Kitabın Üç Düşmanı: Su, Ateş ve Kadın

Sahhaf İsmail Özdoğan ve dolayısıyla Enderun Kitabevi’nden hatıralar çeşitli meclislerde anılır, özlemle yâd edilir. İsmail Güleç de, evvelden çırak olarak çalıştığı Enderun Kitabevi’nin sahibi İsmail Özdoğan ile birçok kez görüşmüş ve ortaya 'Dem Bu Dem Demlen Bu Demden' kitabı çıkmış. M. Murtaza Özeren yazdı.

Kitabın Üç Düşmanı: Su, Ateş ve Kadın

Gel nasîb al Enderun’dan dem be dem

Fırsatı fevt etme cânım dem bu dem

    Sohbet-i yârânı dinle âkil ol

    Ârif isen çekme dergâhtan kadem

Zevk-i irfân âdem eyler âdemi

Sadr-ı âlem olsa nâdânı nidem

    Enderûn sahhâf-ı İsmâil Bey’in

    Gıpta eyler meclisine câm-ı Cem

İçmek istersen çayın alâsını

Dem be dem demlen bu demden dem bu dem

Bu şiir Mahmut Kaya Hoca tarafından Enderun Kitabevi için yazılmış. 5 Eylül, Enderun gibi bir mektebin önde gelen banilerinden İsmail Özdoğan’ın vefat yıldönümü. Bu vesile ile kendisinin hatıralarını ihtiva eden yeni bir kitaptan bahsedelim: Dem Bu Dem Demlen Bu Demden (Pati Kitap).

Sahhaf İsmail Özdoğan ve dolayısıyla Enderun Kitabevi’nden hatıralar çeşitli meclislerde anılır, özlemle yâd edilir. Uzak bir geçmişte kalmıştır artık o sohbetler ve zevat. İşte bahsettiğim kitap bu kelamın bir kısmını yazıya geçirmiş, şükür ki. Kitabı yayına hazırlayan İsmail Güleç. Bir sözlü tarih çalışması bu kitap. Hocası Atilla Şentürk’ün yönlendirmesi ile İsmail Güleç, evvelden çırak olarak çalıştığı Enderun Kitabevi’nin sahibi İsmail Özdoğan ile birçok kere bir araya gelerek kendisini dinlemiş.

Konuşmalar İsmail Bey’in Merzifon’daki hayatının ilk döneminden başlamış ve Enderun’un kuruluşuna kadar getirilmiş. Sonrasında ise çeşitli isimler sorularak Enderun’a geliş gidişleri, hatıraları zikredilmiş.

Kitabın üç düşmanı: Su, ateş ve kadın

Aslına bakılırsa kitap hacimce oldukça küçük (182 sayfa). İsmail Güleç de ses kayıtları yazıya çevrilmeden önce hacimli bir kitap olacağını düşünmekte imiş. Fakat bu konuşmalarda zikredilen bazı hususların aktarılması halinde hukuki sonuçların doğması, dedikoduya kaçılması ihtimali dolayısıyla birçok kısım kitaba alınmamış. Ancak yine de oldukça hoş anekdotlar sunan bir eser ortaya çıkmış.

Kimler yok ki eserde ve bittabi Enderun’da! Şinasi Tekin’den Halil İnalcık’a, Abdülbaki Gölpınarlı’dan Mehmet Çavuşoğlu’na, Ali Yakup Cenkçiler’den Cemil Meriç’e… Tam anlamıyla bir mektep. Kitaptan sadece tek bir noktayı buraya alacağım çünkü bir içim su misali bu kitabın büyüsünü bozmak istemem:

İsmail Özdoğan kitabın üç düşmanı olduğundan bahsediyor: Su, ateş ve kadın. Hayatında kitabı seven üç kadın gördüğünü söylüyor. Kendi karısı da kitaptan hiç hazzetmezmiş. Bunun, hanımların kitap bakımını zor addettiklerinden kaynaklandığını söylüyor İsmail Bey. Bu üç hanım ise, Fevziye Abdullah Tansel, Ümit Meriç ve bir de adını hatırlayamadığı bir rejisörün eşi imiş. Hele Fevziye Abdullah Tansel’in kitap ve çalışma sevgisinden hayretle bahsediyor. Nitekim kendisini Enderun’daki kitaplar kesmezmiş de kitabevinin deposuna gidip çalışırmış.

Enderunîler hâlâ aramızda

Aslına bakılırsa bu kitabın en az beş misli kalınlıkta bir kitabın ortaya çıkması gayet mümkün. Çünkü on yıllar boyu buranın eşiğini aşındırmış yüzlerce hoca, talebe mevcut. Yani Enderunîler hâlâ aramızda. Belki de artık bunun bilincinde olmalı ve bu şanslı kimselerden birine rastladığımızda hemen hatıralarını bize açmasını istemeliyiz.

İsmail Özdoğan vesilesi ile kaleme aldığımız yazımızı başladığımız gibi yine bir şiir ile sonlandıralım. Bu şiir İsmail Özdoğan’ın “Fatih Sultan Mehmed Han’ın Ruhâniyyetine Arz-ı Hâl”i:

Affet bizi sultânım, harâb ettik gülzârın

Dinle bizden hezâr mikdâr âh u zârın

         Derdimizi cem etsek boğaza köprü olur

         Kırk dânesi birleşse devâ olmaz nüzzârın

Öyle zorlaştı ki hayat nerdeyse bî-çâreyiz

Üstünden evlâdır altı, İstanbul’da mezarın

         Kulak patlak, burun düştü, boğaz tık-nefes

         On milyonu buldu mikdârı ahâli-i bîzârın

Sanatkâr aç bî-ilaç, esnafın per perişan

Sâbitleri helâk oldu âvâzından seyyârın

         Öyle ucubeler inşâ etdik ki mesken adına

         Saçın başın yolardı eğer görse mimârın

Bir ıstılâh icâd ettik gece konan binaya

Doldurduk İstanbul’un otuz fersah civârın

         Sokaklar geçilmiyor magandadan zontadan

         Bin tanesi bir akçeye satılıyor hıyarın

Sur içine fermânsız girilmezken asrında

Açtık kapıları fink atıyor müptezeli küffârın

         Teb’an çok çekti Bedreddîn ü Nûreddîn’den

Kâfi artık mikdârı şehreminden yediğimiz şamarın

Ayağının tozu olsun Kâtibî ey hünkârım

Himmet et gör hâlini fethettiğin diyârın

Not: Yazar ve kitabı ile yapılmış bir röportaja şuradan erişilebilir.

M. Murtaza Özeren

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2018, 16:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26