banner17

Kitap okumak hastalık mı?

İnsan okudukça, bildikçe canı daha çok sıkılır. Kalp ağrıları artar. Yaşanan kötülükler, zulümler karşısındaki çaresizlik deliye döndürür sizi. Okuduğunuz her kitap yeni bir kapı aralar, pencere açar önünüze. Hayrettin Durmuş yazdı.

Kitap okumak hastalık mı?

İnsan niçin kitap okur? Kitap okumak bir hastalık mıdır? Okur illetli midir? Okumaya nereden başlamalı, nasıl okumalıdır? Okumasak olmaz mı? Ömründe hiç kitap okumayan bir kimse çok şey mi kaybetmiştir? Şart mıdır herkesin klasik eserleri okuması? Tavan arasında ömür tüketmek niye? Ellerinizi niçin çekemezsiniz kitap dolu bir raftan? Divanın üstünde, döşemenin altında aradığınız ne? Satır aralarına ne gizlenebilir ki? Ne okuyacağını, ne zaman okuyacağını bilmek kadar nerede duracağını bilmek de önemli değil mi? Zihninizi kurcalayan bu soruların cevabını yine bir kitap veriyor; Mikita Brottman’ın Okuma İlleti.[1]

“Okumak ya da okumayı sürdürmek zorundaysanız, bunu düşünerek, özenle ve ayrım gözeterek yapmanız gerektiğini ileri süreceğim. Önyargılarınıza teslim olmayın; kitapları ‘sizin için iyi’ oldukları için zorunluluk hissederek okumayın; kendinizi tutamadığınız için okuyun yalnızca.”[2] uyarısıyla başlıyor kitap.

İnsan okudukça, bildikçe canı daha çok sıkılır. Kalp ağrıları artar. Yaşanan kötülükler, zulümler karşısındaki çaresizlik deliye döndürür sizi. Okuduğunuz her kitap yeni bir kapı aralar, pencere açar önünüze. Olaylara o kadar farklı açılardan bakarsınız ki bazen kafanız dağılsın istersiniz. “Âlimin bir kusuru bağışlanana kadar cahilin yetmiş kusuru bağışlanır” hikmetli sözünü daha iyi kavrarsınız. Okumak bir bakıma dünyanın kahrını çekmek, hayatı başkaları için yaşamaktır. Oysa bir ev, bir araba, çoluk çocuk, hele bir de düzenli gelir, garanti işi varsa insanın, kimseyi de umursamazsanız yaşamak ne kadar da kolaydır. Fasit bir dairenin içinde döner durursunuz farkında olmadan ama mutlusunuzdur. Dünya yansa umurunuzda olmaz. Bir kere yakalandınız mı kitap okuma hastalığına her şeyden sorumlu sayarsınız kendinizi. Böyle hastalığa can kurban mı demeli, bu hastalıktan kurtulmanın yollarını mı aramalı? İşte buna sizin vicdanınız karar verecek.

Kitap delisi insanlarla hayatı bölüşmek

Kitap okurken gözünüzden yaşlar akar kimi zaman. Rahat değildir içiniz. Tahammül edemezsiniz haksızlığa. Sözgelimi Suç ve Ceza’yı okuyorsunuz Dostoyevski’den. Atın sahibi kırbacını şaklatıp döverken atını, kamçının önüne atlayan Raskolnikov değildir, siz atlarsınız kamçının önüne. Cengiz Aytmatov’sa okuduğunuz sopayı Duyşen Öğretmen değil, siz yersiniz… Okumanın böyle bir bedeli vardır yani… Bu yüzden olmalı ki Mikita Brottman “Bazı insanlar kurgusal karakterlerle düzenli olarak arkadaşlık yaparlar ve hatta onlara âşık olurlar.”[3] der.

Kitap okuma delisi diyebileceğimiz insanlar sadece kendini mi üzer zannediyorsunuz? Bakınız yazarımız ne diyor: “Kitap delisi arzularına gem vurmazsa, kendi yaşamının yanında sevdiklerininkini de mahvedebilir. Kitaplarına çoğunlukla kendi sağlığından daha fazla ilgi gösterir.”[4] Kitap delisi insanlarla hayatı bölüşmek zannedildiği gibi kolay değildir sizin anlayacağınız.

“Her insan bir dünyadır” denir. Kimi okur, kimi okumaz. Kimisi roman sever, kimisi hikâye. Bazı insanlar kitabı okumak yerine filmini seyretmeyi yeğler. Edebi eserler içinde galiba en az okunanı şiir kitaplarıdır. Başımız dara düştüğünde, bunaldığımızda imdadımıza yetişir şiir, bir iki mısra olsun mırıldanırız kendi kendimize. Sevdiğimize bir kez olsun şiir okumak isteriz. Neşeli anlarımızda da yanımızdadır şiir mutluluğumuzu bölüşmek için. Bir ilan, davetiye metni yazacaksak çarpıcı bir dörtlük almak isteriz oraya. İçimizden geçenleri, ifade edemediğimiz duyguları, derdimizi, davamızı şiirle anlatırız da hep, ne gariptir ki iş şiir kitabı almaya, okumaya gelince mesafeli dururuz. Bunun birçok sebebi var…

Yeniden okumayı hak eden kitaplar

Okuma İlleti kitabının yazarı da bu konuya dikkat çekerek şöyle diyor: “Şiirden hoşlanmıyor musunuz? Bunu kabul etmekten utanmayın çünkü yalnız değilsiniz. Bazen, şiir okuyanların yalnızca onları yazanlar olduğunu düşünür insan. Elbette bunda şiirin bir kusuru yok. İşinize yaradığında, gerçekten anladığınız bir şey bulduğunuzda olağanüstü anlamlı olabilir ama o zaman bile,… kendinizi düşünceli ve yalnız hissettiğiniz özel ve mahrem anlar için saklanır… Şiir okuma konusunda iki kişisel kuralım vardır. Birincisi ne kadar kısa olursa o kadar iyidir. İkincisi uyaklı olmasını tercih ederim.”[5]

Bir başka meseleye daha el atıyor yazar. Her ciddi okuyucunun içinde çoğu zaman şöyle bir duygu uyanır. “Ah keşke zaman bulabilsem de gençlik yıllarımda okuduğum bazı kitapları bugünkü duygularım ve birikimimle yeniden okusam.” Haksız değiliz. Öyle kitaplar var ki yeniden okunmayı hak ediyorlar. Yazarımız “Bir çocuk olarak okuduğunuz kitapları yetişkin gözüyle ikinci kere okuyun. Moby Dick, Alice Harikalar Diyarında ve Edgar Allan Poe’nun yazdıkları mesela” diyor. Siz de kendi önceliğinize göre bir liste hazırlayın yeniden okumak için, vakit geç olmadan…

Kitabın sonunda “Edebiyat kendi benliğinizle ilgili algınızı yeniden düşünmenize ve şekillendirmenize, kendi hikâyenizi yeniden yazmanıza ve davranışlarınızın moral ve etik sonuçları hakkında daha derin düşünmenize yardımcı olabilir”[6] hükmü yer alıyor.

Ne dersiniz? Kitap okuma hastalığına yakalanmaya, kendi hikâyenizle yüzleşmeye hazır mısınız?

Hayrettin Durmuş

 

[1] Mikita Brottman, Okuma İlleti, Palamo Yayınevi, 2014, İstanbul.

[2] a.g.e. s. 27

[3] a.g.e. s. 69

[4] a.g.e. s. 58

[5] a.g.e. s. 99

[6] a.g.e. s.226

Güncelleme Tarihi: 28 Şubat 2019, 12:23
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20