Kitaba çağırmak Allah rızasını öncelemektir

Nihat Dağlı, 'İnsanı Kitaba Çağırmak' kitabında insanı bırakmıyor ve sesleniyor insana, en insanca bir sedayla: Kitaba gel! Metin Erol yazdı.

Kitaba çağırmak Allah rızasını öncelemektir

Çağrı; insanın varoluşunun anlamı. Kayboluşun ve kalboluşun manası çağrı. Tüm yaradılmışlar içinde, ins cinsinin muhattabı olan yeğane büyük seda... Bir davet aynı zamanda, bir kurtuluş... Şiirlere ve kitaplara sığmayan, her tanımda daha da eksilen bir kelime... Tanımların tamamlayamadığı bir kelime çağrı.

Ve insanı çağırmak. Tüm çağrıların heyecanla muhattap olmak istediği canlıyı: insanı, çağırmak… Hayatın ve yaradılışın yeğane kaynağı olan insanı çağırmak. Çağrı ile arasında olan tarifsiz bağlantının bir karşılığı olarak insanı çağırmak! İnsanı kendine çağırmak... İnsanı içine çağırmak... İnsanı insana çağırmak..!

Tüm çağrılar yalnız bir çağrı için varolsa, tüm kitaplar yalnız tek bir kitap için yazılsa, tüm insanlık yalnız tek bir insanda sırlansa, tüm zamanlar yalnız bir zamana kendini hazırlasa, tüm düşünceler yalnız bir düş için yaşasa, tüm tümler yalnız bir tek içinde bir olsa da... Nihat Dağlı insanı bırakmıyor ve sesleniyor insana, en insanca bir sedayla... Kitaba gel!

Kitaba yapılan çağrı, mahiyeti kavrandığı zaman aşikar olacaktır ki, bizzatihi insanın özüne yapılan bir çağrısıdır aslında. Nihat Dağlı Sütun Yayınları tarafından yeni baskısı yapılan, “İnsanı Kitaba Çağırmak”isimli kitabında, insanları kendi içlerine çağırıyor. Modern zamanların dalaverelerinden, insanların kendilerini unuturak kayboldukları kendilerinden, kendileri olmadan kendilerini aramalarından, dil insanın evidir sözünün izlerini taşıyarak evine dönmeye çalışan insanlardan, yeni zamanları, yaşanan zamanların kalbi olarak hakikat kılmaktan dem vurarak, insanları kitaba çağırıyor Nihat Dağlı.

Nihat Dağlı ve Cemil Meriç’in sığınağı olarak kitap

Bizatihi tanışık olmakla beraber Nihat Dağlı’nın serüvenine olan şahitliğim, onun ne vakit bir kitabı elime geçse yahut bir konuşmasına katılacak olsam, kafamdan bir film şeridi gibi geçer ve onun sergüzeştini Cemil Meriç’inki ile yanyana getirmeden edemem.

Nihat Dağlı, lise yıllarında çok farklı bir sosyal çevrenin içine dahil olur; ancak kendisinin sahip olduğu kültürel ve geleneksel yapının engellediği dahil olma edimi setlenir ve o an o da artık bir yabancıdır. Yabancı olmak, başlı başına yalnız olmak demektir. Nihat Dağlı’yı, bu yalnızlık bir sığınak aramaya götürür ve kitaplara sığınır. Yıllar sonra Cemil Meriç ile aynı kaderi paylaştığını görecektir Dağlı. “Kitap bir limandı benim için, kitaplarda yaşadım ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap, benim has bahçemdi. Hayat yolculuğumun sınır taşları kitaplardı.” diyen Cemil Meriç’in ruhaniyeti Dağlı’ya da sirayet etmiştir. Ancak Nihat Dağlı kendisi için yaptığı ilk esaslı çağrı olan “kitaba dönmek” çağrısını, bir çok kitapla hemhal olan yazarlardan daha farklı bir limana vardırmıştır. “Kitapla buluşmam, kendimi bilmem adına atılmış bir adım olduğunu itiraf etmem gerekiyordu... Okuduğum kitaplar, beni tek kitap olan Kur’ân-ı Kerîm’i daha iyi anlama ve yaşamaya götürdü. O halde insanı kitaba çağırmak, aynı zamanda Kur’ân’ı daha iyi anlama ve yaşamaya insanları çağırmak demektir. Bütün peygamberler, insanı kitaba çağırmak için gönderilmişlerdir.” diyerek bu farkı ortaya koyar.

“İnsanı kitaba çağırmak”ın gerekliliği olarak modern zamanlar

İçinde yaşadağımız zaman dilimi düşünüldüğünde, insanın kendiliğinden uzaklaştığı ve kendine yabancılaştığı zamanlarda olduğumuzu söylemek hiç de yanlış olmaz. Nihat Dağlı, aslından yukarıda benzerliğini kurduğumuz Cemil Meriç örneğinden bir nebze farklı olarak, burada insanları kitaba kendilerini bulmak için de çağırıyor. Bu, aynı zamanda, bütün peygamberlerin bir nevi gönderiliş sebebi. Bu yönüyle Nihat Dağlı’nın yapmış olduğu çağrı, bir emek olarak düşünüldüğünde, peygamberleri temsil eden bir misyonun zuhuru. Bu sebeple insanı kitaba çağırmak, tüm edimler içinde Allah’ın rızasını öncelemek demektir.

Günübirlik hazların bitmek bilmediği, dünden bugünümüze kalan pek bir şeyin olmadığı, kalbin bir et parçası olarak yalnızca tik tak işleyen bir organ vasfıyla vasıflandırıldığı ve ten merkezli hazlarla çepeçevre kuşatılmış olan insanın, tüm kabul edilmiş yalnızlığına karşı yapıyor Nihat Dağlı bu çağrıyı. Belki de bu kitabın gün yüzüne çıkmasına vesile olduğu için yazılmış olan “Modern Zamanlar” bölümü ve bu bölümün ilk yazısı olan “Yaşanırlığını Yitirmiş Zamanlar” yazısı bilhassa kitabın kalbi. İnsanları kitaba çağıracak olan çağrının bedeni çünkü. Yaşanırlığı yitmiş zamanlar… Kılınan sabah namazlarının ardından derin uykulara yatıldığı zamanlar, öğle namazının öğle yemeğinin tatlısı olarak yenildiği zamanlar, dillerin talk-show saldırısıyla yitirildiği zamanlar, para endeksli ve fuhşa meyilli ve benlik içinde boğulan bir sanatın icra edildiği, minare gölgesinden kaçarak “şey”leşen eğitimin dayatıldığı zamanlar...

Kitabın çağrısı ve insanın cevabı

Tüm bu zamanlara rağmen Nihat Dağlı, umutsuzluğun Müslüman’a haram olduğu desdurundan hareket eder ve bir çağrıda bulunur! İnsanı kitaba çağırır çünkü bu çağrı aynı zamanda İslâm’a olan bir çağrıdır ve Nihat Dağlı şunu bilir ki: “İslâm, çağdaş cahiliyenin içinden de yeni bir insan medeniyeti dokuyacak öze sahiptir. Ona bu imkânı vermek ise, Müslüman’ın aslî görevi.” Bu sebeple böylesi bir sahada kitabın çağırısı, diğer pek çok araçsal çağrının yanında bir başka güzel. Ancak şiirle olan rabıtam gereği olsa gerek, şiirinde kitabın çocuğu olduğunu düşünerek, bu çağrıyı ondan ayırmak istemiyorum. Öyle ki Nihat Dağlı’nın kitabını elime alır almaz kafamda hemen parlayan Turgut Uyar’ın o muhteşem şiiri “Çağrılmış’a” bir kez daha zihnimde şimşeklendi.

Çağrılmış’a

Gökyokuş solan penceresi çağrılmış

Ölmüş ölünce ölü annesi çağrılmış

Öyle ki bir kırgın çocuk gibi Konyalı

Bayramlara hep bayramertesi çağrılmış

Konyalı bir çocuk gibi, Konyalı bir

Ergen gibi, Konyalı bir adam

 

Konyalı bir kocamış gibi kırda

Kendisi konmuş kırda gölgesi çağrılmış

Gölgesi donuk sönük denize uzak

Sanki babası bırakılmış eniştesi çağrılmış

 

Ey solak hendese büyük yılkı

Hazırlan çünkü artık kendisi çağrılmış.”


Nihat Dağlı da, Turgut Uyar’ın durmadan çağırdığı Konyalısı gibi bellemiş kitapları. Gök her ne kadar yokuş olup bizlere pencerelerini kapatsa da, ölümüne anneciğini dahi çağırsa, tüm bayramlara bayramdan sonraları çağrılsa da, tüm bunlara rağmen tam bir adam gibi, son olarak son solakını bırakıyor kitaplara. Nihat Dağlı’nın bu çağrısına insanların cevabı ise, Uyar’ın şiirinin son dizelerindeki hal gibi gülümsüyor. Tüm çağrılanlarımız hazır artık kitaplara koşmaya...

Metin Erol, kitaba çağrılmış talihlilerden olarak yazdı...

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 12:33
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13