Kimlere sahtekâr diyor!

Schopenhauer'in, bu huysuz adamın ilgi çekici bir kitabı var: Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine..

Kimlere sahtekâr diyor!

Zihin kireçlenmesine dikkat!

Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Arthur SchopenhauerArthur Schopenhauer’ın “Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine” adlı kitabı, bayağılaşmamış dünya klasiklerinden birisi. Çoğunlukla bir felsefe kitabını andırsa da ağır bir içeriğe sahip değil.

Kitabında genellikle varoluşa dair sorgulamalar yapan insanlara, rehber olmaya çalışmış yazar. Bunun yanı sıra birçok önemli konudan da söz etmeyi ihmal etmemiş. Örneğin hayatı boyunca hep ‘yazan’ olarak kalmasına rağmen kendini yazar sananları ironik bir dille eleştirirken; iyi bir düşünce adamı ve yazar olmayı şu şarta bağlamış: “Herkesin kullandığı dille, herkesin kuramayacağı cümleler kurmak…” Bu ifadeyi okuyunca Yunus Dede’sine hemen selâm veresi geliyor insanın. “Bir batılı Yunus Emre’yi taltif etti” şeklindeki bir aşağılık kompleksinden kaynaklanmıyor bu tavır, bilâkis onun kendinden menkul yeteneğine bir hayranlık duyma belirtisi…

Genç Schopenhauer, 1815 Portre: Ludwig Sigismund Ruhl
Genç Schopenhauer, 1815 Portre: Ludwig Sigismund Ruhl

Okumanın bir çeşidi de insanı ahmaklaştırır!

Okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerini okuduğu için bir bakıma o kişi bizim yerimize düşünmüş oluyor. Bu durum o kişinin oyun alanı içerisinde etkisizce dolaşmaya benzer. Eğer sürekli olarak, gün ve geceler boyu, hiç düşünmeye vakit ayırmaksızın, okuduklarınızı sindirmeksizin kitap okunursa; bu durum zamanla kişiyi atalete sevk edecektir. Israrla bunu savunur ünlü yazar. Çünkü sürekli okuyan ama üretmeyen, düşünmeyen insan bu işi bir hobi haline getirmiş ve sanki lunaparkta eğlenir edasıyla okumaktadır. Sonra da yavaş yavaş zihnindeki kireçlenme tebellür eder ve kişi kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder.

Söylemek istediklerini “At üstünden inmeyen bir adam zamanla yürümeyi unutur.” diyerek daha da belirginleştirmektedir Arthur. Ayrıca mevcut durumda, birçok okumuş ve eğitimli insanının durumunu çok üzücü görür. Okumanın bu gibi kişileri değiştirmediğini, geliştirmediğini tam aksine ahmaklaştırdığını söyler. Beyni de mideye benzetir yazar. Sürekli yemek yiyen bir kimsenin midesinin bozulması gibi, zihnin de lüzumundan fazla beslendiği durumlarda boğulacağını ifade eder.

Arthur Schopenhauer, 1859, portre: Jules Lunteschütz
Schopenhauer, 1859, portre: Jules Lunteschütz

Bazı  kitaplar fırlatılıp atılmalıdır!

İsimsiz yazarlar: Sahtekârlar…

Bir yazarın imzasını gizleyerek kalemi eline almasına ağır eleştiri getiriyor Schopenhauer. “Be adam! Madem başka insanlara söylediğin şeyi kabule yanaşmıyorsun, ne diye tutmazsın o karaçalıcı dilini!” diye serzenişte bulunur onlara. Bu şekilde davranan kişilerin edebî sahtekârlar olduğunu ifade eden sözlerden sonra, günümüzde epey popüler bir tutum geliyor insanın aklına: Haber sitelerinin altına yorum yazan fakat söylediklerinin arkasında ismen ve cismen duramayacak kadar özgüvensiz kişiler ve cümleleri…

Üslup, zihnin fizyolojisidir.

Yazarken bir üsluba sahip olmanın ve üslup oluşturmanın üzerine fazlaca eğiliyor Arthur Schopenhauer. “Üslup, bir kimsenin bütün fikirlerinin ne kadar çeşitli olursa olsun yoğrulup şekillendiği hamurdur. Yani üslup, düşüncenin siluetinden başka bir şey değildir; müphem yahut berbat bir üslupla yazmak bön veya insicamsız bir kafa anlamına gelir” demekte üslupla ilgili olarak…

Arthur Schopenhauer
(+)

Başkasının üslubunu taklit etmenin ise belli bir aşamadan sonra kabul edilemez olduğunu vurguladıktan sonra, taklitçi kişilere kızdığı kadar zavallılıklarına acır da Schopenhauer. Bir başkasının üslubunu taklit etmeyi bir maske takmaya benzetir. Oysa maske ne kadar güzel olursa olsun sonuçta cansızdır ve çok geçmeden yavan, tahammül edilemez bir şey haline gelecektir. Dolayısıyla en çirkin çehre bile, bir maskeden daha fazla tahammül edilebilirdir, çünkü canlıdır. Yazara göre canlı ve doğal olmak, güzel görünmekten önemlidir. Kişilere maskelerini, taklit üsluplarını çıkarıp atmalarını ve niteliği ne olursa olsun kendi kalemleriyle yazmalarını tavsiye eder ısrarla.

İzleri takip etmek değil yeni bir yol açmak…

Yaşamanın düşünmek üzerine temellendirilmesi gerektiğini anlatırken, anladığım kadarıyla rasyonalizmi kastetmiyor yazar. Duyuşu, duyguyu ve hisleri de bu kategoriye dâhil ediyor. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliğin düşünmek, akletmek, kalbetmek olduğunu vurguluyor adeta satır aralarında. “Bir insan her zaman okuyabilir fakat her zaman oturup düşünemez. Düşünceler de insanlar gibidir: Onları canımız istediği zaman çağıramayız, teşrif edip gelinceye kadar bekleriz” şeklinde ince bir noktayı vurguluyor.

Arthur Schopenhauer
(+)

İnsanlara ve zihinlerine önemli bir çağrıyla karşılaştığım anda, yavaş yavaş kitabın sonuna yaklaştığımı fark ediyorum. İnsanın daha önce yürümüş yolları tekrar yürümesinin bir faydası olmayacağını söyledikten sonra, yeni fikirler ortaya koymanın kişiye kattığı onurdan bahsediyor Schopenhauer. Artık düşüncelerin ikinci el olduğundan, karaborsaya düşmüş fikirlerin çokluğundan söz ederken; bu çokluğun bolluk bereket getirmediğini ve tam aksine bir düşünce kısırlığına yol açtığını anlatıyor.

Cidden güzel bir kitap “Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine…” Vaktiniz boşa gitmeyecektir emin olun! Çünkü bu kitap, “Bir yazarın sırf yazmış olmak için yazdığını anladığınız an, onun kitabını fırlatıp atın!” diyen birisinin eseri… Şimdiden, kitabın son sayfasını mutlu olarak kapatacağınızı ümit edebiliyorum.

 

 

Abdullah Yalnız zihninize afiyet diledi

Arthur Schopenhauer'in mezarı
Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2019, 10:59
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13