banner17

Kitap taşıdı, canından oldu!

Mostar Dergisi kapağına 'Kitap, Pazarla Değer Arasında' başlıklı bir dosyayı çekmiş. Birbirinden önemli isimler yazıları ve görüşleriyle meseleye farklı açılardan bakmış. Mostar, yeni sayısında yine dopdolu!

Kitap taşıdı, canından oldu!

Derginin 2009-Kasım sayısının kapak dosyasında yazısı bulunan ilk isim Alper Çeker. Çeker, “Kitap nedir?” başlığını uygun gördüğü yazısına, kitabın herkes tarafından kabul görmüş anlamının dışında bir anlama sahip olduğuna dikkati çekerek başlıyor. Kuran-ı Kerim’in “Oku” emrinden sözü alarak, kitap diye ortada ifade edilen bir “şey” olmamasına rağmen neyin okunacağını sorguluyor. Madem ortada böyle bir karmaşa var, o zaman kitap denen nesne farklı, başka anlamlar içeren bir gizdir demeye getiriyor.

Mostar Dergisi“Henüz kitaplaşmamış bir metnin kendinden ‘kitap’ diye bahsetmesi, ‘kitap’ ve onunla ilgili sözcüklerin (okumak vs.), sandığımız anlamların dışında kullanıldığını gösterir.” sözleriyle başlangıçta açtığı bahsi destekliyor.

Halveti-Uşşaki tasavvufi geleneğin bugünkü temsilcilerinden Necdet Ardıç’ın Vah’y ve Cebrail adlı kitabına gönderme yapan Çeker, onun şu önemli tespitini de yazısına taşıyor: “Rasulüllah okuması için, eline bir ‘metin’, okunacak bir şey de verilmediği halde niye ‘Oku’ hitabına muhatap olmuştur?”

Heidegger’in “Kitap nedir?” sorusunu buraya kadar söylediklerinin doğrultusunda “Kitap kimdir?” diye değiştiriyor. Bunun ardından gelen paragrafta ilginç bir hadiseden bahsediyor. “Allah, varlık kitabının okunmasını istemiş; buna karşılık bu muazzam teşbihin zamanla anlam kaymasına uğraması sonucu, kelamcılar Hira dağındaki mağarada parşömen aramaya başlamışlardır.”

Gazali’nin ders notlarıyla ilgili bir kıssaya da bu yazıda tanıklık edebiliyorsunuz. Kıssayı uzun uzadıya buraya alıntılamaktansa bu kıssanın hülasası olarak şunu söyleyebiliriz ki, kitap bilgi yayma aracı değil “ehil olan birkaç kişi arasında paylaşılmak ve içeriğini gelecek kuşaklar için saklamak” amacıyla hayata getirilen bir şeydir.

 

Kitap taşımak insanı neden canından eder?

Yazıda kitabın çoğaltılmasının geleneksel toplumlardaki anlamı üzerinde de duruluyor. Bir kitabın çoğaltılıp yaygınlaştırılması yazarını tehlikeye atacak, canından edecek kadar tehlikeliymiş. Bu mesele hakkında bir örnek de veriyor Alper Çeker. Cavidanname’nin bir nüshasıyla 15. asırda yakalanmak insanı canından edebilirmiş.

Yazısının ilerleyen kısımlarında matbaanın seri üretimive bu seri üretimin Batı ve Doğu toplumlarındaki yansımalarına yer veriyor yazar. Kâğıt ve baskı tekniği Doğu’da 8. asırdan bu yana kullanılırmış. Fakat şairler şiirlerini raviler aracıyla yayarlarmış. Doğu toplumlarında yazı türü olarak ekseriyetle şiir olduğunu hatırlarsak bütün yazı âlemi sözle çoğalıyormuş.

Avrupa’da ise 12. asra kadar kitaplar manastırlarda üretilirmiş. Kitabın çoğaltılması meselesi üzerinde sıkça duran Alper Çeker, seri üretimin, kitabın ticari bir meta haline getirilmesinin eleştirisini yapmaktan çekinmiyor. “Seri üretim kavramı biz Doğuluların geleneksel kültürüne aykırıdır.” diyor.

Avrupalıların seri üretimle sadece kitabı öldürdüklerini söylemiyor Çeker. Doğu’da kitabın çevresinde hayat bulan sanatların da Batı tarafından alınarak maceralarına son verildiğinden dem vuruyor. Mesela ebru sanatı. Avrupalı seyyahlar seyahatlerinde ebruyu keşfettiler. Avrupa’da başlattıkları seri üretime ebruyu da kattılar. Çeker’e göre Batılılar bunu yaparak ebruyu ucuz ve kolay erişilir bir hale getirdiler. Ebru sanat olmaktan çıktı. Çünkü “Her ebru eşsizdir, bir ebrudan ikinci defa yapılamaz. Oysa seri üretimlerin hepsi birbirinin aynıdır.”

 Alper Çeker yazısında Osmanlı’ya geç gelen matbaa tartışmalarına da değiniyor. Çeşitli yazarları kendine referans göstererek bu tartışmanın derununa iniyor.

Yazının en ses getiren tarafı ise ticari bir meta olarak kitabın anlatıldığı kısımlarda saklı. “Ekonomi dergilerine konu olan çok satan kitaplar” ifadesi oldukça çarpıcı. Çok satan kitap Çeker’e göre bir yazarın dehasıyla değil bir ekip işiyle ortaya çıkıyor. Peki, bu nasıl bir ekip? Alper Çeker özelliklerini tek tek sıralıyor bu ekibin. Öncelikle bunlar halk arasında hangi konun popüler olduğunu belirlerler. Bunlarla ilgili malzeme toplarlar. Bu malzemeyi bir kurguyla harmanlarlar.

Bu kitapların sayfa sayılarının ve kapak tarzlarının dağıtımcının taleplerine göre belirlenmesine ne demeli. Ve sonuç! Çok satacak bir kitabın yazarı “çirkin” ve “bakımsız” olamaz…

 

Ahmet Murat
Ahmet Murat

Şiir kitapları. Ne olacak sizin bu haliniz?

Baskı teknikleri üzerine de bir değini bulunuyor yazıda. Kısa bir zaman önceye kadar kullanılan tek baskı tekniği bir kitabı en az 1000 basmanızı mecburi kılıyordu. Fakat yeni zamanlarda –teknik yetersizlikleri olsa da- kullanılan dijital baskı tekniğiyle bir dosyayı tek bir adet bile bastırabiliyorsunuz. Alper Çeker, yazımızın başında da anlatmaya çalıştığımız gibi bu teknikler sayesinde kitabın geleneksel anlamına yeniden kavuşabileceğini düşünüyor. Yayılmak için değil, bilgiyi muhafaza etmek ve faydalı olmak için kitap.

Ve acı bir itiraf. Belki bir sitemdir. “Gelecekte dijital baskı tekniği, özellikle şiir kitapları açısından bir çıkış yolu olacak gibi duruyor.”

Mostar’ın bu dosyasında yer alan isimlerden biri de şair Ahmet Murat. Murat da, akademik camianın bir zorunluluktan ve akademik kaygılardan ötürü nasıl ve neden kitap bastığını anlatıyor. Bu kitapların birçoğunun içinin kof olduğunu düşünüyor. Akademik camiayı sorgulayan, okurda da yeni fikir açılımları sağlayan bu yazı da oldukça önemli. Dosyanın diğer yazarları ise meşhur sahaflarımızdan E.Nedret İşli ve Mehmet Lütfi Şen. Kapak dosyasına paralel olarak İbrahim Baran’ın Hilmi Yavuz’la yaptığı söyleşiyi görebilirsiniz.

İyi okumalar!

 

Murat Ergün tavsiye etti…

Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2009, 08:24
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
...
... - 9 yıl Önce

''en sevgiliden gelen mektup, reklamı bile yabana atamam''

banner19

banner13

banner20