banner17

Kırımlının başına gelenleri anlatır Çokum

Kırım Müslümanlarının, mücadeleyi, okuyarak ve iktisadî güç kazanarak yürütmeleri “ezilenlerin mücadelesi” açısından değerlendirilmeye muhtaç bir örnekliktir.

Kırımlının başına gelenleri anlatır Çokum

 

Sevinç Çokum’un Ötüken Neşriyat'tan çıkan Rozalya Ana hikâyesi Kırım Müslümanlarını anlatır. İkinci Dünya Savaşı sonunda  Stalin, Kırım Müslümanlarına, savaş sırasında Almanlarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla sürgün emri verir. Sürgün Kuzey Kafkasya ile Kırım Tatarları hakkındadır.Sevinç Çokum, Rozalya Ana

18 Mayıs 1944 gecesi başlayan sürgün ile 3 gün içinde binlerce Kırım Müslümanı (Tatarlar) Orta Asya’nın ıssızlıklarına bırakılmak üzere ölüm katarlarına bindirildi. 423 bin kişiden oluşan Müslüman Tatarlar hayvan vagonlarına istif edildi. Vagonlarda yer alanların 125 bin kadarının yarısı beş yaşından küçük, diğer yarısı da 60 yaş üstü ihtiyarlardı.  Evini terk etmek istemeyenler ise öldürüldü. Kırım Müslümanlarının yüzde 42’si yol koşullarına dayanamayarak hayatını kaybetti. Sürgün adamlar Kabartay, Sibirya, Kırgızistan, Kazakistan’a Özbekistan’a vardılar. Müslümanlar geri dönmek için yıllarca beklemek zorunda kaldı. Başıboş Orta Asya çöllerinde hayatta kalma mücadelesi verdiler. Kırım’da ise Müslümanlara ait olan hemen hemen bütün kültür varlığı yıkıldı, yok edildi.

Hikâyedeki kadınlar yumuşak yastıklara, güzel kokulara hasret kalmışlardır

Yıllar sonra terk ettiği topraklarına gelen insanları başka bir hazin tablo bekliyordu. Döndükleri zaman evlerinin, iş yerlerinin ve topraklarının yağma edildiğini gördüler. 1944’te üzerlerindeki elbiselerden başka hiçbir şey almalarına izin verilmemişti. Döndüklerinde  idealleri, toprakları, inançları vardı. Rozalya Ana hikâyesi, aç kalsa da vatan toprağında yaşamaya razı insanların hayatını anlatıyor.

Hikâyedeki kadınlar yumuşak yastıklara, güzel kokulara hasret kalmışlardır. Elceğizleri kızarık, bükük, yeleklerinin ceplerinde ısınmak için depreşmektedir. Sokak sergilerinde ıslak küçük tezgâhlarda yeşil soğan, kırmızı turp, kuru sarımsak, lale demetleri satarlar. Kış soğuktur. Kocaları Özbekistan’a çalışmak için gitmiştir. Tatarlar derme çatma evler ya da çadırlarda kalmakta, evlerini tamamlamak için gurbete çıkmaktadır.

Kırım sürgünüGitmeden önce erkekler Rozalya’ya “Ana biz gidiyoruz. Hanımlar, balalar sana emanet! Dam için para lâzımdır. Aman milisler gelip de yıkmasınlar evleri” dediler. Bütün dâvâları başlarını sokacakları evlerinin yarıya kadar örülmüş penceresiz duvarlarını tamamlamak, eksikleri gidermektir. İstedikleri mağrur çatıları, kağıt süslemeli pencereleri olan evler değildir. Onların evi toprak üstünde baharla baş veren sarı çiğdemler gibi olacaktır. Ancak hayat pahalıdır ve ev dikmek zordur. Rozalya, Özbekistan’da iken çanak çanak yediği çileklerin burada kilosunun yüz ruble olmasına hayret etmektedir. Geçimli bir adamın maaşının üçyüz ruble olduğunu hatırlar. “Çilek alsam evin duvarını neyle örerim” diye düşünür. Yine de “vatanımda aç kalsam da razıyım” diyecektir.

Evsizlik, isimsizlik, kimliksizlik, tarihsizlik Müslümana dayatılmıştır

Rozalya Ana’nın kocası Kırım’a dönemeden ölmüştür. Kızı İncinar ise İstanbul’da okumaktadır. Dar günlerdir. Gençliği akıp gitmiştir. Acaba duvarların tamamlandığını görecek midir? O günler gelirse, kızı İncinar yesin diye çilek saçacaktır toprağa. Şimdilerde ise, akşamları evinin duvarı önünde ateş yakmayı adet edinmiştir. Alevler sanki bağımsızlık ateşidir. Her yer istila edilmiş gibidir. Eskiden güldür güldür akan Salgır Nehri’nin suları azalmıştır. Rozalya’nın beş yaşında iken baba ocağı olan konak Rusların elinde otel haline getirilmiştir. Sürgün sızılarını kalbinin derinlerinde saklamaktadır.

teşin başında Rozalya’ya “o şirin çöreklerden ne zaman yapacaksın” diye sorarlar. Sonra adının niye Rozalya olduğunu. Çörekler için “Ev bitince”; adı için ise “Çünkü Rus, anam Raziye koyacak iken ‘Rozalya daha güzel’ diyerek bu adı koymuş” diyecektir. Evsizlik, isimsizlik, kimliksizlik, tarihsizlik Müslümana dayatılmıştır. Soru soranlar “sana Güldalı diyelim!” dediklerinde ise itiraz eder: “Ben kendimi bildim bileli Rozalya’yım… Güldalı benim neyime.”

“Ezilenlerin mücadelesi” açısından değerlendirilmeye muhtaç bir örneklikKırım sürgünü

Birgün milisler gelip etrafı kuşatır ve evlerini boşaltmasını ister. Ancak Rozalya Ana pes etmez. Neft tenekelerini üstüne boşaltıp kibriti çalmakla tehdit eder. Kendisindeki kararlılığı gören kalabalık “Evet biz de yakacağız kendimizi” diyerek destek olurlar. Milisler dağılırlar. Rozalya Ana halkının gözünde büyür. Komşu çadırın genç adamı Batur ona Gök bayrak hediye eder.

Birkaç gün sonra Batur’un babası Temir Can, Rozalya Ana’ya Batur’un evlenme çağının geldiğini, Rıza’nın kızını isteyeceklerini, Rozalya’nın da kız istemeye kendileri ile gelip gelemeyeceğini sorar. Rıza Ruslardan satın aldığı evi yıktırıp yeniden yaptırmıştır. Zira Ruslar o evin bahçesinde domuz beslemiştir. Rıza’ya göre, “Ne de olsa domuzların nefesi o eve sinmiştir.” Halk Müslümandır. Ve Rozalya halkın sesi olmuştur. Kız isteneceği gün Temir’in karısı, “hazır mısın komşum” diyecektir. Rozalya hazırdır. Batur, sadece annesine bahşettiği ana hitabını artık Rozalya’ya da lâyık görür; “Rozalya Ana, Rozalya Ana!” diye çağırır. Rozalya’nın yüreği sadece analık duygusuyla dolmaz; yiğitlik, vatan, bağımsızlık ülküsü ile çarpınır.

Bu hikâyede millî kimlikten çok haklı mücadeleye, içtimaî dayanışmaya dair bir inanç vardır. Rozalya Rus’a öfkeli olsa da meselesini kavga ile halletmez. Çadırda yaşayan halk geçim için yol arar. Uzak diyarlara çıkarlar. Sûretlerin altında yatan öz ile yaşarlar. Ekonomik özgürlüğü bağımsızlık sayarlar. Halkı biraraya getiren ortak değer dinleridir. Kırım Müslümanlarının, mücadeleyi, okuyarak ve iktisadî güç kazanarak yürütmeleri “ezilenlerin mücadelesi” açısından değerlendirilmeye muhtaç bir örnekliktir.

 

Lütfi Bergen değerlendirdi

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 16:25
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20