banner17

Kentin makamındaki ruh kenti kurar

Ahşap pencerelerden kır, çöl ve kent üçlüsüne, kent ve bulutlardan odada bulunan yapma çiçeğe birçok konu başlığı Rasim Özdenören'İn 'Kent İlişkileri'nde değindiği hususlardan.. Hatice Kübra Karadeniz yazdı.

Kentin makamındaki ruh kenti kurar

https://www.ktpkitabevi.com/urun/kent-iliskileri-115160427Deneme ve hikaye kitapları olan Rasim Özdenören, farklı tarzı ve konusu ile karşımıza Kent İlişkileri isimli kitabıyla çıkıyor. Arka kapağındaki yazıda özetlediği gibi kent, kent olguları ve ilişkileri üzerinden giderek devam eden olay örgüsü, yazarın yaşadığı kesitlerle birleşerek farklı bir hale dönüşüyor: “Kent olgusu bir bakıma uygarlığın müteradifidir. Uygarlık oluşturmak insan varlık yapısının temel yönsemelerinden biridir. Bir uygarlığın yozlaşmaya uğraması, dolayısıyla bu uygarlık içinde yaşayanların yozlaşmış olması, işbu temel yönsemenin yok sayılmasını gerektirmeyeceği gibi, onun sonuçlarının ortaya çıkmasını da engellemez ve onun reddini de gerektirmez. Böyle bir red ortaya çıktığında onu haklı da kılmaz. Bütün bu yok saymalara, red ve inkarlara rağmen, insan kendi varlık yapısında içkin bulunan yönsemenin isterlerini (kent ve uygarlık işlemini) ifa etmekten geri durmaz. Çünkü insan, yalın tabiat içinde yaşamaz. O,tabiatı yaşayabileceği hale dönüştürür, bu demektir ki kent kurar. Kentten kaçan ya geri kente döner veya gittiği yeri kentleştirir: gittiği yerde kendine barınak, yol inşa eder. Kendi gövdesini ve tabiatı örtmek, insan varlık yapısının kendiliğinden yönsemesidir: ilkinden giysi, ikincisinden de kent oluşuyor: bu da uygarlık olgusunun başka bir biçimde ifadesine tazammum ediyor.’’

İçerisinde toplam elli dokuz deneme yazısı barındıran Kent İlişkileri, yüz doksan sekiz sayfa. Her denemesi hayata dair atılan bir adımı ve görünürlülüğü olmayan mekanlara dair kelimeleri içerisinde saklıyor. İsmi her ne kadar genel bir düzlemi ortaya koymuş olsa da pek çok özel niteliği içinde barındırarak biz okuyucalara sunmakta kitap. Bazı şeyleri hâlâ kafamda oturtamamış olsam da iyidir diyorum. Her şeyi anlamak mı gerekiyor? O müphem, o esrarlı kuyu içimizde biraz debelensin ve biraz merakla kaldığımız yerden devam edelim. Sadece okumaya değil, yaşamaya... Hakkını vererek, ufuklara doğru yeniden yeniden bakarak...

Kitabın içeriğine dair belli bir düzenden bahsedemeyiz. Bazen yerinde tespitler, bazen örneklerle yaşamla iç içe girmiş girift meseleler. Şehir hayatına ve insana dair pek çok farklı bakış açısıyla birlikte yeniden düşünme fırsatını yakaladığınız örneklemleri görüyorsunuz kitapta. Bazen sorular bir diğerini getirirken, bir diğerinde sadece anlamak yetmiyor.

Ahşap pencerelerden kır, çöl ve kent üçlüsüne, kent ve bulutlardan odada bulunan yapma çiçeğe birçok konu başlığı yazarın kitapta değindiği hususlardan... Kitapta insan ve mekanlar üzerinden devam eden birçok bilgiyi bulmak mümkün. Bazen tespitler, bazen örnekler, bazen umutlar, bazen düş kırıkları...

Rasim Özdenören’in modern hayata şu tespiti yapıyor: “'Modern hayat’ hiç bilmediğin bir kentte, dünyanın en büyük kentinde bile olsanız, hiç kimseyle hiçbir şey konuşmadan, size asla kimseyle konuşma ihtiyacı hissettirmeden, gündelik işinizi kendi kendinize yapmanızı sağlıyor. Yeter ki, sizin yerinize konuşmanın işlevini yerine getirebilecek parasal tedarikinizi hazırlamış olun.” Kent deyince akla gelen modernliğin inadın,a kenti seven yanıyla modernliğe kafa tutan bir tavrı var aslında Rasim Özdenören’in. Aslında bu tavır moderne değil modernliğe yani insanların benimseyiş tarzına, ortaya koydukları düşünce felsefelerine. Uzun bir müddet bu işin içinden çıkamadığımı burada itiraf etmiş olayım. Kent ve modernizm arasındaki ilişki düzleminin, daha doğrusu değişen şartların karşısında duran ama geçmişi içerisinde barındıran bir düzenin varlığını yeni fark etmiş olmamdan kaynaklıyor olması muhtemel bu durumun. Kenti modernlikten ayırmakdan ziyade her şey gibi denge üzerinde durmak gerekiyor; diğer türlü kitabın içeriğindeki örnekleri ve durum değerlendirmelerini anlamak pek güçleşiyor.

Modern insan tavrında iki taraf da hem kulağını hem dilini kullandığı halde konuşmuyormuş gibi görünürken, fakat aslında taraflardan biri ötekini sürekli bir bildiri taarruzuna maruz bırakırken; Yunus’un insanları dilsiz ve kulaksız olarak, üstelik her iki taraf da hem dilsiz hem kulaksız olarak bir iletişimi gerçekleştirebilmektedirler.” Bu da modernliğe dair farklı bir tespiti içinde barındırmaktadır.

Kenti meydana getiren, o kentin makamındaki ruhtur

Bulunduğumuz yeri bulunduğumuz yer yapan aslında bizler ve o zamanın şartlarıdır. Bunu bana “Cahit’in Maraşı ya da ya Maraş Yoksa!” başlıklı denemeden ötürü söylüyorum. Zaman en kötü oyununu biz insanlara sadece kendisini alıp götürerek değil içindekilerini yutarak yahut bir yerlerde eksilterek oynuyor. Aslında zamanın suçu değil, insanın oynanan oyunları fark edemeyişinden kaynaklanıyor bu durum. Ve elinden hiç bir şey gelmeyişi.

Belki de kitabın yazılmasında, yazılması olmasa bile şekil verilmesinde payının olduğunu düşündüğüm paragrafı da burada paylaşmadan edemeyeceğim: “Kenti meydana getiren onun kurulduğu yerdeki, bu demektir ki, o kentin makamındaki ruhtur. Herkesin bildiği ve söylediği gibi ruh görünen bir varlık değildir, ruh görünmez, ama var olduğu bilinir. İşte o kenti meydana getiren o kentin makamına ait olan o ruhtur. O makamdaki o ruh, orada, o kentin inşasına yol açar, dahası onun inşasını zorlar.”

Son olarak da özgürlüğe dair basit ama net olan bir cümleyi eklemek istiyorum. Diyor ki Rasim Özdenören; “Özgürlük, özgür olma bilinciyle var oluyor çünkü.” Bir şeyleri sadece bilmek yetmiyor. Bilme ihtimalinden ziyade farkında olmak, yaşayarak hayata anlam katma çabası. Sadece özgürlük için değil, anlaşılması gereken bütün kavramlar üzerinde hep aynı değeri taşıyor. Bilinç ve farkında olarak yaşabilme ihtimali.

Hatice Kübra Karadeniz yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 11:44
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20