Kerkük’ten Bursa’ya ulaşan bir Nakşî nefes: Mehmed Emin Kerkükî

Evliyâullah hazerâtının nefesleri doğdukları yerlerle sınırlı kalmaz hiçbir zaman; feyezân olur akar, dünyanın bir ucuna dolar. Mehmed Emin Kerkükî gibi, Kerkük’te başlayan seyri Bursa’da vakfeder, Bursa’yı ve daha nice yerleri ihyâ eder. Hicret Karaduman yazdı.

Kerkük’ten Bursa’ya ulaşan bir Nakşî nefes: Mehmed Emin Kerkükî

“Kerkük nere, Bursa nere…” diyebiliriz ancak mesele öyle değildir. Büyükler mevzu bahis oldu mu mesafeler fark etmez, mekânlar birdir, zamanlar değişmez. Evliyâullah hazerâtının nefesleri doğdukları yerlerle sınırlı kalmaz hiçbir zaman; feyezân olur akar, dünyanın bir ucuna dolar. Kimi Hüsâmeddin Uşşâkî gibi Buhara’dan kalkar Anadolu’ya gelir, Uşşâk’ı mesken tutup buraya hizmet eder, sonraları biz onu Uşşâkî olarak anarız. Buharalı’dır ve aynı zamanda Uşşâk’lı olur.

Kimisi de Kerkük’te dünyayı şereflendirir mesela. Mehmed Emin Kerkükî gibi. Kerkük’te başlayan seyri Bursa’da vakfeder, Hazret Bursalı oluverir, Bursa’yı ve daha nice yerleri ihyâ eder. “Memleket doğduğun yerden ziyade doyduğun yerdir” derler ama öyle değildir. Doyduğun değil doyurduğun, âb-ı hayat içirdiğin yerdir memleket. Büyükler için böyledir. Ol sebepten Buharalı Uşşâkî olur, Kerküklü de Bursevî.

Mevzumuza dönelim. Mehmed Emin Kerkükî malum olduğu üzere Kerküklü’dür ama kimdir, Bursa’yla nasıl bir alakası vardır? Değerli üstadım Prof. Dr. Abdurrezzak Tek’in yeni kitabı, cevabı meraklısına ulaştırıyor: 19. Yüzyılda Bursa’da Bir Nakşî Mesnevîhân: Mehmed Emin Kerkükî. Hocam bu eseri neden telif ettiği sorusuna şöyle yanıt veriyor: “…Amacım bir yandan hazretin irfan sofrasında sunduğu hakikatleri taliblilere ulaştırmaktır. Diğer yandan yaşadığı dönemde bulunup bizatihi hizmet etme fırsatı elde edemediğim için vefatının 210. yılında, tuhfe kabilindeki bu çalışma ile şeyhin her iki âlemde de himmetine ulaşma ümidini dile getirmektir.” Bendeniz de kendisinin talebesi olarak, belki bahsettiği himmetin kırıntısına nail olur yahut bir esintisini hissederim umuduyla bu kitabı tanıtmayı kendime vazife addettim.

Mehmed Emin Kerkükî 1140/1727 yılında Musul vilayetine bağlı Kerkük’te dünyaya geldi. Hem anne hem de baba tarafından seyyid olan Hazret ilk eğitimini doğduğu yerde, babasının gözetiminde tamamladı. Rakka’da bulunduğu sürede Nakşibendî şeyhlerinden Nebîh Efendi’yle tanıştı ve ona intisap etti. Kerkükî’nin, Nebîh Efendi ile oluşan silsilesi şu şekildedir: Mehmed Emin Kerkükî > Nebîh Efendi > Hâce Alîmullah Hindi > Abdülgafûr Lahorî > Cemîlullah Mirza Beg > Fazlullah Serhendî > Muhammed Mâsum > İmâm Rabbânî.

Sarayda kâtiplik yaptı

Kerkükî Rakka’dan sonra Urfa ve Halep’te bulundu. Urfa’da şeyhinin de onayıyla bir zattan sarf, nahiv, mantık, meânî, usûl-ı fıkıh, tefsir ve hadis gibi ilimleri okudu. Dostlarıyla birlikte İstanbul’a sefer eyledi. İstanbul’da kaldığı süre boyunca giderek tanındı. Sadrazam Ragıp Paşa kendisini saraya davet ederek kâtiplik görevine getirdi. Farsçaya olan vukûfiyeti sebebiyle aynı zamanda Farsça dersleri verdi. Ramazan ayında Ayasofya Câmii’nde Yâsin-i Şerîf tefsiri yaptığı sırada bir gün, Nakşî Mesnevîhânlık geleneğinin bir temsilcisi olan Tazıcıbaşızade Mehmed Âgâh Efendi kendisini iftara davet etti. Bu tanışıklık sonrası Kerkükî, Âgâh Efendi’ye intisap eyleyerek tasavvufi terbiyesine yeniden başladı. Seyrüsülûkunu tamamlamasının ardından mürşidi tarafından kendisine icazet verildi. Hazret’in Mehmed Âgâh Efendi ile oluşan Nakşibendî-Müceddidî silsilesi ise şöyledir: Mehmed Emin Kerkükî > Tazıcıbaşızade Mehmed Âgâh Efendi > Neccârzâde Mustafa Rızâeddin Efendi > Arapzade Mehmed İlmî Edirnevî > Muhammed es-Semerkandî > Yekdest Ahmed Cüryânî > Muhammed Mâsum > İmâm Rabbânî.

Mürşidinin vefatının ardından bir süre Galata civarındaki bir evde irşad vazifesi gören Kerkükî, aldığı manevi bir işaretle 1779 yılında Bursa’ya göçtü. Veled-i Habib mahallesindeki mescide minber koyarak burayı camiye çevirdi. Bitişiğine kargir bir kütüphane ve derviş odaları ekledi. Daha sonra caminin önündeki bir konağı satın alarak, Nakşibendî tarikatına bağlı tekkesini kurmuş oldu.

Uzun süren hastalıkların akabinde şeyh Kerkükî 29 Ocak 1813 Cuma günü ahirete irtihal eyledi. Vefatından önce, aile ve dostlarını rahatlatmak için söylediği zarif sözler bir mezar taşına hayat verecek ihtişamdadır. Bize “Benim burada kararım yok / Ben buradan gitmeye geldim” diyen Yûnus’u hatırlatır: “Canım için asla üzülmeyin. İnşallah, Allah’ın inayetiyle ahirete güle güle, sürûr içinde giderim. Bu âlemden murad gitmektir, burada kalan olmamıştır.”

Kerkükî Hazretlerinin irşad vazifesi gördüğü tekke Emîniyye Dergâhı olarak bilinmektedir. Şeyh burada yalnızca tasavvufi irşadla meşgul olmamış; ilmî faaliyetlerle tarikat uygulamalarını bir arada yürütmüştür. Dervişlerine Mesnevî-i Şerîf, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Hikem-i Atâiyye gibi temel tasavvufi klasikleri okutmuştur. Tasavvufi terbiyesine henüz başlamış olan dervişlere ise, şeriat ve hakikati mezcettiklerinden dolayı Eşrefoğlu Rûmî, Molla Câmî ve İmam Şa’rânî gibi sûfîlerin eserlerini tavsiye etmiştir.

Ömrü boyunca irşadla meşgul oldu

Mehmed Emin Kerkükî daima sohbet ve irşadla meşgul olduğu için bizzat kendisi eser telif etmemiştir. Fakat on üç yıl hizmetinde bulunmuş olan müridi Gazzîzâde Abdüllatif Kudsî’nin Vâkıât’ı bize yeterli malumatı vermektedir. Burada şeyhin teorik ve pratik tasavvufi konulara dair yaptığı izahlar, sohbetleri, rüya yorumları, müritlere tavsiyeleri ve seyrüsülûka ilişkin beyanları kaydedilmiştir. Nitekim Abdurrezzak Tek’in kitabı da, Gazzîzâde’nin bu eserinden mülhem kaleme alınmıştır.

Mehmed Emin Kerkükî her şeyden önce şeriata ve dini kurallara hassasiyetle bağlı bir mürşiddir. Gazzîzâde’nin naklettiğine göre hastalık zamanlarında dahi cemaatten ayrılmamıştır. Bazı dostları, kendilerine zahmet çektirmeyerek namazları evde kılmalarını söyleyince onlara şu cevabı verir: “Oğullarım, eğer ben bu hastalıktan öleceksem bari namazda seccade üzerinde vefat etmiş olurum. Zira biz bu tarik-i aliyyede böyle sa’y u gayret ve ihtimamla feyiz elde ettik. Bu sebeple hasta olur olmaz âyin-i pîrânı terk etmeyin, zikrinize ve fikrinize halel getirmeyin” buyurur. Hazret bu ifadesiyle kendisini muazzam bir geleneğe bağlamış olur. Zira yüzyıllar önce aynı söz seyyidü’t-taife ve tasavvufun kurucusu sayılan Cüneyd-i Bağdâdî tarafından da dile getirilmiştir. Bu kadar yüce bir makamda olduğu halde neden elinde hala tespih taşıdığını soranlara şu yanıtı verir Cüneyd: “Beni Rabbime ulaştıran tespihimdir. Maksat hâsıl oldu diye bu mübareği nasıl bırakayım?”

Aynı minvalde olmak üzere Kerkükî Hazretleri sâlik için gerekli olan üç ilim olduğunu ifade eder: İlki akaid ilmidir ki bununla salik ehl-i sünnet inancı üzerine istikamette kalır. İkincisi İslam’ın şartları ve helal-haram gibi konuları öğreneceği ilmihal bilgisidir. Üçüncüsü de ahlak ilmidir. Bununla sâlik Muhammedî ahlakın ne olduğunu öğrenir, sülûkun da gayesi tam olarak budur.

Manevi olarak terakki etmek isteyen bir mürid neden mürşide ihtiyaç duyar? Şeyhe göre müridin zatında içkin bulunan ezelî istidadın ortaya çıkması buna bağlıdır. Mürşidi, sâlikin manevi durumuna göre gerekli riyâzet ve mücâhedeyi ona talim eyler, böylece sâlik kendisine ezeli âlemde takdir edilen ilahi feyizlere tedricen vasıl olur.

Kerkükî Hazretleri’ne göre gençlik seyrüsülûk için kıymeti bilinmesi gereken eşsiz bir hazinedir. Riyâzet, mücâhede ve gayretler gençlik çağında çok daha rahat gerçekleştirilir. Manevi terbiyesinin bidayetinde sâlik önce dilini zikre alıştırır. Bir süre sonra bu zikir kalbe iner ve zâkir zikrinde müstağrak hale gelir. Masiva düşüncesinden kurtulur, kendisi için hakikat güneşi doğar. Böylelikle zikir zâkirin bütün uzuvlarına sirayet eder. Nihayetinde hepsi zâkir olur. Böyle bir kişinin bedeni kabirde çürümez. Zira ruhun bekâsıyla ilgili sır bedene aksetmiştir.

Manevi terbiyenin beş şartı

Bir mürid manevi terbiyesinde yol katetmek için beş şartı taviz vermeden yerine getirmelidir: İlki susmaktır; gereken durumlarda olabildiğinde kısa ve öz konuşulmalıdır. İkincisi karnı tıka basa doldurmayıp yemekte azla kifayet etmektir. Özellikle haram lokmadan kaçınılmalıdır, zira haram lokmanın kokusu dahi kalp için öldürücü bir zehirdir. Üçüncü şart seherde uyanık olmaktır. Dördüncüsü zikir ve tefekkürle meşgul olarak en az iki saat halvette kalmaktır. Son şart ise her nefesi Hakk’ı zikretmeye harcamaktır.

Kerkükî müridi hurma ağacına benzetir. Hurma ağacı nasıl yerinde sabit kaldıkça dallanıp budaklanır ve nihayetinde meyve verirse, bir mürid de mürşidinin bahçesinde sabitkadem olmalıdır, ta ki kendisine ilahi feyizler ulaşa. Sâlik bir mürşide intisap ettikten sonra onun vereceği vazifeleri yerine getirmeli, daima sohbetinde bulunmaya gayret göstermeli ve her ne olursa olsun şeyhine hürmetsizlikte bulunmamalıdır. Sohbet mühimdir, zira “mürşidin huzurunda bulunmak bizatihi sülûktur ve mürşidin nazarı sâlike kimya gibidir”. Şeyhe göre sâlik, süt emen çocuğa benzer. Bir çocuğun annesinden iki yıl süreyle süt emmesine benzer şekilde, sâlik de mürşidin yanında en az iki yıl terbiye görür. İstidadı bulunanlara daha az süre kâfî gelebilirken bazıları için bu vakit uzayabilir. Peki mürid manevi olarak terakki ettiğini nasıl anlayacaktır? Kerkükî’ye göre şayet ahlakı güzelleşiyor, tevazuu ve hilmi ziyadeleşiyorsa amacı gerçekleşiyor demektir. Zira seyrüsülûkun gayesi güzel ahlaktır. Zamanımızda tarikat adabı üzere seyrüsülûk etmek güç olsa da, hiç olmazsa elden geldiği kadar gayret gösterip ilahi yardımın intizarında olmak gerekir.

Mehmed Emin Kerkükî fizikî ve ruhî hastalıklarla ilgili de bazı reçeteler sunmuştur. Bunlardan birini teberrüken zikretmek gerekir. Mide rahatsızlığı geçirenlere şunu tavsiye eder Şeyh: Bir kap suya ayva konularak iyice kaynatılır. Daha sonra ayva çıkarılıp suyu sıkılır ve çıkan su ile kaynayan su, şeker ilavesiyle tekrar kaynatılır. Elde edilen su bir şişeye konularak ara ara içilmesi iyi olur. Bu reçete mideyi güçlendirir ve varsa mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Yine hasta olan kişi, üzerine وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ (el-İsrâ, 18/25) ayeti okunmuş olan suyu içerse Allah’ın izniyle şifa bulur. Ayrıca Esmaü’l-Hüsnâ’dan el-Hayy ism-i şerifini okumaya devam ederse kısa sürede hali iyileşir.

Kaynak: 19. Yüzyılda Bursa’da Bir Nakşî Mesnevîhân: Mehmed Emin Kerkükî, Prof. Dr. Abdurrezzak Tek, Bursa Akademi, 2019.

Güncelleme Tarihi: 08 Mayıs 2019, 10:26
YORUM EKLE
YORUMLAR
yıldız
yıldız - 2 hafta Önce

EyvAllah, yazın çok hoş olmuş gerçekten hicret hocam eline, gönlüne sağlık. Rabbim ilm û irfânını ziyadelestirsin. Bizim için çok hoş bir tuhfe oldu..

banner19

banner13