banner17

Kır İstanbul'un prangasını!

İbrahim Paşalı, İstanbul Kriterleri'nde İslamcı bir çıkışla klasik İstanbul tanımlarına savaş açıp İstanbul'a aslında ne olduğunu söylüyor.

Kır İstanbul'un prangasını!

Bugün, Gerçek Hayat’ın künyesinde “yayın danışmanı” olarak ismi geçen İbrahim Paşalı’nın çıktığında hemen okuduğum ilk kitabı Öğle Uykusu’ydu. Bu kitaptan sonra araya hangi uğursuz zaman girmişse İstanbul Kriterleri’ni okumamışım. Hatırlıyorum ama sıkça niyetlendiğimi. Geçtiğimiz günlerde mutat Cağaloğlu ziyaretlerinden birinde kendime bir iyilik yapıp İstanbul Kriterleri’ni almışım. 

İbrahim Paşalı, İstanbul Kriterleriİnsanın gönül rahatlığıyla savunabileceği, tavsiye edebileceği, sıkça söz konusu edebileceği bir kitabı, çıktığı zamandan çok sonra okuması iyi olmuyor. Dumanı tüterken, tartışması sürerken okunmalıymış bu kitap. Ne ziyan! Meselesini hâlâ muhafaza ediyor olduğundan çokça kaybettiğim bir şey yok! Okuyunca anlıyor insan.  

İbrahim Paşalı kendini saklayan bir yazar. Yukarıda adı geçen dergiyle beraber adını tekrar okuruna hatırlattı. Az yazıyor. Belki bundan dolayı İstanbul Kriterleri mahdut sayıda satılmış. Okurun bu kitaba büyük haksızlık yaptığını düşünmemek elde değil.  

Özgün, sarsıcı, düşündürücü, “ben hiç böyle bakmamıştım” dedirten bir kitap var karşımızda. Anadolu’nun en ücra köylerinde bile İstanbul Kriterleri’nin olduğunu, camilerimizde Hasan ve Hüseyin adlarının halifelerle beraber yazıldığını, “derinliği olmayan” Alevi-Sünni tartışmacılarının bu kol kola isimleri göremediğini hatırlatıyor.  

Her şeyden önce Anadolu kültürünün künhüne vakıf olmuş bir yazarın kayıt altına aldığı yazılardan oluşuyor kitap. Selçuklu, Osmanlı, Balkan Coğrafyası, Türk kültürüyle kaynaşmış İslam, Paşalı’nın bütün meselesi. Köylülükten, İslam cehaletinden, İstanbul’u anlamadan yol alınamayacağından yakınıyor. Güçlü cümlelerle savunuyor derdini. Okumaları, gezi kültürü, bir derde kaynağından çözüm arama arzusu kitabı diğerlerinden ayırıyor.  

İbrahim PaşalıKitapta, Birinci Dünya Savaşı’nın sosyal, siyasal etkilerinden dolayı bu dönem defaatle söz konusu ediliyor. Bu savaşın cereyan ettiği günlerde dahi İstanbul’da felsefe metinleri neşrediliyorken ne oldu da “Bugün bizde felsefe mi var kardeşim?”e geldik diye soruyor Paşalı, daha ilk satırlarda. Bu savaşla birlikte sadece insan ve toprağın kaybedilmediğini, bizi bilgi ve iyi niyet sahibi yapan kurumların da tozla duman olduğunu düşünüyor Paşalı.  

Askerle biz İslamcıların ortak noktası  mı var? 

Kimimizi kızdıracak sözler de sarf ediliyor kitapta. Kitabın iskeletinde var olduğu için bunu buraya da taşımalıyız. Söze girmeden şunu baştan söylemeliyiz ki, Paşalı hastalıklı İslamcılığın bu topraklara zarar verdiğini, yanlış yol ve yordam tutulduğu için özellikle geçtiğimiz asırda çok vaktimizin çalındığını düşünüyor. “Batı’dan geçen felsefi, siyasi ve askeri saldırılara cevap veremeyen İstanbulsuz İslam Dünyası, sırasıyla Ankara’dan (Gazi), Kahire’den (Müslüman Kardeşler) ve Tahran’dan (İslam Devrimi) medet umarak tüketti geçtiğimiz yüzyılı.” Ankara, Kahire ve Tahran… Müslümanlar bu şehre bel bağlayarak vakitlerini israf ettiler. “İstanbul bir daha gündeme gelmesin diye” yapıldı bunlar. İstanbul’un imkânlarını heder etmek için yeni kurtarıcılar çıkardırlar, “kendi içimizden.”    

“Askerle İslamcıların ortak noktası Türkiye’yi laik bir zannetmeleri.” Her iki grup da ay-yıldızın anlamını bilmiyor. Bayrak şeklinin Çanakkale Savaşı’ndan sonra ortaya çıktığını hurafe olarak niteleyen Paşalı, hilalin asırlardır Müslüman toplumların bayrağında yer aldığını hatırlatıyor. İslamcılık laikliğin, laiklik de İslamcılığın hediyesi olarak ifade ediliyor. Burası gerçekten tartışılmaya açık. İbrahim Paşalı bir tabunun sınırlarını ihlal ediyormuş gibi görünse de kitabında yer verdiği diğer satırlarla haklı olduğu şeyler de söylemiş oluyor.

İbrahim PaşalıPaşalı, İslamcıları haritalarda İstanbul’u görememelerinden dolayı eleştiriyor. “Nerede kalmıştık?” sorusundan hareketle “Avrupalılar, Amerikalılar ve yazılarımızda tırnak içinde andığımız İslamcılar her şeye sıfırdan başlamanın büyüsüne kapıldılar. ‘Nerede kalmıştık?’ sorusunu sorabilselerdi, bütün haritalarda, hangi açıdan bakarlarsa baksınlar İstanbul’u göreceklerdi.” diyor.  

Radikal kavramı  da siyasal düşünce cemaatleri üzerinden uzun uzadıya anlatılıyor kitapta. Radikal taleplerin bu ülkede alıp başını gitmesi Paşalı’ya göre Türkiye’nin köksüzlüğünün birikmiş faturası. Çünkü Türkiye doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden gelen her tür radikal akımın “çöplüğü” olmuş. Bu çöplük, nitelikli bir fikir akımının ebedi olmasına izin vermemiş. İşte bu sebepten “Türkiye’de birkaç eski baklavacı, kahveci, köfteci ve lokumcudan başka köklü/radikal bir şey kalmamıştır.”   

İbrahim PaşalıSona Doğru… 

Nizar Kabbani de kitapta sözü edilen, hatta kendisine müstakil bir yazı ayrılan isimlerden. Kitaba ulaşacak okuru da çok rahatsız etmeyelim. Sadece şunu söyleyelim, Paşalı’ya göre Kabbani iyi bir şair, ancak kötü bir entelektüeldir.  

Mustafa Muvakkıt’ı da unutmayalım. Bu kitap olmasaydı nereden tanıyacaktık bu âlimi. 

Kopenhag Kritlerleri’nin kitapta ne anlam ifade ettiği de okura kalsın.

İstanbul Kriterleri, kısa, okunması hızlı bir kitap. Fakat günümüzde genç bir yazarın bu ülkenin hassasiyetlerini bilmesi; durduğu yeri, gittiği yolu, bunların pusulasını önemsemesi, dert edinmesi biz okur açısından önemli. Bu topraklara siyaset üstü bir açıdan bakabilmeyi değerli addeden her okurun, doğduğu coğrafyaya takılmadan bu kitabı okuması oldukça iyi bir tercih olacaktır. İstanbul, gör başına neler gelir… 

Not: Kitabın 57. sayfasında yazar ile yazıcı (kâtip) arasındaki farka değiniyor İbrahim Paşalı. İlginç bir tespiti barındırıyor bu karşılaştırma. Son söz, bu kitabı okurken “hiç böyle düşünmemiştim” dediğim onlarca satır oldu…  

İstanbul Kriterleri, İbrahim Paşalı. 

Yakup Öztürk takdir etti bakalım GYY neler diyecek...

GYY'nin uzunca şerhi: Genç İslamcı haftalık dergimiz Gerçek Hayat'ın başında iki lafının üçünde "İslamcılar şunu da bilmiyor, bunu da bilmiyor" diyen bir danışmanın olması İslamcıların artık bir şeyleri öğrenmeye başlayacağı(!) anlamına gelebilir. Buna belki sevinmeliyiz de! Ancak İslamcı yazarımız ve değerli arkadaşımız İbrahim Paşalı'yı İslamcı kılan bir özelliği de bazı şeyleri ilk kendisinin ifade ettiği hissini okurunda yaymasıdır! Biz İslamcılar taze olan bilgiyi severiz! Paşalı'nın kendilerine İslamcı denilen kapsamları belirsiz bir güruha getirdiği eleştirilerde haklı olduğu noktaları da takdir ederiz!

Fakat İslamcı bir yazarın İslamcılara bu denlü eleştiri getirmesini, İslamcılık denilen şeyin altını boş göstermeye çalışmasını, kendi keşfettiği hakikati başkalarıyla da paylaşmak istemesini  "fark etmenin verdiği coşku ve heyecana" (bu kendisinin sık sık eleştirdiği İslamcılığa ait  bir özelliktir, "ilk ben keşfettim" hissi, heyecanı) bağlıyoruz!

Bizce o heyecan güzel bir heyecandır. Bu heyecanla bir şeyler yapmaya çalışanları kimi çamları devirseler dahi adamsızlık meydanında biz hor görmeyiz, hatta takdir bile ederiz. "His yok hareket yok, acı yok... leş mi kesildin"  dedirten bir zaman ve zeminde böyle şeyler olur çünkü!

Hata mı? Elbette, onu herkes yapar! İslamcılar da yapar! Tüm hataları İslamcıların yaptığını sanmak ise ayrı bir psikolojinin dışlaşmasıdır!

Sonuçta hangimiz İslamcı değiliz ki?! Biliyorsunuz İslamcı kime denir? Kendisine "İslamcı mısın?" diye sorulduğunda "Elbette" diyenlere denilmez sadece! "Yok canım, ne alaka" diyen dini kaygılar taşıyan herkese de İslamcı denir bu ülkede!

Var mı aranızda namaz kıldığı için İslamcı denilmeyen bir Nurcu, bir ehli tarik, bir her hangi cemaat ve meşreple alakasız kendi halinde bir dindar?!

Velhasılı İstanbul Kriterleri değerli bir kitaptır! Sevgili İbrahim Paşalı kardeşimizin zihninde belirlediği birilerini İslamcı olarak nitelendirip onlara demediğini bırakmamasından başka...

Bu seferlik genel yayın yönetmeni notumuzu uzattık, lakin konu önemli bir konu! Yazarımız İbrahim Paşalı eleştirirken zihnindeki muhayyel İslamcılar üzerinden tüm İslamcı denilenlere (o kelimeyle anılmayı kabul etmesek bile) haksızlık yapmış duruma düşmemelidir!   

İslamcılar İstanbul'un kıymetini bilmez değiller! Aralarında bilmeyenler vardır elbette!

Türkiye'yi laik sanmaktan öte bir düzeyde olabilir İslamcılar. Ama asker gibi İslamcılardan da bunu bilmeyenler olabilir.

İslamcılar Türkiye'nin de sahibinin Allah olduğunu bilirler, kainatın da! Merkez Efendi'yi sevmez mi sanılır İslamcılar?!

Onu sadece anlayanlar İslamcı olmayan dindarlar mıdır?!

"Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?!" demiş şair.

Bu din bu ülkede kimi öptü de o kişi kurtuldu İslamcı olmaktan?!

Paşalı kardeşimizin değerli "fikir ağabeyi" Dücane Cündioğlu bile İslamcı olmaktan kurtulamayacaktır! Budur yani!

Bu da anlaşılabilse keşke layık ı vechiyle!!

Sonuçta büyük alimlerimizden Nasreddin Hoca'nın dediği gibi "Bilenler bilmeyenlere anlatsın!" Ama bilmiyorlaaaarrr! deyü hitap etmesin...

Anlatırsan öğreniriz! Belki başkalarından da öğrenmiştir anlattıklarınızı İslamcı meraklı insanlar...

Değil mi?

Asım Gültekin kimseyi hor görmeden, 15 yıllık arkadaşı İbrahim Paşalı'yı kırmak da istemeden, "Yakup sen n'aptın" diye diye dilinde tüylerle anlattı

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2018, 18:18
YORUM EKLE
YORUMLAR
selim
selim - 9 yıl Önce

ibrahimler neden put olur asaf/asım
ibrahimleri bize puttan kahraman yapanları yık asaf/asım
putları kıran ibrahımlerden put olan ibrahimler, ne kadar ilginç değil mi.
dokunulmaz islamcı kutsal yazarlara her zaman dikkat.......

ahmet hasan
ahmet hasan - 9 yıl Önce

ibrahim paşalı isimli arkadaş, masaya tam olarak nasıl bir düşünsel-edebi ürün ortaya koymuştur ki ahkam kesip duruyor. kimse kırılmasın ama i.paşalı bir deneme yazarıdır, deneme yazarı boyutlarında konuşmalıdır. islamcılar şöyle böyle diyerek ettiği laflar ortaya poz koymak sonucunu doğurur. dikkat etmesi lazım. gezdiği gördüğü şeyleri yazmak türünde bir yazarsın sen. biraz kendini bil kardeşim.

İlk mesele
İlk mesele - 9 yıl Önce

Bu eleştiriler İsmail Kara'nın yaklaşımlarının vulgarize edilmiş hali.İslamcılarımızda heyecan olmadığı için ya da şimdilik biraz da AKP'li olduklarından en çok yaygınlaşan bu refleks şunun farkında değil:Alah günleri insanlar arasında döndürür durur.İslamcılar haritada İstanbulu görüyorlar.Onun için Afgani İstanbul'a geliyor.Lakin burada zindana tıkılıyor.İstanbul düşünce İslamcılık beden arayışlarının neticesimnde daha da farklılaşarak yaygınlaşıyor..Müslüman Kardeşlerin kuruluş tarihine d

İlk mesele
İlk mesele - 9 yıl Önce

dikkat edildiğinde bu görülür.Onun için oturup biraz İslamcılık tarihi çalışmak gerekir.İsmail Kara'yı ihmal etmeden -çoğunun farkında olmadan yaptığının ötesine giderek -ona da hapsolmadan.Buna karşın İslamcılar yanılmadı mı bazı görüşlerinde.Elbette yanıldı.İçtihadlarının sevabını alacaklar bu yanılmalarına karşın.Çünkü çabalarının hayr olduğu ortada.Bunun için Fundamantalizm Korkusu önemli bir başlangıç olabilir İslamcılık'ın Müslüman Kardeşlerden İmam Humeyniye uzanan seyrini anlamaya.

bir okur
bir okur - 9 yıl Önce


biz bu ülkede islamcı kelimesini kullanmaktan özellikle kaçınıp sağcılaşıp liberalleşip parsayı götüren çok adam gördük. bırakın da birileri bunu eleştirsin. özeleştiri şart azizim.

abdullah kibritçi
abdullah kibritçi - 9 yıl Önce

(1) Tamam, anlattığı bir çok şeyi ilk defa Paşalı keşfetmemiştir. Tamam tamam, Dücane Cündioğlu'ndan çokça beslenmiştir. İslamcıları topyekün yargılaması elbet affedilecek bir şey değildir.
Ama Paşalı bize derdini tertemiz anlatmıştır. Müslüman ile İstanbul alakasını gençlere berrak bir zihinle duru bir söyleyiş ile anlatacak
bir isimdir. Bu çok önemlidir. Örneğin, Sinema ve İslam Medeniyeti üzerine bir çok cümle sarf etmesine rağmen Yusuf Kaplan'ın "aha işte bu lan" dedirten bir cümlesi/tespiti var mıdır? Aksine, bulamaç anlatımı intihar sebebidir.

abdullah kibritçi
abdullah kibritçi - 9 yıl Önce

(2) Derdini, birilerini eleştirmeye başlayarak ya da önüne birilerini alarak anlatması bazen rahatsız edici oluyor, bunu hissediyorum. Son zamanlarda sinemaya bir yöneliş var. Paşalı bu konuda fikirlerini yazmalıdır. Eminim yazarsa çok ilginç şeyler söylecektir.

banner19

banner13

banner20