Kendi mesane taşını alan demirci ustası

16. yüzyılda Amsterdam’da bir cerrahın çalıştığı ortam demirci dükkanından farksızdı. Sade bir esnaf kabul edilen cerrahlar ameliyatlarını, kunduracılar ve berberle aynı yerdeki küçük dükkânlarında yapıyorlardı.

Kendi mesane taşını alan demirci ustası

İlk karın gerdirme ameliyatının Romalılar tarafından yapıldığını biliyor muydunuz? Ya tükürük damlacıklarıyla hastalık yapan minisküllerin sıçramasını engellemek amacıyla cerrahların 19. yüzyıldan itibaren ameliyat esnasında maske takmaya başladıklarını? Ya da 22 Kasım 1963’te uğradığı silahlı saldırı sonrasında ABD’nin 35. Başkanı John F. Kennedy’nin kafasına aldığı ölümcül yaraya odaklanan bir oda dolusu doktorun önünde nefes borusunu delen mermi yüzünden kan kaybından öldüğünü?

İşte bu soruları halen Amsterdam Slotervaart Hastanesi’nde cerrah olarak çalışan Arnold van de Laar, Bıçak Altında isimli kitabında için cevaplamış. Kitap tarihte gerçekleşmiş 28 ilginç ameliyat üzerinden cerrahi alandaki gelişmeleri özetliyor.

Yazar göre yara tedavisi muhtemelen insanlık tarihindeki ilk cerrahi müdahaledir. Cerrahinin ilgi sahasına giren ikinci problem yumru, sivilce ve apse gibi irinli bir enfeksiyonu açarak içindeki iltihabın akıtılmasıydı. Bunun için ucu sivri bir alete ihtiyaç vardı: sivri bir okun ucu, hançer veya sıradan bir diken. İşte böylece cerrahiye bıçak dahil edilmiş oldu. Kırılan bir kemiğin düzeltilmesi de cerrahinin üçüncü temel uğraşı. Yine aşırı kan kaybı, nefes alamama gibi acil müdahaleyi gerektiren vakalar da cerrahları ilgilendiriyor.

Modern cerrahinin babası

Arnold van de Laar, tıbbi bazı buluşların tesadüfen gerçekleştiğine dikkat çekiyor kitaptaki bölümlerin birinde. 16. yüzyılda savaş sırasında cephedeki yaralı askerleri tedavi etmeye çalışan tecrübesiz bir genç hekimin başından geçenleri şöyle aktarıyor: “Savaş meydanı tüfek kurbanlarıyla doluydu, ancak Ambroise henüz tek bir kurşun yarası bile tedavi etmemişti. Yaraya kızgın yağ döktüğünde fokur fokur kaynadığını gördü. Kaynayan bir tava gibi yaradan etrafa bir şeyler sıçradı. O kadar çok yaralı vardı ki, akşama doğru kazanda yağ kalmamıştı. Geriye kalan yaralılar için gülyağı ve yumurta sarısından merhem yapmak zorunda kalmıştı. Gece askerlerin acı çığlıkları arasında uyumaya çalıştı. Ertesi sabah yaralarına merhem sürülen askerlerin iyileşmeye başladığını gördü. Bir daha hiç kızgın yağ kullanmayacak ve büyük bir cerrah olacaktı.”

Yazarın bahsettiği genç hekim modern cerrahinin babası olarak kabul edilen James Bertrand Ambroise Paré’dir ve ateşli silah yaralarının tedavisiyle ilgili ilk kitabı kaleme alır (1510- 1590). Yine bir savaş cerrahı olarak kopan, kesilen el ve kol gibi uzuvlar için ortez ve protezler tasarlar.

16. yüzyılda Amsterdam’da yaşayanlar için idrar yolları enfeksiyonu ve mesane taşı çok yaygın hastalıklardandı diyor yazar. Sürekli rutubetli ve soğuk evlerde yaşamak zorunda kalan insanlar gece gündüz kalın kıyafetlerle yaşamak zorundaydı. Bu sebeple -normal şartlarda idrar temiz olmasına rağmen- kalın kıyafetlerle dolaşan ve yıkanmak için temiz su bulamayan Amsterdamlılar daha çocuk yaşlarda idrar yolları iltihabına yakalanıyor ve bu enfeksiyonda zamanla mesane kesesinde taşların oluşmasına yol açıyordu.

Başarılı bir mesane taşı ameliyatı

Amsterdam’da yaşayan demirci ustası Jan de Doot da bunlardan biriydi. Kendi mesane taşını çıkartarak tarihteki başarılı mesane taşı ameliyatlarından (litotomi) birine imza atmıştı. Nasıl mı? Biraz geriden alalım: Yıllarca ağrı çektikten sonra kahramanımız mesane taşını aldırmaya karar verir. Bu hiç de kolay bir karar değildir, çünkü yapılan bu ameliyat sonrasında hastanın ölüm riski % 40 civarındadır. Hem de bu buna iki defa katlanır. Ama nafile, iki operasyon da başarısız geçer. Dayanılmaz boyuttaki ağrıları hayatı zehir ettiğinden Doot, kendi derdine kendi merhem olmaya karar verir. Demirci atölyesinde kasığında açtığı bir kesik yoluyla mesanesindeki yumurta büyüklüğündeki taşı kendi eliyle almayı başarır. Elbette yarasının iyileşmesi için yine bir doktordan yardımın ihtiyaç duyar.

Buna nasıl cesaret edebildi diyorsanız cevabını yine kitapta bulmak mümkün. Zira 16. yüzyılda Amsterdam’da bir cerrahın çalıştığı ortam da demircinin dükkanından farksızdı. Sade bir esnaf kabul edilen cerrahlar ameliyatları patenciler, ahşap kunduracılar ve berberle aynı yerdeki küçük dükkânlarında yapıyorlardı.

Sterilizasyon ameliyatlardaki başarıyı artırdı

19 yüzyıl sonlarında hastalık yapıcıların miniskül tükürük damlacıklarıyla havadan bulaştığı keşfedilir. Böylece cerrahlar ameliyat esnasında maske takmaya başladılar. “19. yüzyılda insanların temizliğe dikkat etmesi hastalıkları azaldı. Sterilize etmek, yani yaradaki bakterilerin arındırılması ameliyatların başarısını artırmıştır. Hijyen kadar yaranın dikilmesi kadar dikiş de yeni bir tekniktir. Ve hastaların hayatta kalma ihtimalini artırmıştır.” diyor Arnold van de Laar.

Ayrıca bizi cerrahların her gün yüzleştikleri tatsız realitelerden de haberdar ediyor. Ona göre her cerrahın mutlaka neşter yarasından ölen hastası vardır. Herhangi bir tıbbi hata söz konusu olamasa bile… Ameliyatlardaki başarıyı cerrahın tecrübesi belirler ve her cerrah bu işi ancak ameliyat yaptıkça öğrenir.  

Kitaptaki ilginç bilgilerden biri de insanoğlunun yakalandığı varis, kasık fıtığı, basur, kalça aşınması, fıtık, mide yanması ve menüsküs yırtığı gibi ilk hastalıkların sebeplerinden birinin de iki ayak üstünde yürümesi.

Bir cerrah olmasına rağmen yazar oldukça kıvrak ve nüktedan bir kaleme sahip. Bu sebeple mide bulandırıcı ameliyat sahnelerini bile satırlara yedirilmiş ilginç bilgiler ve nükteler sayesinde bayılmadan, hatta eğlenerek okuyabiliyorsunuz.

Arnold van de Laar, Bıçak Altında, KUY.

Munise Şimşek

Yayın Tarihi: 03 Eylül 2019 Salı 09:00 Güncelleme Tarihi: 02 Eylül 2019, 10:46
banner25
YORUM EKLE

banner26