Kırım'daki Türk Mimari Yadigârları

Bu topraklar resmiyette Türkler’in elinden çıkıp gitmiş olsa da geride bırakmış oldukları o ruhun, mevcut manevi ve kültürel birikim sayesinde sürekli yaşayacağı yadsınamaz bir gerçektir. Hacer Yeğin yazdı.

Kırım'daki Türk Mimari Yadigârları

Kırım Tatarları, 15. yüzyıl ortalarında kurulmuş ve 1783 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhakına değin Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük etkisi altında iktidarını sürdürmüş olan Kırım Hanlığı’nın devamıdır. Esasen Kırım’daki Türk mevcudiyeti altıncı yüzyıla kadar gitmektedir. Kırım Hanlığı 1774 yılındaki Küçük Kaynarca Anlaşması’yla birlikte Osmanlı’nın idaresinden çıkmış ve 1783 yılında Rusya’ya ilhak etmiştir. 1783 yılından önce Kırım nüfusunun çoğunluğunu Kırım Tatarları oluşturmaktaydı ve Kırım 1600 camisi ve 25 medresesiyle o dönemin en önemli İslâmi merkezlerinden biriydi. 1850’li yıllarda bircok Kırım Tatarı Rusya’nın baskıcı politikaları ve savaşlar nedeniyle Anadolu’ya doğru kitleler halinde göç etmeye başladı.

1917 yılında Kırım Tatarları o topraklarda ilk demokratik cumhuriyetlerden olan Kırım Halk Cumhuriyeti’ni ilan etti ancak kurdukları devlet bir ay icinde Bolşevikler tarafından işgal edildi. 1921 yılında Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini kuran Kırım Tatarı lider (Veli İbrahimov) Sovyet hükümeti tarafından 1928 yılında idam edilmiş ve Kırım Tatarı ileri gelenleri ‘burjuva-milliyetçiliği’yle suçlanarak büyük baskı altına alınmıştır. (Fisher, 1978: 141-142). Kırım Tatarları’nın kültürü ve kimliği radikal Ruslaştırma ve Sovyetleştirme süreçlerinden ciddi biçimde zarar görmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonunda Kırım Tatarları Stalin tarafından ‘toplu ihanet’le suçlanmış ve 1944 yılının Mayıs ayında Kırım’dan topluca Sibirya ve Özbekistan’a sürülmüştür. Sürgüne gönderilen Kırım Tatarları’nın milli ve kültürel kimliklerini ortaya koyması engellenmiştir. 1954 yılının Mayıs ayında Kırım nüfusunun çoğunluğu Rus olduğu hâlde– Sovyetler'in tek taraflı kararıyla, Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.

1950’li yıllarda Stalinsizleştirme sureci bağlamında Stalin tarafından daha önce sürülmüş olan Çeçenler, İnguşlar, Karacaylar, Balkarlar dönmeye başlamışlarsa da Kırım Tatarları’nın dönüşüne izin verilmemiştir. Kırım Tatarları ancak Sovyetler’in dağılmasından sonra anayurtlarına dönebilmiştir. Uluslararası camianın dikkatini çekebilmek icin ciddi kampanyalar yürüten Kırım Tatarları, kullandıkları barışçı ve şiddet aleyhtarı dil sayesinde insan hakları ve kalkınma bağlamında uluslararası destek kazanmıştır.

1990’lı yıllardan itibaren 300 bin kadar Kırım Tatarı Özbekistan ve Sibirya gibi bölgelerden Kırım’a döndüğünde, Sovyetler’in Kırım Tatarları'nın kimlik ve kültürüne ait izleri yok etmeye çalışmış olduğunu görmüştür. Sovyet yetkilileri Kırım Tatarları'na ait kültürel ve tarihi yapıları, camileri, mezarlıkları yıkmış, sokak isimlerini değiştirmiş ve tarih kitaplarını değiştirerek Kırım Tatarları'nı Kırım’ın geçmişinden bütünüyle silmeye çalışmıştır.1991 yılında ilk Kırım Tatar Milli Kurultayı Simferopol/Akmescit şehrinde toplanmış ve Kırım Tatarı Milli Meclisi'ni kurmuştur. Kırım Tatarları Kırım nüfusunun yüzde 13’unu oluşturmalarına rağmen Kırım’da Rus ve Ukraynalı politikacılar tarafından yürütülen yerel seçim kampanyalarında sıklıkla tehdit olarak gösterilmiştir. Kırım Tatarları'nın Meclis binası ve kültür merkezleri dışında Müslüman mezarlıkları ve türbelere vandalist saldırılar sıklıkla meydana gelmektedir.

2010 yılındaki Ukrayna Başkanlık seçiminden itibaren yaşanan gelişmeler Kırım’da Kırım Tatarı karşıtı kampanyaların artışına işaret etmektedir.

T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Yayınları tarafından 2016 yılında basılmış olan Kırım’daki Kırım-Tatar (Tük-İslâm) Mimari Yâdigarları adlı prestij eseri, Osmanlı Devleti’nin Kırım toğrağındaki genetik mirasını ve sınırlarımız dışında varlık gösterse de gönül ve kültür birliği hâlinde millet olma bilincini devam ettirdiğimiz Kırım Türkleri’nin ev sahipliği yaptığı önemli eserleri hem tarihi hem de estetik ve mimari özellikleriyle konu edinmektedir. Proje yöneticiliğini Hakan Kırımlı ve Nicole Kançal Ferrari’nin üstlendiği eserin alt yapısında büyük bir emekçi kadrosu ile ciddi bir gönül ve zihin mesaisi yatmaktadır. Gökçe Günel, İbraim Abdulla, Nariman Abdülvaa, Safiye Eminova ve Gülşen Dişli’nin profesyonel katkılarıyla şekillenmiş olan kitabın içeriğinde, yazarlardan Semerkand doğumlu İbraim Abdulla’nın elim bir şekilde vefatı sebebiyle kendisine ithaf mektubu yer almaktadır.

Girizgâh olarak Kırım-Tatar mimari birikiminin detaylı bir şekilde analiz edildiği eser, Kırım-Tatar Türk İslâm eserlerinin envanteri, Akmeçet Rayonu, Akmescit şehri’ndeki tekke ve camiler, Aluşta Şehir Şurası, Bahçeşehir sur içi ve dışındaki kalıntılar ile Eskiyurt Aziz Mahallesi, Kırkyer-Salaçık, ErmeniBazarı Şehir Şurası, EskiKırım Şehri, Karasubazar, Kefe, Kezlev, Sudak, Yalta ve Yedikuyu ile devam etmektedir. Köy camilerinden çeşmelere, medreselerden türbelere, asmalı mescitlerden sunaklara, haremağaları dairelerinden sarayların hiyerarşik bütün modül ve yapısal birimlerine ve hatta kahve odaları ile sofalarına kadar çok detaylı yer verilen eser; özellikle Türk mimari birikiminin nev i şahsına münhasır dokunuşlarına dikkat çekiyor ve eserlerin kimliğinde hala taze olan ruha işaret ediyor. Kırım Türkleri’nin canları pahasına korudukları ecdat yadigarlarının emanet bilinciyle gelecek nesillere aktarılırken aslında geri planda yaşatılmaya çalışılan o ruhun büyük kıymeti haiz olduğu bu emek birikimiyle bizi de büyük resme şahit kılıyor.

1785-1786 tarihleri arasında Avrupa’nın pek çok ülkesinin yanı sıra Kırım ve Osmanlı topraklarında da seyahat eden Lady Elizabeth Craven, bu bir yıllık seyahati boyunca Prusya Dükü ve Sayn Kontu olan Christian Frederick Charles Alexander’a toplamda altmış sekiz mektup yazmıştır. Craven, Fransa’da yazmaya başladığı mektuplarını Viyana’da sonlandırmış, buradan da Prusya Dükü Charles Alexander’ın yanına dönmüştür. Yazdığı bu mektuplarda gezip gördüğü yerlerin doğası, insan ilişkileri, ticari hayatı, kadınlar, erkekler, giyim-kuşam, yapılar, sokaklar, köyler, hayvanlar, mezarlıklar, inançlar ve gelenekler üzerine pek çok konuya değinmiştir. Gezisi esnasında seyahat ettiği memleketlerin geçmişini anlatan notlar çıkarmayı ihmal etmeyen Craven, Kırım’a gelmeden önce de Moskova’da yazdığı bir mektupta öncelikle bu coğrafyanın tarihine değinmiştir. 12 Mart-20 Nisan 1786 tarihleri arasında Kırım’da kalan seyyah, buradaki Kherson, Perekop, Karasubazar, Balaklava, Akmescit, Kefe, Sivastopol, Bahçesaray, Sudak, İnkerman, Baydar gibi şehir ve kasabaları gezmiş, istirahatlerini ise genellikle şehrin önde gelen soylularının ve askeri mensuplarının evlerinde yapmıştır. Adına pek çok yemek ve toplantı düzenlenen Craven, Kherson gezisi esnasında Çariçe II. Katerina’nın gözde komutanlarından Prens Potemkin’in evinde misafir olmuştur. Onunla ilgili pozitif düşünceleri dikkat çekicidir. Tatarlar ve Kosaklar ile ilgili de olumlu ve olumsuz yargıları bulunmaktadır. Craven, burada kaldığı sürece gezisini “kibitka” denilen bir at arabasıyla gerçekleştirmiştir. Zaman zaman da hayran olduğu Kosak atlarına binmiştir. Craven, Kırım’da seyahati esnasında tecrübe ettiği her şeyi Prusya Dükü ve Sayn Kontu Charles Alexander’a yazdığı dokuz mektupta anlatmıştır. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru yazılan bu eser; seyahat edilen ülkelerin siyasî, iktisadî, içtimaî özelliklerini yansıtması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, savaştan yeni çıkmış ve Küçük Kaynarca Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmış Osmanlı Devleti’nin elinden kayıp giden Kırım’ın bahsi geçen eserlerinden sitayişle bahsederken bu topraklar resmiyette Türkler’in elinden çıkıp gitmiş olsa da geride bırakmış oldukları o ruhun, mevcut manevi ve kültürel birikim sayesinde sürekli yaşayacağına değinmiştir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın literatüre kazandırdığı bu müstesna eserin, akademik ve kültürel anlamda konuyla ilgilenen herkes için bir başucu kaynağı olduğu ve alanında önemli, bir boşluğu doldurduğu aşikârdır. Hepimizin istifade edebilmesi dileğiyle…

Hacer Yeğin

Kaynakça:

İstanbul-Kemerburgaz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 1

Yayın Tarihi: 19 Eylül 2020 Cumartesi 13:00 Güncelleme Tarihi: 19 Eylül 2020, 13:08
banner25
YORUM EKLE

banner26