Kendinden bihaber olan neyi koruyacak ki?

Hindistan'ın önde gelen fikir adamlarından Ebu'l Kelam Azad'ın İngiz mahkemelerindeki savunması 'Ölümsüz Müdafaa' bugünün Müslümanalrına ne söylüyor? Seval Günbal yazdı..

Kendinden bihaber olan neyi koruyacak ki?

 

Hint Özgürlük Hareketinin önde gelen liderlerinden ve aynı zamanda Hindu-Müslüman ittifakının güçlü savunucularından olan Ebû’l Kelâm Âzâd, Pan-İslamist düşünceleri ve Hindistan’ın bağımsızlığı için verdiği çabadan ötürü Hindistan tarihinde yirminci yüzyılın en önemli karakterleri arasında sayılır. 1923 yılında Hindistan Kongre Partisi’nin başkanı olan Âzâd, Hindistan’ın bölünmesine şiddetle karşı çıkmış. Ona göre Hindistan’ın bölünmesi, bölgeyi Müslüman toprağı olmaktan uzaklaştıracaktı. Âzâd’ın yargılanması sırasında yaptığı savunma, Hindistan siyasi literatürünün en önemli örneklerinden biri haline gelerek büyük dikkat uyandırır. Türkiye’de de birçok defa ‘Ölümsüz Müdafaa’ ismiyle basılır. Bu haberde söz konusu kitap üzerine söz söyleyeceğiz.

Öncelikle Ebû’l Kelâm Âzâd’ın hayatı hakkında kısa bir bilgilendirme yapacak olursam çeşitli kaynaklardan yaptığım tarama sonucunda şunları paylaşabilirim: Asıl adı Muhyiddin Ahmed olan Mevlana Ebû’l Kelâm Âzâd, 1888’de Mekke’de doğmuş. Ebû’l Kelâm Âzâd’ın babası, Mevlana Hayreddin, İslâmi ilimler üzerine araştırmalar yapan, yazılar yazan biri. Aynı zamanda kanaat önderi sayılan bir kişilik.

Mevlana Hayreddin’in Mekke’de yaptığı ilmî çalışmalar Osmanlı padişahı I. Abdülmecid’in dikkatini çeker. Padişah, onu İstanbul’a davet eder. Bir süre aile burada yaşar. On yaşına kadar Mekke’de yaşayan Ebû’l Kelâm Âzâd’ın üç kızkardeşi ve bir de erkek kardeşi vardır. Babasının tedavisi için Hindistan’a gelirler. Annesini kaybetmesinin ardından babasının ilmi baskısı artar. Yirmi yaşında tamamlaması gereken eğitimi, onbeş yaşında tamamlar. Babası yatış-kalkış, yemeğe oturuş, ibadet saatlerini hep bir disiplinle uygular. Matematik, astronomi, tıp, İbn-i Arabi’nin tasavvuf görüşü, hadis, tefsir, fıkıh konularında eğitim alır. Bu dersler arasında en çok mantık derslerine ilgi gösterir. Arapça ve Farsça eğitiminin yanı sıra Urduca şiirlere ilgi duyar ve Urduca şiirler okumaya başlar. Öyle ki bir süre parasını şiir kitaplarına harcıyor. Hatta bu ilgisini öyle bir dereceye vardırıyor ki edebiyat alanında eğitim almamış bir insanın eğitiminin hep eksik kalacağını vurguluyor. On bir yaşında “Nayrang-i Âlam” isimli ilk şiir dergisini çıkarıyor. Bu dönemde Ebû’l Kelâm Âzâd, dogmatik fikirlerden özgürleşmeyi sembolize eden ‘Âzâd’ mahlasını seçer. 1900 yılında Züleyha Begüm ile evlendiğinde kendisi on üç, eşi ise sekiz yaşındadır.

"Biz çocuklarımıza önce yeryüzünün bir sakini olduğunu öğretmiyoruz"

Bu arada dönemin Hindistan genel valisi Lord Cursen, 1905 yılında siyasi çalkantılar içerisinde bulunan Bengal’i iki bölgeye ayıran idarî uygulamaya gider. Hindular duruma karşı çıkarlar. Bu olay sonrasında Ebû’l Kelâm Âzâd siyasetle ilgilenmeye başlıyor. Âzâd, el-Hilâl adında sonradan oldukça ses getirecek bir gazete yayımlar. Çeşitli ülkelerde tanıştığı fikir adamlarından ve siyasi görüşlerden de etkilenir. El-Hilâl, bir yandan İslâm’ın temel kaynaklarına dayanan ihyacılığı savunurken öte yandan da Hint milliyetçiliğini savunur. Özellikle Balkan Savaşları esnasında devamlı Osmanlı’yı destekler ve Osmanlı hilafetini savunur. İngiliz yönetimi aleyhine yazdıklarıyla dikkat çeken gazete kısa sürede çok ilgi görür. İngilizlere yakınlığıyla bilinen Müslümanlar durumdan rahatsız olurlar ve Âzâd’a şiddetle karşı çıkarlar. İngiliz hükümeti, 1915’te gazeteyi kapatır. Âzâd tekrar bir gazete çıkarır, İngiliz hükümeti onu önce sürgüne gönderir, ardından tutuklatır.

Hapisten çıkınca Hindistan’daki İngiliz yönetiminin yaptıklarını gören Âzâd, İngiliz mallarını boykot eder. Halk nezdinde bu harekete destek giderek artar. İngiliz hükümeti ise toplantı ve konuşma yasağı getirir. Bu yasağa karşı koyan Âzâd ve beraberindekiler tutuklanır. Hükümet tutukluları beslemekte zorlanınca Âzâd dışındaki herkesi serbest bırakır. Âzâd, mahkeme karşısına çıkartılır. İşte Azâd’ın bütün ilmi birikimi bu savunma sırasında kendini gösterir. Yargılanması sırasında yaptığı bu savunma “Ölümsüz Müdafaa” adıyla basılır. Ömer Rıza Doğrul tarafından dilimize de çevrilen savunma bugünün “düşünen Müslümanlar”ı için önemli bir kaynaktır. Özellikle şu sözleri ilham arayana yol gösterici niteliktedir: “Bir Müslüman’ın doğrunun karşısında susmasını ve zulmün zulüm olduğunu ilan etmemesini istemek, onun Müslümanlıktan vazgeçmesini istemekten farklı değildir. Eğer bir Müslüman’ın dinden çıkmasını istemiyorsanız zulme zalimdir demesine mani olmayın!” (Ölümsüz Müdafaa, syf.30)

İnsanlar tek bir ümmetti” ayetini unutanlara bir çağrı niteliğinde olan Âzâd’ın şu sözleri de eğitim sisteminden vicdan yasamıza kadar sorguya ve şüpheye açık olduğumuzu gösteriyor: “Biz çocuğa coğrafya öğrettiğimiz zaman, onun yeryüzünün bir sakini olduğunu öğreterek başlamıyoruz, tersine onun Delhi’den olduğunu, Delhi’nin Hindistan’da bulunduğunu, Hindistan’ın Asya’da olduğunu, Asya’nın Doğu Yarım Küre’de olduğunu ve dolayısıyla Doğulu olduğunu öğretmekle başlıyoruz. Onun insan türüne mensubiyeti düşüncesi salt bir soyutlama olarak kalıyor.”

Hint bağımsızlığı için Müslüman-Hindu işbirliği yapan ve Hindistan’ın bölünmesini ve Afganistan’ın kurulmasını istemeyen Ebû’l Kelâm Âzâd, bir süre sonra dönemindeki birçok fikir ve siyaset adamı gibi salt milliyetçi bir söyleme hapsolabiliyor. Âzâd’ı eleştirebileceğim tek nokta bu olacaktır. O gün bugündür birçok insanın ortak kazası bu. Dertten kurtulmanıza vesile olan şey bir süre sonra derdiniz olurmuş. Böylesi bir durumda temiz kalmak maharet değildir elbette. Arabayı tamir eden kişi için kirlendi deriz. Oysa adam arabayı tamir etmiştir. Sen ne yaptın? Bizler modern, liberal, ulusçu devletimizle övünüyoruz. Âzâd, en güçlü Müslüman devletin hilafeti üstlenmesi ve Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanlarının halife olarak kabul edilmesini teklif etmiştir. Pakistan’ın kurulmasını isteyen Müslümanlara karşı duran Âzâd, Pakistan’ın kurulmasının ardından da buraya asla gitmedi. Tercümanü’l Kuran, Mes’ele-i Hilafet aur Ceziretü’l Arab, Ölümsüz Müdafa, Destan-ı Kerbelâ, Âzâd ki Kahâni Hud Âzâd ki Zubâni… gibi eserler yazdı.22 Şubat 1958’de Yeni Delhi’de vefat etti.

Müslümanın kendine yapacağı en kötü şey kendinden bihaber olmayı doğallaştırmaktır

Müslümanlığımız, Müslümanlığınız, Müslümanlar, ümmet, bilinç… Âzâd’ın savunması boyunca vurgu yaptığı şey de budur aslında. Kitabı okuyunca aklınızda bir sürü soruyla olduğunuz yerde kalakalıyorsunuz. Bir sorgulamadır başlıyor. Kolay gele diyorsunuz. Biz biliriz ki; bir Müslüman koruması gereken özelliklerini, canını, malını, neslini, aklını ve dinini koruyamıyorsa eğer, birileri çekilin deyince çekiliyorsa kendi hikâyesini yitirmiştir. Biliriz ve sorgularız ama ne kadar etkili olur onu bilemeyiz. Bugün de bu sorgulamadan kendimizce geçmemiz gerektiğine inanıyorum. Kitabı bir de bu vurgular ekseninde okumam gerektiğini de tabii.

Sorgulanması gereken şey kişinin Müslümanlığıdır elbette, yani vicdanı, yani bir Müslüman olarak sorumlulukları. Bu yazıyı okuyorsan perde kapanmadan önce gözlerini açıp gerekeni yapmalısın. Bilgini ve emeğini heba etmiyorsan, yirmi dört saat o hissiyatı yaşayıp taşıyorsan, bedel ödüyorsan gerekeni yapıyorsun demektir. Bir tarihsel eylem planı tutarsızlığına düşmene gerek yoktur o zaman. Müslümanın kendine yapacağı en kötü şey kendinden bihaber olmayı doğallaştırmak olabilir; bütün özelliklerini yok saymak, onlarla yaşamamak. Ama daha da kötü olanı zaten haberdâr olmayınca koruyacağın bir şeyin de kalmamasıdır. Silkinip kendine gelmek isteyenler için tez elden okunası bir kitap “Ölümsüz Müdafaa”.

Sevâl Günbal yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 09:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26