banner17

Kırılgan bir hal var Gündoğan hikâyesinde

Bülent Gündoğan, ‘Kayıp Kelebekler Haritası’ ile kelebek naifliğinde hikâyeleri sunmuş okura..

Kırılgan bir hal var Gündoğan hikâyesinde

 

Kayıp Kelebekler Haritası, birçok şiir ve öykü ödülü almış olan Bülent Gündoğan’ın ilk kitabı. İlk kitapların masaya yatırılması tehlikelidir. Ancak, dergilerin imbiğinden geçmiş olan bir öykücü hakkında yazmak, onun ilk eserine dair düşünceleri zikretmek tehlikeyi azaltıyor.Bülent Gündoğan

Hikâyelerinde kırılma çizgilerindeki insanlar var

Bülent Gündoğan iyi öyküleri ve iyi insanları sever. Özellikle de iyilikleri yaşatan çınar insanların hikâyelerini anlatmayı sever. Konuları birbirinden farklı olsa da hikâyelerinde bir kelebek kırılganlığı ve dil işçiliği mutlaka vardır. Belki de hikâyelerinin ortak noktası kırılma çizgilerinde duran insanlar, mekânlar ve olayların başrolde olmasıdır. Göç, taşraya bakış, örfü bir tülbent gibi taşıyan yaşlılar, dışındaki dünyayı merek edenler, geleneğin unutulması, yaşlılığın son deminde ya bir güzellikle şaşırıp kalan ya da bir eziyetle cebelleşirken muzdaripleşen ihtiyarlar…

Hesaplaşan hikâyeler vardır Bülent Gündoğan’da. Maziyle, nefsle, yeniliklerle, yasalarla, gam ve tasalarla. Lakin hesaplaşma demişken yanlış anlaşılmasın; Kafkavari bir dalış ve yalnızlığın da dibini kazan insanların hesaplaşması değil, “flashback” tarzı, anlık vuruşlarla görürüz hesaplaşmaları. Adalarını terk ederken kiraz ağaçlarında gözü kalan çocuk, duvarda asılı eski bir fotoğrafa bakan öğretmen, interneti kapatıp dışarıda, toz toprak içinde oyunlar oynayan kasabalılara karışan şehirden gelmiş çocuk… Her birinde başka bir hesaplaşma vardır. Bunların ortak noktası ise doğal olan ile yapay olanın; kanunlar ile insan vicdanının, gördüklerimizle görmediklerimizin kapışması… Bu kapışma haldır küldür değil, yine kelebek naifliğinde anlatılır.

Kırılgan bir ‘hal’e uzun cümleler gitmiyor

Bülent Gündoğan hikâyeleri kusursuz mu ki bu denli kuşatıcı yazıyorum? Hayır. Ciddi bir kusur var; sözler uzatılmamalı. Cümleler mümkün mertebe kısa olmalı. Zira kullanılan dil de, anlatılanlar da fena halde “kırılgan.” Kırılgan bir hal üzere iken, uzun cümleler hali ve anlatılanı yorarken okuyucuyu da yorabiliyor. Kısa cümlelerle karşımıza çıkacak olan Bülent Gündoğan hikâyelerinin daha etkili ve fotoğrafı net çıkmış olacağını düşünüyorum. Mustafa Kutlu hikâyelerindeki kahramanlar ile Hüseyin Su hikâyesindeki naif anlatıcı zaman zaman onun hikâyelerinde de gözümüze çarpıyor. Her iki öykücünün de usta olduğunu ve yolundan gitmenin yazıcılara kuvvet vereceğini biliyorum. Bu iki ustanın metinlerine Bülent Gündoğan’ın da eğildiğini düşünüyorum.

Bülent Gündoğan“Gönül kursağından geçen her lokma yavandı, hamdı.” “…toprağın gökyüzüne hüzünle baktığını fark ettim.” “Şekerler sertti ama katılaşan kalpler kadar değildi.” Bu cümlelerde sadelik, şiirsellik ve netlik hikâyelere sindikçe, eminim Bülent Gündoğan ne yazarsa okuma gereği duyacağız. Mecazların hikâyeye iyice sindiği bölümler, yazarın edebî oyunlar oynamak gibi bir kaygısı olmadığını da gösteriyor. İyi anlatıcı, anlattığını süslemek yerine fazlalıklardan temizleyendir. Bu, “Camda Bir Çift Göz” hikâyesinde açıkça görülüyor. Ancak, şiirselliğin hikâyeye zaman zaman “kanaviçe” gibi örtülmesi hikâyeyi anlatı kıvamına çekmiyor da değil.

Bülent Gündoğan taşrada bir yazar. Taşranın bereketini dilinde ve yüreğinde hisseden, hissettiren bir yazar. Ülkesine, insanına, hikâyemize taşralı kalmamış bir yazar. Kayıp Kelebekler Haritası ise Sütun Yayınları’ndan çıktı. Sütun Yayınları editörlerinden Kalender Yıldız’ın şiirine kelime seçerken gösterdiği ihtimam yayınlanan kitaplarda da gösteriliyor ki, popüler yazarlardan ziyade anlattığı kulaktan çok yürek doyuran yazarlara yer veriliyor. Bu da bu vesileyle söylememiz icap eden başka bir güzelliktir.

 

Mansur Yılmaz, hikâyemize taşralı kalmamamız dileğiyle yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 14:34
YORUM EKLE
YORUMLAR
gülcan gök
gülcan gök - 7 yıl Önce

ben kitabı okudum çok beğendim. edebiyatçılar neden "kısa ve yalın olmalı" diyor her kitap yorumuna ? uzun ve edebi cümleleri anlayamayacak kadar okuma özürlü olduğumuzu kabul ettikleri için mi ? bence uzun cümlelere de ihtiyacımız vardı mustafa kutlunun yalınlığından bıkanlar, beyninde bi şeylerin tıkırdağını duymaktan hoşlananlar, ve okuduğu mekanı uçsuz bucaksızlığıyla görmek isteyenler okuyun beğeneceksiniz...

banner8

banner19

banner20