Kerim Kitabımızı Anladığımızda Kendimizi de Anlayacağız

Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde kitap ve hikmetin ayrı ayrı zikredilmesi, kitap veyahut kitaptaki hükümler ile hikmetin ayrı şeyler olduğu anlamına gelmez. Hüküm ile hikmetin ayrı zikredilmesindeki gaye, biz insanların hüküm ile hikmeti bir arada anlamamış olmamızla ilgilidir. Fatih Pala yazdı.

Kerim Kitabımızı Anladığımızda Kendimizi de Anlayacağız

Mehmed Alagaş, İnsan Dergisi Yayınları’nın otuz üçüncü, kendisinin ise otuz birinci kitabı olan 23 Mesele ile Kasım 2017’de okuyucularıyla tekrar buluşmuştu. İlkiyle (Rabbanî Yol ve Sünnetullah, Said Hakim müstearıyla) bu yeni kitap çalışması arasından tam 30 yıl geçmiş. Bu demek oluyor ki her yıla, yaklaşık bir kitap sığdırmış yazarımız; kalemine sağlık diliyoruz.

Üzerinde durulmaya ve dahi gündem edilmeye gerekli gördüğü 23 meseleyi, seven ve takip edenleriyle paylaşmayı uygun görmüş Alagaş bu eserinde. Daha önce Tartışılan Sorular adını verdiği bir başka kitabında, o günün (1994 yılı) şartlarında açığa kavuşturulmasını ve cevap verilmesini düşündüğü konuları bir bir sunmuştu. Yazarların, zamanlarının tanıklığını yapmakla yükümlü oldukları hakikati mucibince, bu tavrın büyük önem taşıdığını yeri gelmişken söyleyelim.

23 Mesele’de, Yüce Rabbimizin sıfatları konusuna eğildiği gibi, O’nun rahmetinin gazabını geçtiği mevzusuna da parmak basan Alagaş, Kur’an-ı Kerim’deki mecazlardan hikmete, veliliğe, mücedditliğe, içtihada, peygamberlerin dışında seçilmiş insanın olup olmayacağına, hadislere amelî yönden yaklaşmaya, dua gerçeğine ve duada Allah Rasulü’nden (sas) istekte bulunmaya kadar pek çok noktaya değiniyor.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan bütün ayetlerin yüceliğini ve bu yücelik karşısındaki küçüklüğümüzü dikkate alarak haddimizi bilmemiz ve bu muazzam kitaba boynu bükük bir fikir fakiri olarak yaklaşmamız gerekir. Bunları bilip, bu gerçeklere iman ederek Yüce Allah’a tevekkül ve tefekkür duygularıyla yapacağımız her ciddi çalışma, Rabbimizin lütfuyla hayır, rahmet ve bereketlerle karşılaşacağımız önemli çalışmalar olacaktır. Zaten Kerim olan Rabbimizin ‘Kerim’ vasfını verdiği bu yüce kitabımız, özel ve önemli anlam kapılarını, kendisine ancak bu bilinç ve teslimiyetle yönelen mü’minlere açacak bir kitaptır.” düşüncelerini paylaşıyor Alagaş. Bu sözleriyle Müslümanların hâlihazırda yaşadıkları dertlerin ve devaların, sorunların ve çözümlerin, hastalıkların ve şifaların hepsinin, Kur’an-ı Kerim’le ve Kur’an-ı Kerim’e olan yaklaşımlarla ilgili olduğunu hatırlatıyor. Kerim kitabımızı anladığımız kadar kendimizi anlayacağımızı, kendimize geleceğimizi söylüyor hatta.

Hikmet nedir?

“Hikmet Nedir?” başlığını verdiği bölümde, “ilahî hükümlerdeki hikmetin, bu hükümlerin bizzat içlerinde olduğunu” hareket noktası kabul ediyor Alagaş. Burada, “emir veya nehiyle ilgili herhangi bir ilahî hükmü, yaşadığımız ya da terk ettiğimiz zaman karşılaşacağımız anlamlı sonuç” olarak tanımlıyor hikmeti. Alagaş’a göre, ilahî hükmü yaşadığımız zaman karşılaşacağımız “rahmet ve güzel sonuç” bu hükümle ilgili bir hikmet olduğu gibi; ilahî hükmü terk edip yaşamadığımız zaman karşılaşacağımız “zillet ve musibet” de aynı hikmetin diğer bir boyutudur.

Yazarımızın, hikmetle ilgili olarak vardığı nokta şu: Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde kitap ve hikmetin ayrı ayrı zikredilmesi, kitap veyahut kitaptaki hükümler ile hikmetin ayrı şeyler olduğu anlamına gelmez. Hüküm ile hikmetin ayrı zikredilmesindeki “hikmet”, biz insanların hüküm ile hikmeti bir arada anlamamış olmamızla ilgilidir. İnsanların çoğu, “hükmü” okumasına ve bilmesine rağmen bu hükümdeki “hikmet”e vakıf olmayabilirler. Bu kişilerin, okudukları ve bildikleri bazı hükümlerle ilgili hikmete ulaşamamaları, bildikleri hükümlerde hikmet olmadığı ya da hikmetin başka bir yerde olduğu manasını içermez. Yine bunlar, kendilerine hükümlerin verildiği; fakat o hükümlerde bulunan hikmetlere henüz ulaşılamamış kimselerdir.

Yazarımız, konunun sonlarına doğru Allah Rasulü’nün (sas), “Hikmeti, -hikmete- ehil olmayana vermek, hikmete zulümdür. Hikmeti, -hikmete- ehil olana vermemek, hikmet ehline zulümdür” hadis-i şerifini veriyor. Bu hadis ile hükmünde pek çok hikmet olan şanı yüce Rabbimizin bütün işlerinin, bizler yeterince anlamaktan ve kavramaktan aciz kalsak da hikmetten uzak işler olmadıklarını belirtiyor.

Alagaş’ın önemseyerek gündemine aldığı meselelerden bir diğeri de içtihat etme, müçtehit olma konusudur. “Kim ya da kimler içtihat edebilir?” sorusuna cevap olarak şu cümlelerini kuruyor: “Beşer kaynaklı kitaplardan önce Kur’an-ı Kerim’e karşı sorumlu olduklarını idrak eden, bulunulan zamanda ve mekânda yaşantılarıyla, yetenekleriyle, çalışmalarıyla, ilmî seviyeleriyle, ihlas ve takvalarıyla içtihada en ehil Müslümanlar, içtihat etmekle yükümlüdürler. Her zaman için içtihada en ehil Müslümanlar, bu farzı yerine getirmeye çalışmakla mükelleftirler. Yerine getirilmesi gereken bu farz, tabulaştırılmış bazı şartlara istinaden, Müslümanlar üzerinden sakit olan bir farz değildir. Yaşanılan zamanın içtihatta en ehil Müslümanları, geçmiş müçtehitlere nazaran bazı artı ve eksileri olsa dahi bu farzı, kişi veya kişiler düzleminde yerine getirmeye çalışmakla sorumludurlar.”

Nebevî içtihat usulü

İçtihatla ilgili bunlara vurgu yapan yazarımız, dünya Müslümanları olarak karşılaştığımız sorunları, ortak bir fıkıh usulüyle çözümlememiz için “Nebevî İçtihat Usulü” adını verdiği bir içtihat usulü teklifinde bulunuyor. Buradan yola çıkarak da; Kur’an-ı Kerim’in ışığında sahih sünnete yönelmenin ve Allah Rasulü’nün (sas) söz ve tatbikatındaki nebevî usulü anlamaya çalışmanın önemli bir davranış olduğunu düşünüyor. Özellikle altını çizdiği ve son nefesine kadar da çizmeyi düşündüğü, isteyip beklediği bir gerçek var Alagaş’ın bu husus dâhilinde: İçtihatlarda usul meselesini araştıranlar, mezhep imamlarının usullerinin ötesine geçerek Efendimiz’in (sas) usulünü anlamaya çalışmalıdırlar. Çünkü Alagaş, sünnet-i seniyye ve özellikle ahkâm hadisleri incelendiğinde, nihai örnek alınması gereken nebevî usulle ilgili birçok gerçeğin anlaşılabileceğini, mezhepler arasında usulle ilgili meydana gelen birçok ihtilafın çözülebileceğini düşünüyor.

Bu meseleyle alakalı olarak özellikle şunu tavsiye ediyor: kerim kitabımız Kur’an’ın, bizleri pratikte muhayyer bıraktığı meselelerde, Rasulullah’ı kendimize örnek alarak sünnetine tam ve net bağlılık göstermeliyiz. Bu, O’nu, gözü kapalı taklitle değil, gözlerimiz açık olarak takip ederek gerçekleşecektir. Yine bu durum, nebevî uygulamalarla ayetler arasındaki muhteşem ilişkiyi görerek ve o rahmet Peygamberi’nin “Nebevî Usulü”ne bağlı kalınarak anlamını bulacaktır.

Üzerinde ciddiyetle durularak ayrıntısına girilecek daha pek çok meselesi olan 23 Mesele kitabından, bu kadar bahis açmakla yetinelim. Bu günler için faydalı, yarınlar için gerekli gördüğü meselelerden dolayı eserler vermeye devam ettiğini söyleyen yazarımız Mehmed Alagaş’ın, yarınlara dair umut taşıması, bizlere de umut aşılamakta. Sevinçli ve umutluyuz; zira yine yazarımızın ifadesiyle “dünyanın istikbali Kur’an’dadır”. Yüce Rabbimiz, rasulü ve nebisi Muhammed’in (sas) en büyük ve en güzel sünneti olan Kur’an-ı Kerim’i, bizlere arkadaş ve yoldaş eylesin.

 Mehmed Alagaş, 23 Mesele, İnsan Derfisi Yayınları.

Fatih Pala

Yayın Tarihi: 11 Ağustos 2018 Cumartesi 08:21 Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2018, 18:02
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüsamettin Şanal
Hüsamettin Şanal - 3 yıl Önce

Banu hanım 1992 yılindan tanıdığım Rahmetli hocamız başkanımız Mehmet Akif İnan'la yürüdüğümüz o zor ve zahmetli süreçte davasına inanmış sesi sözü ve yüreği güzel insanı Rabbim rahmetiyle muamele eylesin mekanı cennet olsun sizlerede sağlıklı hayırlı ömürler diliyorum selam ve saygılarımla

banner26