banner17

‘Kimse tam olarak anlatıldığı gibi değildir’        

Ahmet Erbil’in "İZ: Portreler Vesaire" kitabında Türk ve dünya sanatında iz bırakmış şahsiyetlerin öyküleştirilmiş hayatlarından bahsediliyor. Kitabı Samet Erman değerlendirdi.

‘Kimse tam olarak anlatıldığı gibi değildir’        

Geçtiğimiz yıl raflardaki yerini alan, İZ: Portreler Vesaire kitabından bahsetmek istiyorum. Yukarıdaki başlık, bu kitabın giriş cümlesi. Ahmet Erbil’in elinden çıkmış Türk ve dünya sanatında iz bırakmış şahsiyetlerin öyküleştirilmiş hayatlarından bahsediliyor, kitapta. Yalnız insanları anlatırken pek çok detaya da merceğini çevirmekten geri kalmamış, yazar. Osmanlı’nın Tanzimat macerası, âşıklık geleneği, seyyahlık, sinemamızın doğuşu, ülkemizde fotoğrafçılığın ve ebelik müessesesinin gelişimi gibi birbirinden farklı konulara, bize insanları aktarırken temas edilmiş.

Ahmet Erbil Türk Edebiyatı, Yedi İklim dergilerinde şiirleri yayınlanmış bir isim. Ayrıca Karabatak dergisinde de İngilizce metinlerden yaptığı çeviriler ile görünmüş. Ama portre yazılarına İzdiham dergisi ile başlamış.

Metinlerden bazıları, “ben” kipi ile yazılmış ve bu da portrelere ilave bir etkileme gücü katıyor. Birine kulak verelim:

“Ben Nef’i.
Bir şair.
Hicvi ve mizahı seviyordum sadece.
Altmış üç yaşımda sarayın odunluğunda kıydılar canıma. Toprağı bile çok gördüler sonrasında. Naaşımı Sarayburnu’ndan boğazın soğuk sularına öylece bıraktılar. Böyle olsun istememiştim.”

Kitapta kimler var?

Kitapta şu isimler var; Hiciv üstadı Nef’i,  Aşık Seyrani, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Mithat Efendi, Şinasi, Agah Efendi, Doktor Ömer Besim, ilk müslüman Türk fotoğrafçı Rahmi Bediz, kamera ile ilk sinema filmini çeken Fuat Uzkınay, Barış Manço, Neşet Ertaş, Ayhan Işık, Ahmet Mekin, Şener Şen. Batı dünyasından ise ; Charlotte Bronte, Bob Marley, W.B.Yeats ve Andre Kertesz.

Âşık Seyrani’nin Develi’den çıkıp İstanbul’da başlayan macarası şu cümlelerle başlamakta:

Eski ve çürümeye yüz tutmuş ahşap kapıyı gıcırtıyla aralayarak kahvehaneden içeri girdi, buğday tenli, kalın kaşlı, orta yaşlı adam. Fazla güneş almadığı için içerisi oldukça loştu. Kapıya yakın ilk masaya oturup, deri kılıf içindeki sazını masasının üzerine usulca koydu. ‘Bir demli çay verir misin yeğenim’  diye seslendi, ocağın arkasında duran adama.”

Her birimizin hafızalarında yeri olan çağdaşımız Neşet Ertaş, Barış Manço, Ayhan Işık gibi üstadlara takdirlerini sunmaktan da geri durmamış yazar. “Cahildim, dünyanın rengine kandım” türküsü üzerinden Neşet Ertaş’ı anlattığı yazısını şöyle bitirmiş örneğin:  

“Neşet Ertaş bizi darmadağın eden ve aynı zamanda tüm dağınık parçalarımızı bir araya getirebilen daha çokça türkü yazdı, Leylasına. “Yazımı kışa çevirdin” dedi. “Neredesin Sen” dedi. “Kendim ettim kendim buldum” dedi. O dedi, biz kahrolduk. Biz kahrolduk, o söyledi.

Bir televizyon programında kendisine "Neden yeni yapılan türküler sizinkiler kadar kalıcı olamıyor?" diye bir soru sorulduğunda, “Biz çekmediğimiz derdin türküsünü yakmayız, gızım." diye cevap vermişti.

O yalan dünyanın tüm fiyakasını bozan, gönüldaşlarına Kırşehir bozkırlarından haykıran dev bir yürekti.

Geldi, söyledi, yaktı, gitti.”

Kitapta kararında bir kurguya da başvurulmuş Ahmet Erbil ve muhtemelen bu sebeple kitapta adı geçenlerin, kendisine haklarını helal etmelerini diliyor, kitaba yazdığı özgeçmişinin altında.

Bileti olduğu halde Titanik’e binemeyen Türk doktor

Titanik’e bileti olup da binemeyen ve bu sayede faciadan kurtulan bir Türk doktor Ömer Besim’in hikayesi altaki gibi başlıyor:

“1912 yılı bir bahar sabahıydı. Fransa’nın Cherbourg Limanı’da, uzun pardösülü, elli yaşlarında bir adam, elinde bavuluyla sağa sola koşturmaktaydı. Onun bu telaşlı halini farkeden mavi üniformalı bir liman görevlisi, hızlı adımlarla kendisine yaklaşıp sordu:

-Buyrun bayım, yardımcı olabilir miyim?

-İngiltere’ye giden gemiyi arıyorum. Hangi rıhtımdan kalkıyor acaba?

-Yalnız siz duymadınız sanırım. Manş Denizi’nde çok yoğun sis var. O yöne giden tüm seferler iptal.

-Hayır, nasıl olur! Benim oradan başka bir gemi ile Amerika’ya geçmem gerekiyor. O gemiyi kaçırırım, gidemezsem!”

Portre yazılarının yanısıra farklı denemeler de var kitapta. Mesela 420 sene öncesine gidip Trabzonlu seyyah Âşık Mehmed ile röportaj yapmış Ahmet Erbil. Kendisinden yaklaşık bir asır sonraki meslektaşı Evliya Çelebi kadar üne kavuşamamış olan bu seyyahın Menâzırü'l Avâlim  adlı kitabı üzerine sohbet etmiş. (Kitap bugüne “Evren Persfektifi” adı ile çevrilebilir.)

Ayrıca, Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre eserindeki kahramanın dilinden nişanlısına yazılmış bir kurgu mektup da var.

İZ: Portreler Vesaire özetle oldukça akıcı üslubuyla, sizi içine alıp zamanda bir yolculuğa çıkaracak bir eser olmuş.

Samet Erman                                                   

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2019, 09:41
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20