Kişi neyi severse onun zikrini çoğaltır

Özellikle birkaç yıldır Niyazi-i Mısrî üzerine yapılan çalışmalar ve yayınlar arttı. Bu yayınlardan birisi de geçtiğimiz günlerde Revak Kitabevi tarafından yapıldı.

Kişi neyi severse onun zikrini çoğaltır

Niyazi-i Mısrî, üzerinde yazmaya ve konuşmaya pek de kimsenin harcı olmadığı bir isim. Yaşadığı dönemlerde tasavvufî düşüncesi, eserleri ve bu düşünceleri karşısında gördüğü muamele, çektiği sıkıntılar ve Limni’de sürgünde iken vefat etmesi onun hayatını ve eserlerini konuşmayı hep akamete uğrattı. Ancak düne nazaran bu tablo değişti, değişmeye devam ediyor.

Mısrî’nin küçük ama ehemmiyeti büyük bir risalesi daha aradan geçen uzun bir zaman diliminden sonra yeniden yayınlandı. Tasavvuf metinleri neşrine yeni bir soluk getiren Revak Kitabevi, yine Dr. Arzu Meral’in imzasıyla Hazretin Vahdetnâme (İst. 2013) isimli eserini okura kazandırmakla bir noktada “vahdet-i vücud” meselesinin anlaşılmasına büyük bir katkı sağlamış oldular. Zira müellifin de ifadesiyle, bu küçük risale vahdet-i vücud meselesine bir önsöz mahiyetinde bir çalışmadır. Neredeyse Niyazi-i Mısrî’nin vasiyet kabilinden sözlerini de yerine getirmiştir mütercim. Ne diyor Hazret: “Beğenilen ve istenilen bu risaleyi ehlinden saklamamak gerekir. ‘Sırları yabancılardan saklayınız.’ derler. Bu sözün gereği yerine getirilmelidir.”Niyazi-i Mısri

Vahdet-i Vücud: Evvel, âhir, zâhir, bâtın O

Hz. Pîr, evvela risalenin herkesin anlayamayacağı gizli manaları olduğunu ifade eder, sonrasında ise fitne koparıcı bir yanı olduğunu söyler. Bu bana bir zamanlar Kitap Postası dergisinde yapılan “Tasavvuf Metinlerinin Neşri İrşad mı İfsad mı?” soruşturmasını hatırlattı. Gizli manaları ancak kendisine hikmetin, hakikatin bilgisi verilenler anlar ancak ya cahiller, ya bilmediğini bilmeyenler… İşte o zaman fitne koparıcı bir duruma düşme riski de bulunmaktadır. Öyle ki Mısrî bir beyitinde, “Kim bundan daha acaip bir söz işitmiştir?/ Hem kendi evine gelmiştir, hem de ev kendisidir” buyururken, sözü şu cümle ile bağlar: “Şimdi azizim, Hakk nûruyla Hakk’ı, bâtıl nûruyla bâtılı görürler.”

Kişi hangi nazarla bakar, hangi nazarla görür ve hangi nazarla okursa nasibinde ancak o vardır. Hakk nuruyla bakan O’nu; batılla bakan batılı görür. Eğer şeriat gülünden koklayıp, tarikat adabı yerine getirilirse, âşıklık, ubudiyet mertebesine erişileceğini ifade eden Mısrî, “kişi neyi severse onun zikrini çoğaltır, sürekli onu anar” der.

Sırra ermek istersen aradan perdeyi kaldır

Vahdet-i Vücud felsefesinin temelini “evvel, ahir, zahir ve bâtın O’dur” (Hadid Suresi), “Her ne yöne dönerseniz dönün, orada Allah’ın vechinden başka bir şey göremezsiniz” (Bakara Suresi) ayetlerinin temsil ettiği nakledilir ki bunu Hazret de dile getirmiştir. Hâl böyle olunca Mısrî der ki; zikredilen, zikreden ve zikir Haktır, seven sevilen Hak’tır, âşık, maşuk Hak’tır. Öyle ise ne yapmak icap ediyor: Aşk dahi âşık ve mâşuk arasında bir perdedir. Aradan vahdete mani ne varsa ortadan kaldırmak icap eder. Zira bu dergâhta bakan, bakılan, gören, görünen hep O’dur, ikilik yok, birlik vardır.

Hem eserin içeriğinden hem de Hazretin isminin büyüklüğünden dolayı, kitabı ağır ağır okumak icap edecektir. Zira maksadın hasıl olması için her beyitin, her cümlenin dura dura, döne döne, çok iyi anlaşılması gerekiyor.

Kâmil Büyüker, Vâhdetnâme isimli esere kısa bir yolculuk yaptı

Yayın Tarihi: 04 Nisan 2013 Perşembe 17:04 Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2022, 13:44
YORUM EKLE

banner19

banner36