizin Direği Babam - anı (2013)

Dağlar Hey - deneme (2014)

Kırmızı Şapkalılar (2018)

Akademik Çalışmaları:

Senih-İ Mevlevi Yayınlanmamış El Yazması Şiirleri (2012)

Nazmî-Zâde Hüseyin Murtazâ’nın Tezkire-i Evliyâ-i Bağdâd İsimli Eseri (2017)

Güncelleme Tarihi: 15 Ocak 2019, 17:04
YORUM EKLE

banner19

banner13